…Sonrası

Muhayyile ya da imgelemin doğurduğu algılamayla, bugünlerde birey olarak insandan gruplara, topluluklara, toplumlara, uluslara, uluslararasına, devletlere ve devletlerarası varlıklara kadar bir ara-değişim durumu söz konusu gibi gözüküyor. “Büyük Gözaltı” yazısında, yaşanmakta olan salgının ortak bir duyarlık oluşturduğuna dikkat çekmiştik. Bu ortak duyarlığın, elbette soyut insan kavrayışı temelinde, salgın öncesi dünyanın dinamikleriyle değişkenleri üzerinde yeni bir takım değerlendirmeler yapabilme imkan ve fırsatının yolunu açabilme gizilgücünü (potentielle) beraberinde getirebileceği ihtimali bulunduğu ima edilmişti. Kuşkusuz bu bir şartlı akıl yürütme ya da en azından bir çıkarsama (istidlal)dır.İnsanın söz konusu olduğu her durum, en basit ve en kesin sonucu verir gözüktüğü hallerde bile, mutlaka en küçük bir unsurun bütünüyle farklı sonuçları doğurma ihtimalini içinde taşıdığıdır. Çünkü insan fizik varlığıyla bile, fizik yasalarına, doğal olguların tabi olduğu şekilde uygunluk göstermemektedir.

Bunun somut örneğini halihazırda karşı karşıya bulunulan virüs salgınında dünya ölçeğinde yaşamaktayız. İnceleme konusu olduğu tıp, biyoloji gibi bilimlerin ortaya koyduğu gözlemler, deneyimler ve veriler, insanların ve toplumların algılama dünyasında sarsıcı etkiler göstermektedir. Söz konusu bilimlerin elde ettiği verilerin gerçekliği, insanların ve toplumların, aynı zamanda devletlerin ve yönetimlerin algılamalarını göreceli bir hale getirmiş gözükmektedir.

Burada ilk göze çarpan ve üzerinde yeniden değerlendirmeler yapılmasını davet eden durum, insanın kendi kendine yeter bir varlık olduğu önermesinin, bırakınız kesinliğini, şart ve unsurlarının daima değişik sonuçlara açık olduğudur. Öncelikle insan, şu birkaç günlük “evde kal” önerisinin de gösterdiği gibi, varlığını ve hayatını sürdürüp kurmada bir temel değişkenin vazgeçilmezliğini, ihtimal derinden algılamış olmalıdır. O da, bir diğer insanın varlığıdır. O diğer insan, velev ki düşmanımız olarak tanımladığımız bir varlık olsa bile, o olmadan kendi varlığımızın ve hayatımızın kurulmasının ve sürdürülmesinin adeta imkansız hale gelmesi olgusudur. Bundan, en azından ahlaki özne olarak tanımlamak durumunda kaldığımız kişiliğimizin dayanağı olması gereken bir ahlaki ilke, kural ya da erdem olarak diğerkamlık veya özgecilik ilkesi veya erdemidir. Hayatımıza, hattı hareketimize ilke ve ölçü olarak alacağımız özgecilik, diğer insanın varlığını, kişiliğini, hayatını, duygu ve düşüncelerini kendi başına bir değer olarak algılamamıza yöneltir bizi, hiç değilse yöneltmesi beklenebilir. Gerçekteyse özgeciliği, diğer insanı, salt insan olarak kabul etme düzeyine, yani ahlaki kişilik olgunluğu ve yetkinliğine eriştiğimizde, kendi varlığımızı, kişiliğimizi, hayatımızı yeni bir bakış açısıyla algılama ve kavrama imkanına kavuşmuş oluruz.

Bu basit gözlemi, bireysel konumdan çıkarıp toplumsal, siyasal, özellikle de hep insanın varlık hikmetinin kavranılmasında en güç aşılır engel oluşturan iktidar olgusu çerçevesinde irdelemek istersek, ihtimal bütünüyle farklı, kökten oluşmuş yanılgın bir algılamayı düzeltme imkan ve fırsatına ulaşılabilir.

Ne var ki, insan dediğimiz varlık, kendisi diğer birçok canlıyı, sözgelimi vahşilik ile nitelendirip suçlamasına rağmen, doğadaki en “vahşi” örnekleri gerçekleştirmekte, ortaya koymakta geri durmamaktadır. Hele bir de iktidarı, gücü (maddi ve manevi) elde etmişse, diğer insanların, toplumların karabasanına dönüşmekte, başlı başına bir “bela” olmaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?