Reklamı Kapat

Çaresizliğimiz zaferiniz olmayacak

Böyle söylemek isterdik. Timur’un fillerinden şikâyete giden heyetin başındaki hoca makama girip sözcü olarak şikâyetini dile getirmeye kalktığında, ardındakilerin gerisin geri topukladığını görmesek. Dönüp bize birkaç fil daha gerekli diyemeyiz. Ancak çoktan başı tutulmuş suların bizim bağlarımıza doğru akmayacağını, bizim etrafımızı yeşertmeyeceğini de biliriz. Yalnız ve çaresiz bırakıldığımız her an bizi bir koruyup gözetenin olduğunu; onun insana ve cümle yaratılmışlara haksızlık etmeyeceğini biliriz. Ona kulluk edenlerin ondan yardım beklemesi gerektiğini de…

Birkaç ay evvelinde kuyruklardan şikâyet edilmemesinden yakınırken, bugün o kuyrukların birer nimet olarak algılandığını görmek varmış kaderde. Kuyruk, bizzat asgari ihtiyacın kendisi oluvermiş ve biz orada bir yer edinebilmişsek ancak halimize şükredenler olmuşuz. İnsanlar, kendi yaşamları içinde zulümlü, işkenceli hapis hayatı yaşarken özgürlüğün güzelliğinden söz etmek zaten yersiz. Nihayet yaşam standartları ellerinden alınıp yeniden düzenlenen ve bu yeni düzenlenen hayatlarına hemencecik alışan insanlar zaten şikâyetsiz. Böylece biz, doğrunun ne olduğunu ve nasıl şekillenmesi gerektiğini sil baştan öğrenmeli, bıkıp usanmadan yeniden öğretmeliyiz. Üstelik öğrenmek ihtiyacını çoktan halletmiş, ununu elemiş eleğini asmış; ille de elek indirmek gerektiğinde onu kafamıza geçirmekten imtina etmeyecek yüreklere…

Sosyal devlet, insanlara geçinemeyecekleri kadar yardım eden, açık ifadeyle üçyüz beşyüz lira harçlık dağıtan devlettir! Halklar bunu benimser. Dilenci gibi sosyal yardım kapıları, telefonları, internet adresleri aşındırmaktan çekinmez. İhtiyacı vardır çünkü o ihtiyacın aslında hakkı olduğunu, dilenmeden, ısrarcı olmadan kendisine iletilmesi gerektiğini ayırt edemez. Evine gir denildiğinde girmiş, evinden çık dendiğinde çıkmış, tanka kafa at dendiğinde paletin önüne yatmıştır. Ekmek alabilirsin dendiğinde ekmek almaya gitmiş, uzun bir kuyrukla karşılaşmış, sıra kendisine gelinceye kadar fırında ekmek kalmamıştır. Yardım alabilirsin dendiğinde koşa koşa ismini yazdırmış, bu neyin nesidir diye sorgulamamıştır. Yardım alabilen yardımı edindiği yere minnet duyar. Şikâyet zuldür. Komşusu açken problem yoktur; komşusu o yardımdan edinmiş, kendisi edinememişse işte bu problemdir. Herkesin aldığı yerde bana neden yardım gelmiyor sorusunun davasını güder. 

Bunlar, çoğunlukla çareyi mevcut şartlar içinde aramaktan kaynaklanır. Mevcut şartlar bize dikte edilen, dayatılan şartlardır ki baştan bu şartlara itiraz edebilme dirayeti gereklidir. Her dayatılana olması gereken gözüyle bakan bir topluluk, dayatmaların farkına bile varmadan uyum sağlar. Uyum sağlamakla da kalmaz; itiraz edenler bizzat topluluk tarafından derdest edilir. Eskisi gibi olmayacağı söylenen dünyayı savunmak, onun ipuçlarını vererek meşruiyetini sağlamak gibi… Durum mücadele edilmesi gereken düşman saflarını sıklaştırmaktan, düşmanı daha kalabalık ve güçlü göstermekten öteye gitmez. Şartlar içinde aykırı bir tavır öne sürmeksizin ne yapılabiliri konuşmak gibi… Tanıdıklara online bağlanmayı dikte eden bir dünyaya online bağlanmayı savunmak gibi…

Muhtemelen bu âlemde aslan ekmeğini kendi kazanmaktan hiç vazgeçmemiştir. Onun fazlaca yorulduğunu iddia eden sofrasına oturanlar, yardakçılığını yapanlar, sırtlanlardır. Her tarafı sırtlanlarla çevrilmiş bir coğrafyada toprağın verimliliğinden, genç işgücünden, zengin maden yataklarından dem vurmak şartlardan vazife çıkarmaktan gayrı işi gücü olmayan sırtlanlara alan açmak demektir. Zira boşaltılan havaalanı deyiversek ihaleye çıktığını, bilmem hangi göl desek betona boğdurulduğunu, köyümüze dönelim desek büyükşehir ilan edilip giriş çıkışın yasaklandığını görmüşüzdür.

Biliriz ki kimse bizlere hak ettiğimizi vermez; her hak ediş aynı zamanda dişle tırnakla kazınarak elde etmeyi, edindiğini korumayı, koruduğunu paylaşmayı, istismara meydan vermemeyi gerektirir. Ayrıca hak edilenler, hakkımız olanlar, bizlere babamızdan kalmadığı gibi kimsenin babasının malı da değildir. Bilmem kaç araçlık konvoylarla, korumalarla, millete dönmeyen maddi imkânlarla berkitilen bir iktidar, bu insanların öz malıdır. Çarçur etmeye kimsenin hakkı olmadığı gibi, hak edilmiş şeyler üstüne car car etmek de kimsenin haddi değildir. Gün gelir, mallarını talan etmek için milletin ortasına bıraktığınız her bir filin hesabı sorulur. Şimdilik hortumunu milletin cebinde, sağlığında, kaderinde beklettiğiniz filler Allah’ın izniyle alayınızın üstünden geçecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?