Doğanın orucu

Kızılderili Reisi Seattle’ın topraklarının kendilerini satılmasını isteyen Amerika Başkanı’na yazdığı bir mektubundan bahsedilir. Doğayla insan arasındaki olması gereken ilişkiyle modern insanın doğayla kurduğu ilişkisini açıklayan örnek bir metindir. Öncelikli olarak bu metinden birkaç cümle paylaşmak istiyorum.

“Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O›nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.”

Oruç ayına girdiğimiz şu günlerde nasıl ki, insan ruhunun ve bedeninin arınması için orucu fırsata dönüştürüyorsak, doğayla olan irtibatımızı yeniden gözden geçirerek onun da kendini yenilemesine ve arınmasına fırsat vermeliyiz. İnsanlığın doymaz bilmeyen ihtirasının yükünü taşıyan doğanın biraz sükûnete ihtiyacı olduğu kesin. Çünkü günümüz insanı kendi arzuları için her şeyi tahrip etmeye teşne bir yapıya sahip. Doğal afetler sonucunda hatırlanan doğanın dengesi, bir süre sonra doğayı hoyratça kullanmayla gündemden düşüveriyor.

İnsanların hayatlarını eve sığdırmaya çalıştığı bu zamanlarda doğanın biraz nefes aldığını görüyoruz. Ozon tabakasındaki deliğin azaldığına ya da havanın temizlenmesinden kaynaklı görüş mesafelerinin arttığına dair haberler bunun en bariz göstergeleridir. Doğayla ilgili olarak insanlığı zorunlu bir diyete götüren bu süreci bir kenara not edelim. Bundan sonrası olması gereken insanın doğaya yaklaşımında gönüllü diyete gitmesidir. Yani doğanın oruç tutması ancak böyle olur. Bunun için doğayla insan ilişkisi sahiplik üzerinden değil emanet üzerinden kurulması önemli bir başlangıç olabilir.

Kızılderili Reisi’nin dediği gibi emanetlik üzerinden kurulan bu ilişki insanın doğayı kendi konforu için hoyratça kullanmasını engelleyecektir. Doğanın orucu ancak insanın konforuna dönük nefsini dizginlemesine bağlıdır. İnsan ihtirasına ve konforuna ket vurduğu müddetçe; doğanın orucu, kendisini insanın üzerine boca ettiği yüklerinden arındırabilir. Doğanın bu orucunu sadece insanın bitmek bilmeyen iştahı ve oburluğu bozabilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?