“İnsanın dirisi de ölüsü de saygıdeğerdir” ama…

Bu günler gerek maddi ve gerekse manevi olarak bütün insanlık sıkıntı içerisindedir.  Ülkelerin an fazla para ayırdıkları alanların başında gelen savunma harcamaları hiç bir şekilde düşmanın sınırların içerisine girmesine ve kitlesel katliam yapmasına engel olamadı, halklarını korumaya yetmedi. Ellerinde dünyayı bilmem kaç defa yok edecek silahlar bulunan bu mağrur ülkeler, ancak özel cihazlarla görülebilecek olan ve adına “virüs” denen zerrecik kadar bile olmayan bir düşmana esir oldular. 

Dünyanın kabadayısı, ikiz kulelerine terör saldırısını “Müslümanlar yaptı” yaptı iddiasıyla intikam için iki İslam ülkesini işgal etti. Ama şimdi ölülerini insan onur ve şahsiyetine asla yakışmayacak bir şekilde sokaklarda paletlerin üzerinde folkliftlerle taşımaya mahkûm olmasına rağmen intikam alacak bir düşman bulamıyor.  Perişanlık, bitkinlik, korku, gelecek kaygısı hepsi bir arada tüm müreffeh toplumları kaplamış durumda.  Yaşlılarını artık üzerlerinde yük görüyorlar. Bunun için İtalya’da az sayıda solunum cihazı bulunması nedeniyle yaşlı hastalar ölüme terk ediliyor, huzur evlerinde unutuluyor. Aynı şeyi Almanlar “önce gençleri kurtarmak lazım” diyerek tekrarlıyor.

Hâlbuki insan hangi yaş ve hangi durumda olursa olsun mükerremdir, saygıdeğerdir.   Ona bu saygınlığı kazandıran, onun yaratıcısı Yüce Allah’tır. “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık.” (İsra, 70)  ayeti bu gerçeği açıklar. Bunun için de kim olursa olsun insana insanca muamele yapılması, ölüsünün de dirisinin de saygınlığının korunması lazımdır.

İnsanın ölüsüne de dirisine de sahip çıkılır. Ölümü, kefenlemesi ve defin işlemlerinin hepsi insana yaraşır bir şeklide yapılır. İş bununla da bitmez, mezarlıklar özel olarak koruma altında tutulur.  Ama bunlar batılı kafa için bir mana ifade etmez.  Batılı kafa insanın dirisine saygı duymuyor ki ölüsüne saygı duysun. Onlar için artık akrabalık bağı diye bir şey kalmamıştır. Aynı şehirde yaşayan baba-oğul yıllarca birbirlerini görmedikleri var. Niye sosyal devletmişler,  devlet yaşlısının, hastasının, düşkününün her tür ihtiyacını görüyormuş (!) Bu anlayış fıtrata ters olsa da şimdiye kadar bir şekil yürüdü. Ama işte bu salgın neticesi sistem çöktü. İnsanlar yine yaratılış gerçeğine uygun olarak birbirlerine ihtiyaç duymaya, akrabanın değerini tekrar hissetmeye başladılar. Nitekim basında meşhurların dilinden birbiri üstüne itiraflar gelmekte, “bu olay bize insanlığımızı yeniden hatırlattı” türünden ifadeler değişik ağızlarca telaffuz edilmektedir.

 Resûlullah  (s.a.v.):  “Bir zımniye eziyet eden Allah Resul’üne eziyet etmiş olur. Allah’ın Resulüne eziyet eden ise Allah Teâla’ya eziyet etmiş olur” buyurarak İslam devleti sınırları içerisinde yaşayan gayrimüslimlerin hayatına dahi ne denli değer verdiğini beyan etmiştir.   Diğer taraftan ashabından ehl-i kitabın ölüleri konusunda da gerekli itinayı göstermelerini istemiş, kendisi de buna dikkat etmiştir.   

Cabir b. Abdullah (r.a.) Asr-ı Saadet’ten şöyle bir olay nakletmiştir:

“Bir gün bulunduğumuz yerden bir cenaze geçti. Resûlullah (s.a.v.) cenazeyi görünce ayağa kalktı,  biz de kalktık. Sonra biz: “Bu cenaze bir Yahudi’ye aittir.”  dedik. Bunun üzerine Resûlullah  (s.a.v.):  “O da bir insan değil miydi?” diye buyurdu.  (Buhârî, Cenâiz, 49)

Başka hadis-i şerifte ise şöyle buydurulmuştur: “Cenaze gördüğünüzde, geçinceye kadar ayakta durunuz.” (Buhârî, Cenâiz, 47). 

Batılı değerlere sahip insan bu gün dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın tıpkı eski müşriklerin havasındalar. Onlar şöyle demişlerdi:  “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” (Casiye, 24)

Evet, onlar insanı sadece bu dünya hayatıyla sınırlayan ve ilahi iradenin insan ve evren hakkındaki tasarrufuna inanmayan bir inanca, bir hayat felsefesine sahiptiler. Ölümün de ancak zamanın geçmesi, ihtiyarlama sonucu olduğunu düşünüyorlar, ecel  diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorlardı. Onlar bu zanları üzere helak olup gittiler. Şimdi sıra modern dünyanın müşriklerinde. Onlar da acının bir kısmını tattılar. Uzun zamandan beri ilk kez kendilerini yalnız ve güçsüz hissettiler. Güvendikleri dağlara karlar yağdı.

İslam dünyasına gelince biz bir asırdan fazla zamandır zaten ölüp, ölüp diriliyoruz. Hastalık bizi yakalamaya fırsat bile bulamıyor.   Sadece Afganistan, Irak ve Suriye’de üç milyondan fazla Müslüman emperyalist kâfirlerce katledildi.  Daha kötüsü yok. Yine de bu gün ABD, İtalya ve İspanya olmak üzere batılı ülkelerde halkın çektiği perişanlığa bakıp “oh olsun” diyemiyoruz. Çünkü onlarda küresel emperyalizmin yani Siyonizm’in kurbanları…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?