Bir atasözümüz var: At sahibine göre kişner

10 Nisan’ın bitmesine 2 saat kala iki gün sürecek sokağa çıkma yasağının ilan edilmesiyle başlayan ülke çapındaki kargaşa ve alışveriş çılgınlığının “salgın”ı artıracağı iddiasındakiler, İçişleri Bakanlığı genelgesinin 9 Nisan’da yazılmış olmasını hükumet ve Bakan Soylu aleyhine kullanılacak delil sayılmasını istediler.

Neden ve niçinini biz izah edelim.

İstedikleri önemsenirse, kendileri de önemsenir sandıklarından, bu bir. İkincisi ise İçişleri Bakanlığı’nın genelge yazılan yeri, odası, makamı hakkında ilgileri olmadığından. En son ne zaman iktidarda olduklarını hatırlamakta zorlandıklarını söylemek de böylece bize düştü.

Bir hükumet dairesinde sekreter kızların ya da memurelerin resmi evrak yazdığı daktilolar vardır. İşte o daktilolardan birine kağıdı takıp genelge metninin eline ulşmasını bekleyen memure kızımız, zamandan kazanmak arzusuyla sayı ve tarih rakamları yazmıştır. Lakin d şıkkı, e şıkkı, f şıkkı gibi şıkları çok olan genelgenin daktilo mahalline ulaşması biraz gecikince, tarih mecburen önceki günde kalmıştır.

Aklı 9 Nisan’da kalan muhalefet yazarlarını bilgilendirmek ve sessizleştirmek için sayın İçişleri Bakanı’mızın bir gazeteciyle söyleşi yapması da çok önemlidir.

Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya “üzerinde çok durulan açıklamanın saati konusunu” sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sorduğunda “ikna eden, hatta düşündüğümü de onaylayan bir yanıt” aldığını yazmış 11.04.2020 tarihli ve “Bakan Süleyman Soylu: Yasağı o saatte açıklama nedeni” başlıklı yazısında.

İkna olan ve tıpkı sayın İçişleri Bakanı gibi düşünen gazetecimiz elbette bir tane olmaz. Neden Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya’ya verilmiştir demeç sorusuna cevabımız, kurada o çıkmıştır yahut demeçli makale yazma sırası ondadır gibi bir cümle olur.

Sayın Sarıkaya’nın ikna olduğu sayın İçişleri Bakanı demecini biz de aynen “ “içinde alıyoruz buraya. “Yasak kararını açıklayan ülkelerin hangi saatte aldıklarını hatırlıyor musunuz? Tecrübe önümüzde, erken saatte açıklasaydık, bazı ülkelerde gördüğümüz, izlediğimiz gibi marketlere akın olsaydı daha mı iyi olacaktı? Yağmalarcasına marketlerden tuvalet kağıtlarına, gıda malzemelerine nasıl hücum edildiğini bir hatırlayın. Böyle bir ortam çok daha mı iyi olurdu, yoksa daha mı kötü olurdu?”

ABD, İspanya, Fransa ve İtalya’da önceden açıklandığı için insanların süpermarketlere akın etmesine tanıklık eden sayın gazeteci Sarıkaya o ülkelerde yaşanan gelişmelergözden geçirilmiş, kitle davranışları incelenmiş de diyor ülkemizdeki karar öncesinde. Ve sonra haliylen “Meseleye bir de bu zaviyeden bakınca aslında kararın neden o saatte alındığı da anlaşılır hale gelir..” kesin ve keskin cümlesiyle de bitirmiş yazısını.

Bir itirazımız olabilir mi? Hayır! Daha doğrusu itiraz yerine bir gönül koymamız mı var sayın İçişleri Bakanı’mıza ve onu haklı bulan Muharrem Sarıkaya gazetecimize derseniz, cevabımız evet olur. Neden onların zaviyesinden bakalım?

Bu ülkenin insanlarına nasıl bakılacaksa öyle bakılsa ordan bakılsa, dersek, kimsede hata aramadan gönüllenmemizi de kayda geçirmiş oluruz.
Hem de birden fazla yerde sayın İçişleri Bakanı’mızın “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın bilgisi ve talimatları doğrultusunda..” açıklamalarının değerini de sormayız sayın seçilmiş gazetecimiz
Sarıkaya’ya.

