Süreci lehimize çevirelim

Rasûlullah Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Sizden hanginiz canı ve malı emniyet içinde, vücûdu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir." (1)

Bu hadis-i şerîfte Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bize, dünyaya dalmak üzere olduğumuz şu zamanda hakiki zenginliğin ne olduğunu hatırlatıyor. İman nimetinden sonra Allah’ın (Azze ve celle) bize bahşetmiş olduğu en büyük nimet can ve mal emniyetiyle birlikte sıhhat ve afiyettir. Bunun ne demek olduğunu yaşadığımız şu günlerde çok daha iyi anlıyoruz zannediyorum. Bundan sebep, bu hadis-i şerîfin izâhı noktasında herhalde daha fazla bir şey söylemeye gerek yok çünkü hepimiz bu hadis-i şerîfin ne anlama geldiğini iliklerimize kadar hissederek yaşıyoruz. Allah’ın (azze ve celle) bize vermiş olduğu sayısız nimetlerin değerini ancak kaybettiğimizde anlıyoruz. Belki de, değerli olanın kıymetini hep geç anladığımız için kaybediyoruz veya geri kalıyoruz.

Her şeyin Allah’ın irâdesi dâhilinde gerçekleştiğine inandığımız şu günlerde hayatımıza anlam katan en büyük değerlerimizden mahrûm kalmış olmanın hüznü ve burukluğunu yaşıyoruz. Önce Kâbe’de tavafın durmasıyla birlikte âdete atan kalbimiz durdu. Ardından sırasıyla, cuma namazları, cemaatle namazlar ve nihâyetinde camilerimiz tamamıyla kapatıldı. En sevdiklerimizi bile ziyâret edemez olduk. Bir cümle kurmak istiyorum: ‘İstesek de camiye gidip namaz kılamıyoruz’!

Bir lahzâ durup bu cümleyi düşünmenizi istirhâm ediyorum. Peşine de kendimize şu soruyu sormak zorundayız; Allah (azze ve celle) bizi neden mahrûm bıraktı? Bu nimetleri neden elimizden söküp aldı? İşte, bu sorunun cevabını bulmalıyız ki; yeniden mahrûm kalmayalım. Kanaatimizce, bu durum, birçoğumuza ömür boyu her aklına geldiğinde içinin titreyeceği ‘bir musîbet bin nasihatten evlâdır’ kabîlinden ders vermiştir.

Allah (azze ve celle) bir ayet-i kerîmede şöyle buyuruyor: "Eğer şükrederseniz size olan nimetini artırırım. Nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir." (2)

Acaba şu günlerde bu ayet-i kerîmenin tecellisini mi yaşıyoruz! Allah (azze ve celle) bizi cezalandırıyor mu? Hz. Ali’ye sorulur: Başımıza gelen sıkıntılar imtihan mı? Yoksa ceza mı? Hz. Ali (radiyallahu anhu) cevap verir: "Eğer bizi Allah’a yaklaştırıyorsa imtihan, uzaklaştırıyorsa cezadır." O halde, siz karar verin. Şu an yaşadığımız bu süreç bir imtihan mıdır? Yoksa ceza mı?

*Belki de her ikisidir. İçinde imtihanı da barındıran ceza! Peki, biz bu cezayı hak edecek ne yaptık?

Kıyıya sürüklenerek can veren o küçücük çocuğun hesabı bu ümmetten sorulmaz mı zannettik? Bizden yardım eli göremediği için ellerini semâ’ya açan o kadar mazlûmun duası nereye gitti zannediyoruz?

‘Sizi Allah’a şikâyet edeceğim’ diyen çocuğun sesini Allah (azze ve celle) hiç karşılıksız bırakır mı?

Şu ayet-i kerîmenin tecellisini yaşadığımızı düşünüyorum: "Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder." (3)

Gelin bu durumu fırsata çevirelim. Kendimizi sorguya alalım. Unutmayın; her birimiz neyi eksik yaptığını çözerse Allah’ın izniyle önce insan sonra aile sonra toplum sonra da ümmet ferâha kavuşur.

Peki, ne yapmalıyız?

