Bir bakana bu kadar ilgi... Neden?

Koronavirüs Çin’de baş gösterdiğinde, bütün dünya bu virüsü önce “Çin’in meselesiymiş” gibi gördü. Korona, Çin’in sınırları içerisinde kalacak bir sağlık krizi sorunu sanıldı. Birçok ülke gibi biz de farklı düşünmedik. Taa Çin’de bir virüs çıkmış, adına da korona denmişti. O kadar. Dünya için ve bizim için bir virüs adı olmaktan başka şey ifade etmiyordu 2019’un sonlarında.

Peki ya şimdi?.. ‘Şimdi’ye sonra dönelim; önce korona kapımızı çalmadan önceki süreci hatırlayalım.

* Koronavirüs Çin’de çıkınca, kendimize çok uzak zannettik.

* Gazetelerde küçük küçük haberler ilişti gözümüze kimi zaman. Bazen de ekranlarda alt yazı olarak görebildik koronavirüsü.

* Biraz haber değeri taşıdıysa, o da koronavirüse enfekte Çinlilerin dövülerek ambulanslara binmesi gibi, daha çok; dikkat çekici, magazinsel konulardı.

* Medya, koronayı “çekik gözlü” ilan edince, Çinli korona, sosyal medyada da mizahi ve magazinsel paylaşımlar olmaktan kurtulamadı.

* Bir zaman sonra Çin’den gelen kargolar The Simpsons adlı çizgi filmle gündemimize girdi. Çizgi filmin 1993 yılındaki bölümlerinin birinde Asya’dan (çekik gözlülerin) gönderdiği kargodan The Simpsons’ın yaşadığı şehre salgın virüs yayılıyordu.

* Şubatın ilk günlerinde “Çizgi filmler geleceği önceden nasıl görebilir” gibi kurgusal merakların peşine düşmüştük, her zamanki gibi. Ve tabii Çin’den gelecek kargolarımızın durumu “ilk endişe kıvılcımımız” oldu.

* The Simpsons vesilesiyle komplo teorileri üzerine yazılar yazıldı, ateşli TV programları yapıldı. 

* Nihayet koronanın biyolojik silah olup olmadığını da derin derin tartışmaya başladı uzmanlarımız. Yeni virüs, Amerika ile Çin arasındaki ekonomik savaşın bir ürünü müydü? Tahliller, analizler, yorumlar... Çok bilmişlik satıyor, çok bilmişlikte boğuluyorduk.

* Bizler mizah, magazin, komplo üzerinde yoğunlaşırken; bu yoğunlaşma iklimi koronavirüs tehlikesini görmemizi engelleyecek perde olacaktı.

* Koronanın Vuhan’da dehşet saçtığını biliyor, Pekin’in aldığı sert önlemleri konuşuyor, ama bir gün bizim de kendisiyle tanışacağımızı hiç varsaymıyorduk. Bu illetin bir gün bizim ülkemize, bizim şehrimize, bizim mahallemize, bizim sokağımıza geleceğini kimse aklının ucundan bile geçirmiyordu. Çin yapımı bir film izler gibi izliyorduk. Filmin adı: Korona Dehşeti!

* Sadece biz değil, diğer devletlerin ve dünyanın diğer halklarının da neredeyse tamamındaki hava buydu.

* Önce İran’la “N’oluyoruz!” dedik. Korona endişesi ilk kez kendisini hissettirmeye başladı. Sonra Avrupa ile sarsıldık. Avrupa ülkelerine ne zaman ki vakalar taşındı; ne zaman ki İtalya’yı, Fransa’yı, İspanya’yı  duyduk, biz de “panik öncesi şaşkınlık” atmosferine girdik. Korona taa Çin’lerden “Bizim Avrupa”ya kadar gelmiş, insanları öldürmeye başlamıştı. “Avrupa bile bu haldeyse” demeye başladık. Özellikle İtalya’dan vaka sayıları, ölüm haberleri gelmeye başladıkça “endişe” yerini hızla “korkuya” bıraktı. Avrupa hastalanmasa, biz hastalanmayacaktık sanki. Artık biz de inanmıştık koronanın öldürücü bir salgın olduğuna.

