Yüce Allah’ın bir kaderinden diğer bir kaderine kaçıyoruz

Hz. Ömer (r.a.)’ın hilafeti döneminde, hicretin 18. senesinde çok korkunç bir salgın hastalık ortaya çıktı. Kaynaklar bunu Amvas vebası olarak isimlendirmişlerdir. Amvas denmesinin sebebi olayın Amvas denen mevkide meydana gelmesinden dolayıdır.

 Amvas, Kudüs ile Remle arasında yer alan küçük bir yerleşim birimidir. Hastalık ilk kez burada ortaya çıktı ve Şam bölgesinde yayıldı. Amvas taunu bu dönemde Müslümanlarla Rumlar arasında meydana gelen bir savaştan sonra ortaya çıkmıştı. Çünkü bu anda savaşta çok sayıda insan ölmüş ve cesetlerin bozulması sonucunda mikroplar havayı da bozmuştu. Bunun sonucu olarak da salgın hastalığı ortaya çıkmış ve yayılmıştı.

Hz. Ömer (r.a.) hicri 18. yılında Şam’ı ikinci kez ziyaret etmek istedi. Yanında muhacirler ve Ensar’dan bazı kimselerle Şam ve Hicaz sınırı olan Serğ’e kadar gelince ordu komutanlarıyla karşılaştı. Ebu Ubeyde bin Cerrah ve arkadaşları Hz. Ömer’e “Şam’da veba ortaya çıkmıştır” dediler. İbn Abbas rivayetine göre; Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Bana muhacirleri çağırın.” Muhacirler gelince onlarla Şam’a girip girmeme konusunda istişare etti. Muhacirler bu konuda ihtilafa girdiler. Bazıları, “Biz önemli bir iş için çıktık, dönemeyiz” dediler. Diğer bazıları, “Ya Ömer seninle beraber, Resûlüllah’ın ailesi ve ashabından kalan bir kısım insanlar var. Biz senin bunları veba içine atmanı uygun görmüyoruz” dediler.

Hz. Ömer (r.a.), Muhacirlere “Yanımdan çıkın” dedi. Sonra “Ensarı çağırın” diye emretti. Hz. Ömer (r.a.) onlarla meşveret etti. Onlar da muhacirler gibi ikiye bölündüler. Hz. Ömer (r.a.) onlara da “Yanımdan çıkın” dedi. Sonra, “Mekke fethinden sonra bu bölgeye hicret eden Kureyş ileri gelenlerini çağırın” dedi. Ben onları çağırdım. İki adam hariç onlar bu konuda ihtilaf etmediler. Dediler ki: “Biz senin milleti geri çevirmeni, onları vebaya atmamanı uygun görüyoruz.”

Bunun üzerine Ömer (r.a.) milleti çağırdı. Onlara, “Ben geri dönüyorum” dedi. Onlar da geri döndüler.

 Buna mukabil Ebu Ubeyde (r.a.): “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsunuz?” dedi.

Hz. Ömer (r.a.) bu itiraza şöyle cevap verdi:

 “Keşke bu sözü senden başka biri söyleseydi! Evet, biz Allah’ın kaderinden Allah’ın başka bir kaderine kaçıyoruz. Görmez misin? Eğer sana ait develer bir tarafı yeşil, diğer tarafı kıraç olan bir vadiye girseler, sen de o develeri yeşil veya kıraç tarafa yönlendirsen, bu yönlendirme Allah’ın kaderiyle gerçekleşmiş olmaz mı?” dedi.

İbni Abbas rivayet ediyor: Bundan sonra Abdurrahman İbni Avf geldi. O bir ihtiyacı için dışarı çıkmıştı. Dedi ki: “Bu konuda yanımda önemli bir bilgi var. Ben Resûlüllah (sav)’in şöyle buyurduğunu işittim:

 “Bir memlekette vebanın çıktığını işitirseniz oraya girmeyiniz. Eğer bulunduğunuz memlekette veba çıkarsa, oradan kaçmayınız.”

İbn Abbas (r.a.) diyor ki:

“Bu söz üzerine Ömer, Allah’a hamd etti ve oradan ayrıldı.” (Buharî, Tıp, 21; Müslim, Hadis No: 2219)

Evet, biz kullara düşen sebeplere sarılmak, üzerimize düşen görevleri yerine getirmektir. Müslüman tedbirsizlikle ne kendisini ne de başkasını tehlikeye atamaz. Ama bazen bütün tedbirler boşa çıkabilir. İşte o zaman da rıza ve tevekkül ehli olmak lazımdır.

 “Yeryüzünde ve nefislerinizde baş(ınız)a gelen hiçbir musîbet yoktur ki, mutlaka onu yaratmamızdan önce bir kitabda (Levh-i Mahfûz’da) yazılı olmasın.” (Hadîd, 22)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?