1. Evlerimizde kaldığımız şu günlerde her şeyden evvel, Allah (azze ve celle)’nin Musa (aleyhisselâm)’a buyurduğu gibi ‘evlerinizi namazgâh kılınız ve namazı edâ ediniz.’ (4)

Evlerimizi birer kıblegâh haline getirelim ve vaktimizi mümkün olduğu kadar ibâdet ile geçirmeye gayret edelim. Allah (azze ve celle) ile olan bağlantımızı gözden geçirip kendimizi bir iç muhâsebeye tâbi tutalım. Unutmayalım; Allah (azze ve celle)’nin vermek istediğine kimsenin engel olamayacağı gibi almak istediğini de kimsenin engellemeye gücü yetmez.

2. Şükredelim. Halimize şükredelim ki; Allah (azze ve celle), buyurduğu gibi bize olan nimetini artırsın ve bizleri azabından muhâfaza eylesin. Şükretmek, insanı tevazu sahibi yapar ve kalbini kibirden uzaklaştırır. Bir atasözü der ki; her kim kendini bir nimetin içinde bulur da şükretmez ise hiç farkında olmadan kendini o nimetin dışında bulur.

3. Allah’ı zikredelim. Allah (azze ve celle) buyuruyor ki; "O halde beni zikrediniz (anınız) ki ben de sizi zikredeyim (anayım)." (5)

Allah (azze ve celle) zikrettiği yani kendisinden bahsettiği bir kimseye hiç sıkıntı verir mi?

4. Rasûlullah Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm)’a salavât-ı şerîfeleri eksik tutmayalım. Rasûlullah Efendimiz’e salavât-ı şerîfeler getirmek sûretiyle O’nun hayatını hatırlayalım ve O’nun ümmetine layık olabilmek için Allah’a dua edelim.

5. İstiğfâr edelim. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm günahlardan ve kusûrlarımızdan Allah’a (azze ve celle) tevbe edelim. Başımızdaki bu sıkıntılı sürecin kalkması istiğfâr etmemize bağlı. Allah (azze ve celle) şöyle buyuruyor: "Onlar istiğfâr ettikleri sürece Allah, onlara azab edecek değildir." (6)

6. İmkânlarımız el verdiği kadarıyla sadaka vermeye çalışalım. İhtiyâç sahiplerine yardımcı olalım. Kendimizden daha muhtâç olanları bulup ihtiyâçlarını giderme noktasında gayret gösterelim. Ancak bunu kendimizden bile saklayarak gizli bir şekilde yapalım ki mükâfatı eksilmesin. Sadaka vermenin fazîleti hakkında bulunan ayet-i kerîme ve hadis-i şerîflerin yanı sıra Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyuruyor: "Gizli sadaka Rabbin gadabını/öfkesini söndürür." (7)

7. Ellerimizi tam bir acziyet içerisinde Allah (azze ve celle)’ye kaldıralım ve O’na dua edelim. Acziyetimizi bildirelim ki O, yüceliği ile bize merhamet etsin. Allah (azze ve celle) şöyle buyuruyor: "Bana dua edin, size icâbet edeyim." (8)

Bu saydığım maddelere ilâve olarak Yûsuf Sûresi'ni mealiyle birlikte okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Kıymetli hocamın ifâdesiyle, insanın hayatında ne sevinç ne hüzün, ne vuslat ne hasret, ne zorluk ne kolaylık, ne hastalık ne sağlık devamlıdır.

İnsanın ömrü halden hale geçerek biter.

Ne mutlu hastalıktan önce sağlığın, musibetten önce nimetin kıymetini bilip rabbine kul olanlara.

Unutmayın; bugünler de Allah’ın (CC) izniyle geçecek ve geride kalacak.

Yarın, bize sorulacak olan bu süreçte gösterdiğimiz iman ve teslimiyet örneği ve duruşumuz.

Bu günler hatırlandığında, duruşlarıyla gurur duyacakların olacağı gibi utanacaklar da olacaktır.

O gün, Müslümanca duruşlarıyla gurur duyacaklardan olabilme ümidiyle...

Allah’ın selâmı hepimizin üzerine olsun...

1- Buhârî, Edebü’l-Müfred, 300.

2- İbrahim, 14/7.

3- Şûrâ, 42/30.

4- Yûnus, 10/87.

5- Bakara, 2/152. 

6- Enfâl, 8/33.

7- Tirmizî, 664.

8- Mü’min, 40/60.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cihad Ayan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Ersoz - Cihad Hocama Allah iki dunya Saadeti versin Inshallah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Mayıs 10:32
01

İsmail Başer - Kalemine Saglik Cihad Hocam, sizleri tebrik ediyorum

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 09 Nisan 18:09


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?