Kıyamet mi kopar?

BUNCA zulmün, haksızlığın, yolsuzluğun olduğu bir dünyada kıyamet kopmamışsa, bir salgın hastalık dolayısıyla da kopmaz. Yani kıyamet kopmak için sizin başınızın belaya sarmasını beklemez. Şimdiki zaman, güneşli güzel günlere inanan insanların o inancını sınamaktadır. Pekâlâ, bir öncesinde de aynı şeyler olmuş, insanlar hastalıktan ölmemişse açlıktan, soğuktan, savaştan, yokluktan ölmüş veya öldürülmüştür. Ölüm oranlarının arttığı durumlarda kıyamet beklentisi muhtemelen yüksek bir egoya sahip olmanın neticesidir. Zira dert edilen, kişinin bizzat kendi sağlığıdır. Sadece dışarı çıkmamak suretiyle kişi ancak kendini, ailesini korumuş olur. Ne zamana kadar? Dışarı çıkmaya ihtiyaç duyuncaya kadar. İhtimaldir ki şu an evlerine sığınan insanlar, ihtiyaçlarını en aza indirmeye uğraşıyordur. Oysa asgari ihtiyaçlarla iktifa etmek doymak bilmez iştahlar için en büyük zulümdür.

Bu tür zamanlar, sorumlu diye anılan sorumsuzluk abidelerinin yeşillenme mevsimidir. Hemen her akşam çıkıp ölüm raporları okumaktan başka işlevleri bulunmaz. Depremde, maden göçüğünde, selde ve sair afetlerde gördüğümüz cenaze levazımatçılığı kurumu, halk nezdinde hiçbir zaman tanımlanmamış görevini yerine getirmektedir. O görev ölü sayısı bildirmektir. Değilse insanların görevini yaptığını zannettiği yetkililerin tam olarak ne yaptığı sorgulanır. Gerçi bunlardan insanlığın iyiliğine yönelik parmaklarını oynatmaları beklenemez. Parmağın oynayacağı şey, tam da eski bir meclis başkanının eski bir damada gösterdiği gibi birtakım yardımları hacılamak işlevidir.

Kıyamet kopmak için ne insanların zorda kalmasını bekler, ne bir derde duçar olmasını. İnsanların insanlıktan çıkmasını; değerlerini kaybetmesini, kendisinden başka kimseyi düşünmez hale gelişini gözetler. Böyle bir yola girmedikçe sorun yoktur. İnsanlığın çoktan beridir böyle bir yola girmediğini iddia etmekse ahmaklıktır. Nitekim daha dün mülteci kovmak için sınır kapısı açmaya kalkan; çocuk, hamile, suçsuz demeden hapislere tıkan; sınır korumak bahanesiyle bir başka devletin topraklarında yer tutmaya çalışan; insanları işinden edip icabında taş yesinler, ağaç kemirsinler gibi önerilerde bulunan; hatta acırsanız acınacak hale gelirsiniz diye sloganlar savuran aynı varlıklardır. Tüm bunlarda salgın hastalığa maruz kalan halkların dahli nedir? Bunlar olurken hiç kimse sesini çıkarmamıştır. Sesini çıkaranların sesi kesilmiş, aynı zulme maruz bırakılmış; kalanlar ise zulmün şakşakçılığını gönüllüce üstlenmiştir. Her gün daha kötüye giden insanlık durumu için iyiliğe yönelik küçücük bir adım atmaktan; iyiye, güzele, doğruya onay vermekten imtina etmiştir. Muhtemelen bu tufan havası dağılıp karaya çıkınca da aynı tavrı takınmaktan çekinmeyecektir.

Sistemlerin haksızlıklar üzerine kurulduğunu söylemek için göbeğini çatlatanlar haksızlığa maruz kalmaya mahkûmdur. Onları mahkûm eden sistem de değil, köleleştirdiği, boyun eğen, statükoyu nimet zanneden insanlardır. Ellerine fırsat verildiğinde bir diğerini bir kaşık suda boğmaya çalışan bu yardakçılar, her kötülüğü sistemin mahkûm ettiklerine, ezdiklerine, itin boşaltım sistemlerine sokuşturup geri çıkarmadığı ve kendisini savunacak mecali kalmamışlara izafe etmektedir. Zulmetmekten haz duyan bir kifayettir bu. Güç kimde ise ve güç her ne ise onun yanında konumlanmaktır. Haksızlığı, adaletsizliği, zulmü hak görmektir. ‘Bu fırsatı bize Allah verdi, o halde kullanalım’ diye düşünmektir. Bu denli hasta insanların uğultusu değil herhangi bir virüs, veba salgını olsa bastırır.

Gün gelip memleket ve tüm dünya bahara çıkınca zalimler zulmüne kaldığı yerden devam edecektir. Hoş zulmün kaldığı, duraksadığı bir yer de yoktur; varoluşlarını kötülük işlemeye hasredenler an be an çalışmakta, krizi fırsata tebdil etmektedirler. İmkân sahipleri bu ortamda dahi insanlara ne satabiliriz, nereden köşe olabiliriz hesapları yapmakta; insanlığı kuşatan kaosun ve ölümün çok uzağında konumlanmaktadır. Dualar onlara yönelmedikçe, yok oluşları âlemlerin Rabbinden talep edilmedikçe, müstakil olarak insan sağlığına yönelik belanın defi için eller ve gönüller semaya uzandıkça daha azgın, daha görkemli, daha tumturaklı belalar yakamızı bırakmayacaktır. Çünkü bela başımızdadır ve her kaos ancak onun yerini berkitir. Gayrı kaostan beslenmek tabiri bile yersizdir; düpedüz kötülükten, kandan, ahmaklıktan beslenen bir zulüm çarkı insanlığa dair kalan emareleri öğütecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?