Ad ve Semudca dillerinden tanıyıp da...

Göz dalması. Ne gelen var, ne giden. Konuklara kapanan kapılardı, korona.

Yolları gözlenenler gelememişti.

Gidilecek yerlere hasret kalınmıştı.

Bir koşu torun sevmeye gelenler dönememişti şehirlerine.

Yalnız başlarına kapı gözleyen gözü yaşlı eşleri kalmıştı.

Galiba koronadan kurtulanlar en fazla ahbap, dost, akraba görüşmelerine koşacaklar.

70 metrekarelik evlere sığmaya çalışanlar.

“Oğlan, kayınpeder, hanım, biz dördümüz.

Her birimize iki metre düşmezken böyle,

Ah bir bahçemiz olaydı.

Yatmaz mıydım ağaç kovuğunda.

Ya da İstanbul’da durduramadığım babamın.

Arapkir’deki bağında uyumaz mıydım bir hevengin dibinde”.

Diyen şairin gözünün takılı kaldığı komşu bahçedeki ağaç.

Akraba günleri mi düzenlenir, virüsten sonra.

Mahalle matineleri mi?

Sokak toplantıları mı yapılır.

Ahbaplar, arkadaşlar, akrabalar, akranlar çok özlendi.

İlle de cenazeler.

Ölümün acılığı daha fazla yaktı genizleri.

O taht misali musalla da, son saltanatını da kaybetti cenazeler.

Sükseli hayatların delikanlıları, fiyakalı yaşamın genç kızları, onca kalabalık çevrelerin mensupları üç beş kişiyle uğurlandı.

“Böyle mi olacaktı sonumuz” şarkısı gerçek oldu.

1900’lü yıllarda kalan, anne eli değmiş piknikleri anımsarken seksenlik kızlar, gözleri yaşardı.

Son çınarların altında, ipten salıncaklarda kahkahalar, bulutların yakasına karanfil olup takılırken.

Ihlamur kokulu nisanlarda evde yapılan şuruplarla, sarmalarla mesirenin son günlerinde.

Henüz köprünün demir aksanı yığılmamışken koruya.

Yazlık sinemalar, konser salonları, yasemen kokulu akşamları renklere bezerken.

Ateşin alınları kızıla çevirdiği tandır başları, küllenmiş saclardan yayılan katmerlerin mis kokusu kalmasa da; annelik genç bedenlerde özveri olup dile geldi.

Yeni yüzyılda bu kez doksanlık kızlar yazacak, annelerinin ekşi mayalı ekmeğini.

Berbere gidemeyen babaların, saç sakalını eşlerinin kestiğini.

Pofuduk bazlamaların, yine balkondan balkona uzatıldığını.

Sonraki asır, dinlerken şaşacak.

Hiç evden çıkmadan aylarca içerde kalan hayatlara.

Değişmeyen sadece Ad ve Semud davranışlarıydı.

Salih ve Hud peygamberlerin asırlar önce ağızlarını kapatmaya çalışan güruh hiç eksilmedi işte.

“Ramazan ertelensin” çığlıkları ile nasıl bir inanmama açlığını doyurmaktalar.

Orası hiç şaşırmadığımız rutin.

Bütün güzelliklerin yanına bırakılmış bir demet gülün en görkemlisini ne çok hak etmekte oysa oruç sahili.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?