Koronaya çare Türkiye’de mi? -1- 

Dünyamızı kuşatan koronavirüs korkusundan, zararlarından kurtulmak için çırpınıp, duruyor; çareler arıyoruz... Deniyor ki, on milyon hastadaki koronavirüsün toplam ağırlığı beş gram kadardır. İbret nerede, nasihat nerede? Çare nerede?

İlaç, aşı, karantina çalışmaları sürüyorken, “Bayburtlu Lokman Hekim” diye anılan kardeşimiz Münir Bozkurt: “Zehiri ilaç diye sunan ve ancak öldüklerinde şifaya kavuşan, müşterileri üzerinden küresel bir soygun düzeni kuran Evangelist/Siyonist yapıya itirazım var” diyor. Kendisi korona tedavisini başarabileceğine inanıyor. “İnşallah, biiznillah” diyor. Bu süreçte kendisine başvuran 9 koronalı hastanın şifasına vesile olmuş. Kur’an nasıl müminlere şifa, Şafi de Allah-u Teala ise, tedavide kullandığı temel maddenin de bal ve birçok bitkisel karışımı olduğunu, bunun da yine tüm insanlar için şifa olduğunu söylüyor. “Hayat kitabımızda her şeyin beyanı var” (Nahl/89). Dayanakları da sağlam: Nahl/69, İsra/82. Özetle Kur’an ve bal şifadır.

Efendimize (S.A.V.) hem kitap hem de hikmet verilmiştir. “O (S.A.V.) hevasından konuşmaz.”

Baştabibimiz ((S.A.V.): “İki şifa vardır: Kur’an ve bal. Her derdin devası da yaratılmıştır. Ölüm müstesna. Tedavi olunuz” buyurmuştur. Kur’an’ın da, balın da yan etkisi yok. Şüphesiz ki Allah-u Teala ve Resulü doğruyu söyler. Lokman hekimimiz çok dertli. “Doktorun dertlisi olmak da ne fenadır” derdi, H. Şaban Efendi Hz. (k.s) 1986’dan beri “tıbbî nebevî/geleneksel tıp” alanında çalışmaları ve binlerce insana hizmeti biliniyor. Tıp eğitimi yok. Bu işi “hizmet” amacıyla yaptığına inanıyoruz. Ve de manen desteklendiğine... Karışımı her şeyden önce bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Haddini biliyor. “Ben yaptım, iyi ettim, yendim...” gibi hezeyanlardan kaçınıyor. Çünkü şifa verene, Şâfi’ye inanıyor. “Dr. ilaç her şey araçtır, vesiledir, sebeptir” diyor. Biz de bu işte hizmette vesileyiz” diyebiliyor.

Sahi Lokman Hekim Hazretlerinin hocası kimdi? Hangi tıbbiyeyi bitirmişti? “Allah dilediğine hikmeti verir.” Günümüzün tıbbi seviyesi Hz. Lokman (A.S.)? Hz. İsa’dan (A.S.) ne kadar geride değil midir? Yanlış anlaşılmasın. Tıp biliminin farz-ı kifaye olduğunu, önemine inanmamak mümkün müdür? İbn-i Sina kimdir?

Münür kardeşimiz 1986’dan beri hem hizmetini sürdürmüş, hem de önündeki “mevzuat” engelini aşmaya çaba göstermiştir. Yetkili makamlardan ilgi, hatta dua alabilmiş olmasına rağmen onların da “mevzuat” nedeniyle yardımcı olamayacaklarını çok görmüştür. Halen de görmektedir.

Korona olayı gündeme gelince kendisine fırsat/izin verildiği takdirde 15 gün içinde koronalı hastaları hastanede biiznillah tedavi edebileceğini beyanla durumu hem Sn. Sağlık Bakanı’na, hem de Sn. Cumhurbaşkanı’na birçok kanaldan sunabilmiş olmasına rağmen yine beklemededir. Öyle anlaşılıyor ki yine “mevzuat” engeli var. İyi de bu engeli kim koymuş, koydurmuştur, niçin? Kim kaldırabilecektir? Umarız Sn. Cumhurbaşkanımız bu engeli kaldıracaktır.

Biz, mevzuatın da koronavirüsün de arkasında aynı şer gücün (Siyonizm) olduğuna inanıyoruz. Mevcut ırkçı emperyalist/Siyonist küresel zulüm düzeninin tüm uluslararası kurum ve kuruluşları, yönetimleri, siyaseti, ekonomiyi, medyayı, parayı, silah ve ilaç sanayisini, DSÖ’yü, özetle her alanı etkileyebilmekte olduğu gerçeği artık biliniyor. Siyonizm’in birçok yöntemle dünyada nüfus planlaması yaptığı, tüm değerleri, havayı, suyu, toprağı, bitkiyi, tabiatı ifsad ettiği artık sır değil. Biz de bu küresel düzenin bir parçası olmak talihsizliğini yaşıyoruz. Her alanda konuda olduğu gibi sağlık/tedavi alanında da mevzuatımızı bu şer odağı belirliyor.

