Eski kitapları karıştırmak

Bir önceki yazımda eski defterleri karıştırmaktan bahsetmiştim, sıra eski kitaplara geldi. Kütüphanemin tarihi bir hayli eski sayılır. Ayıklaya ayıklaya özünü bulmuş bir kütüphane sayılabilir benimkisi. Eski kitabım çok. Eski dedimse sadece eski tarihli değil okuna okuna eskitilmiş kitapları da kastediyorum. Seksenli, doksanlı ve iki binli yılların kitapları kendilerine özgü karaktere sahip. Dönemsel anlamda bir zihin yoklaması yapmak mümkün.

1984 yılında satın aldığım İlim Ve İdeoloji kitabını 2000 kuşağı bilmez. Saadettin Elibol desem yine bir şey uyanmaz zihinlerinde. Sonra yine Elibol’un aynı tarihlerde alıp okuduğum Sınıfsız Dünya kitabından bahsetsem sözümün müşterisi olacağından emin değilim. Beşir Ayvazoğlu’nun altlarını çizik çizik edip kenarlarına notlar düştüğüm Aşk Estetiği kitabı bugün de adından söz ettiren bir kitap. Beşir Ayvazoğlu’nun tam 38 yıl evvel 29 yaşında iken yazdığı oldukça sağlam bir kitap. Seksenli yılların okuyucusu Beşir Ayvazoğlu’nu bu kitapla tanımıştır. Bu kitaptan bir yıl sonra Ayvazoğlu Gülnâme isimli bir şiir kitabıyla çıkmıştır okuyucusunun karşısına.

İhsan Sezal ismini içimizde ancak yaşı 40’ı geçmişlerimiz hatırlayacaktır. Kütüphanemde onun iki kitabı var; ilki 1981’de neşredilen Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar diğeri ise 1996’da Esra Yayınları’ndan çıkan bir şiir kitabı: Alaca Dünya. İhsan Sezal’ın Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar kitabını 1883’te alıp okumuşum, Alaca Dünya’yı ise çıktığı tarihte 1996’da. Necmettin Turinay’ın Geleneğin Dünyası Yeniliğin Ufukları kitabını genç okurlardan kaçı bilir? 1983’te çıkan bu kitabı 1986 yılında alıp okumuşum. Okumuşluğumun delili olarak kitabın satırlarının çizik çizik olmasının yanı sıra sahih yıpranmışlığını gösterebilirim. Necmettin Turinay, Beşir Ayvazoğlu, İhsan Sezal ve Saadettin Elibol’un sözünü ettiğim kitapları seksenli yılların bereketli ikliminde o zamanın Birlik Yayınları’ndan çıkan kitaplar.

Silahların konuşup düşüncenin susturulduğu seksenli yıllarda böylesine entelektüel seviyesi yüksek sıkı kitapların çıkması gerçekten üzerinde düşünmeye değer. Bu kitaplar bize ayağımızı bastığımız toprakları iyi tanımamız gerektiğini öğretti. Memleket realitesini ıskalamamak gereğini fark etmemizde yardımcı oldu. Benim kuşakta okuyan arkadaşların kütüphaneleri sahip olduğumuz fikir dünyasının yanı sıra duygu ikliminin de turnusol kâğıdı gibidir. Raflar arası bir gezintide hangi düşünce aralıklarından geçtiğimizi yakalamak zor değildir.

Eski kitaplarla oldum olası bir dostluğum vardır. Gençliğime tanıklık etmişlerdir ne de olsa. Çatışmalarımı, çelişkilerimi, pişmanlıklarımı, öfke ve sevinçlerimi en yakından gözlemleyen onlardı. Ders kitaplarından kaçıp ders dışı kitaplara sığındık. Fikir fukaralığının volta attığı bir zamanda düşük gramajlı kafaları abartarak mutlu olmaya çalıştık. İyi ki Cemil Meriç üstad, “İdeolojiler idraklerimize giydirilen deli gömlekleridir” diye zamanında söylemiş. Bu sözün gölgesine sığındık. Başka şeyler de okumaya başladık. Ufkumuzu açan hep bu başka şeyler oldu. Evde oturmayı sevmeye de o vakitler başlamıştık.

Dışarıda bugünkünden çok farklı görünür görünmez virüsler vardı. Şayet duvarlarına yaslı kitaplar varsa dört duvar arasında sıkılmamayı öğrendik. Bazı kitapların art arda yeni baskıları oldu; bazı yazarların da güncel baskılarını gördük. Hem de geliştirilip gözden geçirilmiş son baskı idiler. Bir kısım yazarın ise hiç baskısı olmadı. 12 Eylül’le birlikte baskılar arttıkça baskılar azaldı. İnsanlardan evvel kitaplar mahkûm edildi. Ne de olsa bu iç içe geçmiş sayfalar yazarına yardım ve kitaplık yapıyorlardı. Yardım ve yataklık gibi bir şey.

Seksenlerden kalma kitaplarım daha bir şefkate ve ilgiye muhtaç gibidir. Dönüp dolaşıp sayfalarını merhamet nazarıyla süzer kapağına şefkatle dokunurum. Seksen ve doksan kuşağının hayal kırıklıkları o dönemin kitaplarında vücut bulmuştur. 12 Eylül ve 28 Şubat aynı zamanda okuyan beyinlere karşı bir kalkışmaydı. Belli bir süre kitaba süresiz ev hapsi verilse de 2000’li yıllar yeniden kitabın evden çıkıp ayağa kalktığı yıllar oldu. Uzun süredir kitaplarla yüzleşemeyen birçok kişi öyle sanıyorum ki bu meşum korona günlerinde kitaplarla ve tabi ki sahip olduğu düşüncesiyle benim gibi hesaplaşma fırsatı bulmuştur. 2000’li yıllar kitabın yeniden ayağa kalktığı yıllar olduğu kadar yalancı okuyucu ve yalancı kitapsevici kalabalıkların artış gösterdiği yıllar oldu. Bu kişiler sadece popüler, isimleri dolaşımda olan kitaplardan ve yazarlardan sağda solda bahsederek okumadan da söz sahibi olunabileceğinin örneklerini vermeye çalışırlar. Bu tip kişilerin yazar, editör ya da stratejist veya siyasi analizci olduklarını sıklıkla görebiliriz. Şimdi bakıp bakıp da raflardaki kitaplarıma şöyle diyesim geliyor: Ey kitap dağlarım! Ben sizi saman kâğıdı sanıyordum meğerse siz zaman kâğıdıymışsınız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?