Korona, fiil ve fail

Her fiil faili gerektirir. Fail olmaksızın bir fiilin olmayacağı akli bir ilkedir. Fail ile fiil arasındaki ilişkinin bir diğer versiyonu illet-malul ilişkisidir. Diğer bir deyişle eğer bir sonuç var ise muhakkak bir sebep var demektir. Sebepsiz olarak hiçbir zaman hiçbir şey vücuda gelmez. Ancak sebeplere sarılmak failin verdiği kararı her zaman etkilemez. Zira bizler yani müminler kadir-i mutlak ve muhtar bir Allah inancına sahibiz. Bu demektir ki pamuk ateşe yaklaştığında her defasında yanmıştır ancak bundan sonra da her seferinde yanacağının hiçbir garantisi yoktur.

Derdimiz illet-malul, sebep-sonuç kavramlarını tartışmak değil. Derdimiz son dönemde tekrar ortaya çıkan modernleşme ile kaybettiğimiz bir ilkeyi varlığa dair bir gerçekliği ifade etmek. Bu gerçek en veciz ifadesi ile: LÂ FÂİLE İLLALLAH’tır.

Evet, modern dönemler sebeplere sarılmanın verdiği öz güven, insanın yapabilirliğinin artması gerçek failin Allah olduğu gerçeğini unutmamıza neden oldu. Artık fiillerimizin sonucundan o kadar eminiz ki ne olursa olsun neticenin istediğimiz gibi olacağından eminiz. Bu eminlik bize hem kibir hem de güven veriyor. Kibir veriyor yapabiliyoruz, güven veriyor korunabiliyoruz.

 Oysa klasik dönemde bırak fiilin neticesinden emin olmayı fiili yapıp yapamayacağımız bile ihtimalli bir durumdu. Bir mümin için pamuk ateşe yaklaştığında yanar mı, sorusunun en doğru cevabı “İnşallah yanar” dır. Zira yanmama ihtimali her daim olmak zorundadır. Neticede yanıp yanmamasına kararı Kadir-i muhtar olan yaratıcı verecektir. Bırakın pamuğun yanıp yanmayacağını ateşe yaklaşması bile “İnşallah” kavramına bağlıdır. Bu bağlamda “İnşallah” sıradan bir cümle değil kişin acizliğinin farkına vardığı ve mutlak olana teslim olduğu ekseni ifade eder.

 Peki, neden böyle olduk? Allah’a olan güvenimiz mi azaldı yoksa kendimize olan güvende mi bir artış oldu?

Modern dönemde bilimin ve buna bağlı olarak teknolojinin artması insanı bütün sepeleri kontrol edebilir hale getirdi. Oysa meseleye sebepler karar vermez. Meseleye sebeplerin sebebi olan ve her sebebi var kılan Bar-i Mutlak karar verir. Ancak insan her aradığında binlerce km ile istediği gibi görüşebiliyor. Hasta olup olmayacağını doğruya yakın bir kesinlikle bilebiliyor ise buna rağmen sebeplerin sebebine ulaşması ve ona boyun eğmesi kolay bir idrak değil. Hele geleceğe dair ön görüde bulunabilme yeteneği insan için büyük bir başkaldırı büyük bir isyan sebebi oldu.

Son dönemde virüs salgını ile birlikte yeniden failin kim olduğunu veya olabileceğini karıştırmaya başladık. Oysa virüs bize insanın her şeyi kontrol edemeyeceğini bir kez daha gösterdi. Hatta çok aciz olduğumuzu hiçbir şey yapamayacağımızı gösterdi. Buna rağmen gelecek hakkında konuşurken hala gerçek failin kim olduğunu unutarak konuşuyoruz.

Yok milyarlarca insanı öldürecekler, dünyayı yok edecekler, herkesi köle edecekler, insanlara çip takacaklar, robotlar dönemi başlayacak, insan ırkı yok olacak vs. Bunları kim yapacak insanlar ya da azılı bir grup insan. Evet, böyle planları olanlar var ancak aramızdan birinin çıkıp bir dakika kardeşim demesinin vakti gelmedi mi?  Allah istemediği sürece bu bir grup azılı insan bırakın bunları yapmayı oturduğu yerden kalkamaz. İlkesel olarak önce bunu kabul edelim. Sonrasında bu tür planları olanlar ile sebepler dairesinde mücadele edelim.

Burada kritik bir durum var. Allah böyle bir şeyi isterse napacağız? Allah böyle bir şeyi isterse yani milyarlarca insanın ölmesini, dünyanın yok olmasını, insanların ekseriyetinin köle olmasını, robotların hâkim olması vs o zaman da mücadele edeceğiz. İnsana yakışanı yapacağız yani. İlahi iradenin son tahlilde neyi murat ettiğini bilemeyiz ancak ilahi iradenin dünya için insanlık için neyi emrettiğini biliyoruz. Hakkı ve Adaleti emrettiğini, insan için iyiliği ve güzelli gaye kıldığını kendisi son vahyinde bize bildirmektedir.

Hz. Musa ile Hızır kıssasını hatırlayınız. Hızır çocuğu öldürünce, duvarı yapınca, gemiyi delince Hz. Musa itiraz etmişti. Bâtında Hz. Hızır olayın hikmetini anlatmış ve haklılığı ortaya çıkmıştı. Oysa Hz. Musa haklı idi zira kendisine bildirilen son emir ve yasaklar listesinde suçsuz bir çocuğun öldürülmemesi gerektiği yazıyordu ve bu emre açık muhalif bir durumla karşı karşıyaydı. Yani kendisine verilene uymak zorunda idi ki onu da yaptı.

Tıpkı böyle bir durumla karşı karşıyayız. Olur da Allah insanlığın bir kaosa sürüklenmesi noktasında bir hüküm çıkarsa bile biz bu hükmün ve bu hüküm etrafında oluşan fiillerin hakiki failinin Allah olduğunu  bilerek insana yakışanı yapacağız yani mücadele edeceğiz.  O yüzden ne olacağında değil bizlerin ne yaptığından sorumluyuz. Olacak olan olacaktır bizler bu olacak olana karşı nasıl bir varı içerisinde olacağız önemli olan budur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?