Onun ürettiği ilaçlarla tedavi olamıyoruz. Hastalıklar da suçluluk da giderek çeşitleniyor, yayılıyor. Siyonizm, tek çare İslami hükümleri engelliyor. Hem sağlıkla ilgili hem de tüm sorunlarla ilgili çarenin/çözümün/ilacın/dermanın İslam’da olduğuna inanıyoruz. Bizler Müslümanlar olarak hayat kitabımız Kur’an’ın, sünnetin bize hayat veren çözümler, reçeteler sunduğunu bunların da hak olduğunu anladığımızda iyileşmeye başlayabileceğiz. İlaçlar yasakken, nasıl sağlıklı olabileceğiz? Rabbimiz bizi “bize hayat verecek kitabına” ve Resulünün sünnetine çağırırken ve başka “nereye gidiyorsunuz” (Tekvir/26) çareler burada, çıkış, çözüm, adalet, barış, mutluluk burada (İslam) çağrılarını sadece okuyup geçmememiz en kısa zamanda icabet etmemiz için daha neyi bekliyoruz?  İslam’dan başka yol da, çare de yoktur.

Arı; vahiyle/vahye uyarak ne güzel örnek oluyor, bizlere? Çalışkan, üretken, yararlı, dert/sorun değil, şifa/çözüm taşıyan ve üstün bir düzen örneği sunuyor. Biz insanlar da arı gibi vahye uyabilsek/teslim olabilsek en güzel ilahi nizamı kuramaz mıyız?

İlaçlar, devalar belli olduktan sonra bize düşen bu ilaçlarımızı kullanmak değil midir? Raftaki, başucumuzdaki ilaçları kullanmadıktan sonra onlara inanmış, güvenmiş olabilir miyiz? İlaçlar, okunmak için mi üretilir?

Tüm dertlerimizin ilaçları Kur’an-ı Kerim’in şifa eczanesindedir. Allah ve Resulünün şifa olarak bildirdiği Kur’an ve balı, Siyonist küresel sistemin etkisindeki “mevzuat”  engelleyebiliyor. Kur’an hükümlerini yasaklatabiliyor. Balın da sadece bir gıda olduğunu,”ilaç” kapsamı dışında kaldığını söylüyor. Hangisi doğru, hangisi hak? Hangisi geçerli? Kamu yararı, insan sağlığı hangisinde?

Sn. Cumhurbaşkanımızın; TBMM’de Kur’an üzerine yeminini bile engelleyen; bize İstanbul sözleşmesini, zinayı, LGBT’yi, GDO’lu tohum ve gıdaları vb. virüsleri dayatan; ekonomi, hukuk, eğitim, diyanet her alanda önümüze çıkan engel bu “mevzuat” değil midir? Bu mevzuat kimindir? Kimin içindir? Kimin yararınadır? Niçindir? Sorularına cevap aramak ve bulmak zorunda değil miyiz? Ve bu zulüm temelinde çerçevesinde konan mevzuat, adalet temelinde değiştirilmedikçe iflah olamayız.

GDO’lu tohumların, gıdaların bağışıklık sistemimizi bozduğu gerçeği neden halkımızdan gizlenir? Hibrit tohum/genetiği değiştirilmiş tohumun 2006’dan beri dayatıldığı gerçeğini haykıran doktorlarımız var. Koronavirüs tedavisinde en önemli şeyin bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de biliniyorken... Burada da mevzuat karşımıza çıkıyor.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Derneği Genel Başkanı Kemal Özer: “DSÖ’nün eski uzmanlarından Peter Koenig’e göre, bu salgının bir amacı da çipli, ilaç ve aşıları yaygınlaştırarak, yani Davos’ta kararlaştırılan ID 2020’yi hayata geçirmek...” (Gerçek Hayat)

“Türkiye ivedi olarak ilaç ve aşı politikalarını değiştirmek, geleneğe dönmek, Osmanlı usulü aşı ve serum üretmek, bitkisel tabanlı ilaçlara geri dönmek zorundadır.” DSÖ’ye kim, neden güvensin?   

Merhum Hasan Karakaya da hem 29 Temmuz 2003, hem de 4 Aralık 2014 tarihli Akit gazetesindeki “Ayna”sında konumuzu gündeme taşımıştı. Kendisini bu vesileyle rahmetle anıyoruz.

Bu böyle gitmeyecek ve tuzakları, düzenleri, plan ve projeleriyle Siyonizm tarihin çöplüğüne atılacaktır. Zulüm kalıcı değil. Rabbimizin vaadi de var: Hem İsra Suresi’nin ilk ayetleri, hem de (Araf/167) bizi müjdeliyor. Ve biz Rabbimizin “düzenleri kuranların düzenlerini başlarına geçirecek” (Al-i İmran/54) ayetine de inanıyoruz. Sadık Muhbirimizin (S.A.V.) müjdelerine de inanıyoruz.

Ramazan-ı Şerif başladı. Sıla yapalım, arınalım, paylaşalım, dayanışalım, dualaşalım, bayrama kavuşalım inşallah.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Konu - Evet türkiyede de denebilir.

Londradan Dr. Nazir aslında ne kadar basit olduğunu iddia ediyor:

https://youtu.be/ZJIHwng5f2c

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 02 Mayıs 01:00


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?