Reklamı Kapat

Türkiye’ye “bilgece” uyarılar

Bismillâhirrahmânirrahîm;

BAZI kardeşlerim, içinde bulunduğumuz musibetin büyüklüğünü hâlâ kavrayamadılar. Zarar, salgın süresiyle sınırlı kalmayacak. Sonrasında da tahribatın yaraları ile uğraşacağız. Dünya savaşları ölçüsünde bir yıkımla mücadeleye hazır olmalıyız. Bizi bekleyen sıkıntıları göğüslemenin yolu, milletçe “beraber olma”, “kaynaşma” ve “kenetlenme”dir.

BM eski Genel Sekreteri Ban Ki-Moon salgın konusunda “küresel dayanışma içinde olmak”tan söz etti. Sorumluluğunun şuurunda olanlar “küresel dayanışma ihtiyacını” kavramışken; biz hâlâ senlik-benlik kısırlığını sürdürürsek yazıklar olsun bize! Bugün “iktidar”; “muhalefet” değil; Türkiye olma zamanı.

Aziz milletimiz her defasında üzerine düşeni yaptı. Dolar krizi yaşandığında, “Elinizdeki dolarları bozdurun!” dendi; bozdurdu. Altın krizi meydana geldiğinde, “Elinizdeki altını satın!” dendi; emre uydu. 15 Temmuz darbe girişiminde, “Sokağa çıkın!” dendi; gözünü kırpmadan kendini tankların altına attı, darbeyi püskürttü. Şimdi görev “siyaset kurumu”nda. Salgında çaresiz kalan halk, şimdi “siyaset kurumunu” tek vücut olmuş, kenetlenmiş olarak görmek istiyor.

Sağlıklı işleyen hukuk devletinde her kurumun ve her kişinin görev, yetki ve sorumlulukları belli ve nettir. İktidar icraat makamıdır; muhalefet ise denetleme ve kontrol makamı. Her iki tarafın görev ve sorumlulukları diğerinden az değildir. Muhalefet bir ihtiyaçtır: Hem farklı fikirlerin konuşulmasına yol açar; hem de iktidarı kurallara uymaya çağırır. Keyfiliğe fırsat vermez. Trafik kuralları bellidir; ama trafik polisinin “kontrol ve denetimi” vazgeçilmezdir.

FİKİRDEN KORKMAYIN!

BU ülkede yaşayan insanlar, birbiriyle konuşabilecek, olayları birlikte müzakere edebilecek, uzlaşmacı bir olgunluğa sahip olmalı. Biz, Medine’ye geldiği zaman, hâkim topluluk durumundaki Yahudilerle de birlikte yaşamanın yöntemini bulmuş bir Peygamberin (s.a.v.) ümmetiyiz. Medine Sözleşmesi hepimize örnek olmalı. Korkmayın! Bir araya gelip konuşmak, karşınızdakinin görüşünde olmak anlamına gelmez.

Bu örnek yapıyı ülkemizde de kurabilmeliyiz. Farklılıklarımız “zenginliğimiz” olmalı. Olayları farklı pencereden bakabilmeliyiz. “O müminler, her sözü duyarlar; en güzeline uyarlar.” (Zümer, 18) İnsanların sağlıklı düşünebildiği barış atmosferinde doğru ve hikmetli sözler galip gelir. Kaos ortamında göz gözü görmez.

Düşünceden korkma! Sen daha güzelini ortaya koymaya bak! En son, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, salgını daha az zararla atlatabilme konusunda 14 maddelik reçete önerdi. En ihtiyaç duyduklarımızı şöyle sıralamak isterim:

*  Yaşanan bu büyük kriz; ancak birlik, beraberlik ve akl-ı selimle atlatılabilir. Lütfen ülkede huzur ve barış ortamını temin edecek bir dil ve üslûp kullanınız!

*  İsrafı durdurun! Milletin derdine çare arayın!

*  Torpil ve iltiması değil, ehliyet ve liyakati esas alın!

*  Diyalog ortamı oluşturun! Muhalefeti itelemeyin. Kucaklaşmayı deneyin!

*  “Evdeyim, ama açım” diyen insanlara şefkat ve merhamet elinizi uzatın!

*  Kriz ortamını siyasi fırsata çevirme çabasına girmeyin. Fırsatçılığa izin vermeyin!      

İŞİN SONUNU DÜŞÜNÜN!

İSLÂM dünyasının, gelişmemiş ülkelerin “acınası” hallerine bir bakın! Dışta, sömürgeci güçler onların hepsini yutmak istiyor; onlar ise içte birbirlerini! Siz robot değilsiniz! Allah size akıl vermiş, niçin düşünmüyorsunuz? Hiç değilse İslâm dünyasının “ağabeyi” durumundaki Türkiye uyanık olmalı;  bu görüntüden kurtulmalı. Unutmayın; “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter.” İslâm dünyasını uyandırma görevi bizim üzerimizde! Kardeşlerimizi sömürgecilerin kucağına itemeyiz.

Ey “siyaset kurumu”nun sorumluluğunu üstlenmiş bütün siyasiler! Varlık sebebiniz birbirinize “düşmanlık” değildir! İçinde bulunduğumuz dev sorunlar, sizleri beraberce çözüm aramaya zorluyor. Bunu beceremeyenlerin akıbeti “hayırlı olmaz”. Gelecek nesiller musibet döneminde bencil ve kibirli davrananları affetmeyecektir. Bu derekeye düşmemelisiniz!

Dr. Abdullah Sevim kardeşim, siyasi kimliğinden sıyrılarak feryat ediyor: “Gün meydan okuma günü değil; dayanışma günüdür.” Türkiye’deki salgın yüzde 60 İstanbul’u etkiledi. Abdullah kardeşim uyarıyor: “Tarafgirliği, partizanlığı bir kenara bırakalım. Bir İstanbul Partisi gibi hareket edelim.” İstanbul’un sorumluluğunu taşıyan, yüreği yanık bu kardeşimizin feryadını, “Türkiye olarak dayanışma halinde olmalıyız” şeklinde algılamalıyız.

Deprem İstanbul, Muğla, Van, Antalya, Aydın gibi şehirlerimizi yoklayıp durur. Başka karanlık senaryolar da konuşuluyor. Hâlâ birlikte “çıkış yolu” aramayacak mıyız?

Dünyada, salgında hayatını kaybedenlerin sayısı 1 milyonu çoktan geçti; Türkiye’de 2 bin eşiğinde. Ölenlere hürmeten bir araya gelin de; sağlık, dijital ortam, tarım, nüfus yoğunluğu gibi alanlarda millî, yerli çözümlere yönelin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Sütcü İmam - Soyumuzu bozan Allaha kafa tutan(haşa) uyuşturucu Baronları serbest kalıyor Millete meydan okuyarak geziyorlar Devlet 3 maymun oynuyor bırakın Allah aşkına.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Nisan 16:12


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?