Çünkü o, “kıymetli” olanları yazmaya devam edecekti. Takibimize takılmıştı ve bunu da ancak psikoloji bilimi ile açıklayacaktı, adından bahsetmese de..

Şunu demenizi istemeyiz şimdi: Evde kaldığımız bu hafta sonunda sen bizi sayın Muharrem Sarıkaya okuyucusu, hayranı, alışkanları mı yapmak istiyorsun? Hayır! Zira benim de kendimi oluşan psikolojik ve sosyolojik duruma karşı hazırlamam ve en az zarar hesabı yapmam gerek.

Düşman donanması Çanakkale boğazı’na yaklaşmış. Durduracak deniz gücümüz yok yahut yeterli değil. İstanbul’a gelebilirler telaşı saray’ı sarmış, padişahımızı çaresizlik çemberinde kıvrandırmakta.

Vezirlerini, kumandanlarını bir araya getirip kurtuluş reçetesi peşine düştükleri bir toplantıda, hizmet için orada bulunan ve “Halayık” sıfatı verilenlerden biri, padişahımıza özel sevgisi de olanlardandır, dayanamaz söze girer. Maksat vatan kurtulsun:

“Efendim! Yedikule surlarını hemen badana edelim. Düşman donanması gelip karşısına yerleştiğinde görsün ve şöyle desin: Bu surlar sağlam. Yıkamayacağımıza göre çekip gidelim.”

Padişahımız dinlediği bu tekliften sonra heyetinin yüzüne bakar ve ellerini açarak bir dua eder: “Yarabbi şu arabın aklını bir günlüğüne bana ver de bir gece olsun rahat uyuyayım.”

Herkesin bildiği bu kıssanın hisse paylaşımından sonra gelelim Sayın Muharrem Sarıkaya’nın 13.04.2020 tarihli Habertürk sitesindeki “Onur istifasını” tedavüle soktu, başlıklı yazısına.

Para, çek, bono gibi ticari tanımların hareketliliğini anlatan “Tedavül” kelimesine takılmadan sayın İçişleri Bakanı’mız Süleyman Soylu’nun istifasını ve istifadan döndürülmesinin manasını yazdığı bir, iki, üç paragrafından haberdar etmek istiyoruz sizleri.

“Onur istifası Yani siyasetçi yaptığı bir hatanın sorumluluğunu üstlenip, bunun gereği olarak görevini devretmesi, kendinden daha iyi yapabilecek birine imkann tanıması.”

Sonrası malüm. Kabul edilmeyen bir istifa var ortada. Fakat burdan çok önemli bir ders çıkarıyor sayın seçilmiş gazetecimiz Muharrem Sarıkaya.

“Bundan böyle iktidar veya muhalefette nerede olursa olsun siyasetçi toplumsal hafızada yeniden canlandırılan bu ilkeyi göz önüne alarak hareket edecek…

Çünkü yanlış yapan, hatasından dolayı ülke zararı yaratan bütün siyasetçilere ilk anımsatacakları, işaret parmağı ile gösterecekleri kişi Süleyman Soylu ve sergilediği duruş olacak…”

Yanlış yapmak, Ülke zararı yaratmak, bundan böyle vurgusundan da anlaşılacağı üzere geleceği kapsamaktadır. Zira Sayın Süleyman Soylu’nun açıklamaları üzerine “İkna olduğunu” bir önceki yazısında açıklamıştı sayın yazarımız Sarıkaya.

Evlerde kaldığımız bu tatil gününde insanımızı ferahlatan bir konunun bir gazeteci tarafından nasıl işlenmesi gerektiğine örnek olacak iki yazısından bahsederken, gönülden katıldığımız bir bir tesbitini de paylaşalım sayın yazarımızın. Yazılırsa bu kadar yazılır.

“Şu da açık ki, Soylu’nun sergilediği ‘onur istifasına’ karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gösterdiği ‘destek’ de bir o denli kıymetli.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Hayati Otyakmaz - Kaleminize ve yüreğinize sağlık muhterem yazarımız Necati Tuncer beyefendi…

Selâm, saygı ve dua ile.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 18 Nisan 21:06


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?