Bu musibet dönüm noktası olsun

İslam’ın ilk 7 yüzyılında Müslüman ilim adamları Mısır ve Yunan kaynaklarından elde ettikleri bilimsel bilgiyi kaynaklarına atıf yaparak kullanmış ve oldukça ileri noktalara taşımış, yaptıkları bilimsel çalışmalarla bugünkü bilimin temelini teşkil edecek çok sayıda buluşa imza atmışlardır. Sonraki süreçte İslam toplumlarının önemli bir kısmı dinin özünden uzaklaşmanın sonucu olarak dua, kader, tevekkül, sabır gibi kavramlara İslami anlayışa aykırı yanlış anlamlar yüklemiş ve bunun sonucu atalet ve tembelliğe sürüklenmiştir. Bununla birlikte dini ve beşeri bilimlerin ilk Müslüman âlimlerin aksine ayrı ayrı ele alınması ve Endülüs Müslümanları örneğinde olduğu gibi refah ve rahatlığın verdiği rehavet Müslümanların bilim alanında geri kalmışlığı sonucunu doğurmuştur.

Buna mukabil kendi aydınlanma çağını yaşayan Avrupa, Haçlı Seferleri ve ticari seferler yoluyla Müslümanlar tarafından yazılmış bilimsel eserlere ulaşmış ve bu eserlerde yer alan bilgileri Müslüman bilim adamlarının yaptığının aksine atıf yapmadan kullanma yolunu seçmiştir. (Her ne kadar içimizdeki Batıcılar bunu kabul etmese de bu gerçek bilimler tarihi üzerine çalışmalar yapan çok sayıda Batılı bilim adamı tarafından teyit edilmektedir.) Batı İslam kaynaklarından aldığı bilgiyi temel alarak bilimsel gelişmeyi maddi üstünlüğü elde etme arayışına aracı yapmıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler Batı medeniyeti tarafından maddi üstünlüğün tekmil edilmesi ve tahakkümünün devamlılığının sağlanması amaçlı olarak kullanılmıştır. Sanayi devrimi ve takip eden süreçlerle birlikte, bilim, teknoloji ve buna bağlı olarak maddi açıdan Batı ile İslam âlemi arasındaki mesafe oldukça artmıştır. Buna paralel olarak Müslümanlar sahada girdikleri savaşları da kaybetmiştir. Bu zahiri yenilgi durumunun sonucunda Müslümanlarda İslam tarihinde daha önce benzeri olmayan bir hastalık türemiştir: Galip gelen düşmana benzeme arayışı…

İslam coğrafyasında, Batı okullarında yetişmiş veya onların kaynaklarından beslenen sözüm ona aydınlar Batı ile aramızdaki mesafenin kapanmasının, ancak onlara benzeyerek, onlar gibi dinle ve manevi boyutu olan gelenek gibi normlarımızla bağımızı kopararak mümkün olacağını iddia etmiştir. Ancak İslam coğrafyasında bu propaganda çok geniş bir karşılık bulmasına ve bilimsel literatür, siyasi mekanizmalar, hukuki normlar ve kanunlar başta olmak üzere birçok alanda Batı’ya uymuş veya uydurulmuş olmamıza rağmen, bu durum söylendiği gibi bilim ve teknoloji alanında ilerleme sağlanmasına neden olmamıştır. Hatta Müslümanların her anlamda bağımlı, edilgen ve sömürülen pozisyonda kalmalarına sebep olmuştur. Çünkü teşhis yanlıştır ve buna bağlı olarak yanlış tedavi uygulanmıştır. Batı bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz nedenlerle aydınlanma yaşamak ve bilimsel gelişme sağlamak için din ve kilise ile arasını açmak ve karşıtlık inşa etmeye mecbur kalmıştır. Ancak bu Müslümanlar için gerekli değildir. Biz kendi aydınlanmamızı yaşamak için yeniden inancımıza, özümüze dönmek, kendi inanç esaslarımıza dört elle sarılmak mecburiyetindeyiz. Bilimler tarihinde iz bıraktığımız dönemlerin inanç esaslarımızı en doğru şekilde anladığımız ve yaşamaya gayret ettiğimiz dönemler olması bunun en açık kanıtıdır.

Peki, bugün ne yapmalıyız? Öncelikle kendi inancımız, medeniyetimiz ve değerlerimiz konusundaki aşağılık kompleksinden, yenilgi psikolojisinden ve yanlış reçetelerin bizi içerisine sürüklediği öğretilmiş çaresizlikten kurtulmak zorundayız. Bunu başardığımız zaman ufkumuz genişleyecek ve medeniyetimiz ve değerlerimizle insanlığa neler katabileceğimizi görebileceğiz. Hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Müslümanların bugün bilimsel açıdan eksikliklerini giderme iradesini ortaya koyacak olsa dahi, yola çok gerilerden çıkacağı ön kabulü doğru değildir. Bugün bilim hiç olmadığı kadar küreseldir ve insanlığın ortak malıdır. Dolayısıyla yaşanan tüm teknolojik, bilimsel gelişmeleri takip etmek, bilimsel verileri, yöntemleri, araçları, öğrenmek ve kullanabilmek mümkündür. Bilimsel bilgi kümülatif olarak artan bir nitelik gösterir. Nasıl ki Batılı bilim adamları İslam âlimlerinin belirli bir noktaya taşıdığı bilimsel bilgiyi alarak ilerletmişse, bugün bizim de bilimin geldiği noktadan yola çıkma ve daha ileri noktalara yürüme şansımız vardır.

Müslümanların bugünden sonra bilim ve teknoloji alanında varlık göstermeleri aynı zamanda insanlık açısından bir umut ışığı olacaktır. Zira bilimi maddi hâkimiyetinin aracısı yapan Batı, bunca bilimsel ve teknolojik gelişmeye rağmen insanlığı saadete ulaştıramamıştır. Tam aksine yaşanan teknolojik ve bilimsel gelişmeler önemli ölçüde insanlığın aleyhine kullanılmaktadır. Örneğin; birçok bilimsel çalışmada 5G teknolojisinin insanların özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlayacağı, 6G’ye geçiş yapıldığında insanın özgür düşünme gücüne müdahale edilebileceği iddiaları yer almaktadır. Dünyada hâkim olan ülkelerin savaşlarda kullanılmak üzere yapay zekâ sahibi canavar robotlar üretmeye ve bunlardan oluşan ordular kurmaya başladığı bilinen bir gerçektir. Buna bağlı olarak teknolojik gelişmelerin ulaşacağı noktalar ve kullanım amaçlarıyla ilgili kaygılar her geçen gün artmaktadır. Müslümanların bilim ve teknoloji alanına irfan ve hikmet nazarı ile yönelmesi bu gidişe dur denilmesi bakımından önemli bir fırsat sunabilir. O zaman teknoloji gerçekten Erbakan hocamızın dediği gibi “Allah’ın bir lütfu” olarak sadece insanlığa hizmet amacıyla kullanılan araç halini alacaktır. Bu nedenle insanlığın saadeti için Müslümanların bilim ve teknoloji alanlarında etkinliklerini artırmaları bir zorunluluk ve vecibedir. Bu vecibenin gereğini yerine getirmek için yaşadığımız süreci bir başlangıç kabul ederek hem bireyler olarak, hem devletler olarak harekete geçmeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Maruf - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?