* Fakat geç kalmıştık.

* 11 Mart 2020! Ve maalesef o gün gelmişti. Hiç bize uğramayacakmış gibi davrandığımız, yine hazırlıksız yakalandığımız, yine sanki beklenmedik, sürpriz bir karşılaşmaymış gibi yüzleştiğimiz koronalı günler bizde de başladı.

11 MART VE “#vaka1” SONRASI

11 Mart’tan bugüne tek gündem maddesiyle yaşıyoruz: Korona! “#Vaka1” denilen günden bugüne üçüncü haftayı doldurmak üzereyiz. Alınan veya alınmayan kararlarla; beklenen ama yapılan veya yapılmayanlarla gündemimiz örülmeye başlandı. Süreci detaylandırmayacağım bugün. Konuya sadece tek bir pencere açmaya çalışacağım…

Türkiye, korona ile tanışırken bir “bakanıyla” da tanışmış oldu. Tabii ki, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı kastediyorum. “Bakanla tanışmak” ifadesi belki tuhafınıza gidecek ama, bir gerçek var ki; bakanlarımızın birkaçı hariç çoğunu cidden tanımıyoruz, bilmiyoruz. Milyonların ismini duymadığı bakanlar da var belki. Ne “belki”si, kesinlikle var. Yanlış anlaşılmasın, bu bakanların bir eksikliği değil ha. Şunun şurasında 83 milyona bakan kaç bakanımız var ki. Toplam sayısı 20 bile değil. Peki neden çoğunun ismini veya görevini bile bilmiyoruz bakanlarımızın? Biraz düşünmeyen, dertlenmeyen, tasalanmayan, umursamayan yani apolitize toplum haline dönüştürülmemizin bir sonucu, biraz da Türkiye’de uzun zamandır hemen her şeyin Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden yürüyor, yürütülüyor olması sebep. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği handikaplar da ayrı. Bakanların bir kısmının siyasetten gelmeyişi, “teknokrat”lığı ifade edişi de bir başka neden. Bir de biz popülist severiz ya hani. Bakanın da popülistini severiz... Öne çıkan, uçuk açıklamalar yapan, meydan okuyan, güzel cümleler kurup parıltılar saçan, uçup kaçan-atıp tutan isimleri tutarız ya hani akılda. İş yapmış yapmamış önemli değil; bakan dediğin televizyonlara çıkmayı bilecek, kendini gösterecek misali; ekranlara çıkacak kendi partililerini memnun edecek, gazlayacak; kendinden olmayanları da ithamlara boğacak, aslan parçası olacak, gürleyecek... Öyle değil mi! Peki ya diğer bakanlar? Gözümüz onları görmüyor ki... Onlar var mı ki!?

BİR BAKANA BU KADAR İLGİ… NEDEN?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da koronadan önce az bilinen, belki bakanlarımızdandı. Fakat virüs sınırımıza dayandıktan hemen sonra günbegün Türkiye, deyim yerindeyse bir bakanıyla tanışmaya başladı. Sürecin ismi Fahrettin Koca’ydı.

Uzun zamandır görmediğimiz, hatta unutmaya yüz tuttuğumuz farklı bir bakan profiliyle çıkmıştı karşımıza Sağlık Bakanı.

Partizanlık yapmıyor, itham ve imalarda bulunmuyor, kutuplaştırmıyor, kırmızı plakanın havasını atmıyor, “görev adamlığı” örnekleri sergiliyordu. Astığı astık, kestiği kestik değildi. Daha da önemlisi; endişeyi hissettiriyor, halkı ve devleti korona tehdidinin ciddiyetine inandırmaya çalışıyor, şeffaf bir görüntü çiziyordu. Doğru şeyler yapıyordu…

Kendisini kasan, tekebbürle “bakan”, had bildiren, tribünlere oynayan, ağdalı kelimelerle süslü cümleler kuran; her daim alkış isteyen, övgü arayan bildik bakanlardan sonra “güven” duyulan bir bakan profiline memleketin olan ihtiyacını temsil etmeye başlamıştı. Öyle ki; her kesimden, her partiden insanlar Sağlık Bakanı’nı süregelen hükümete olan bakışından, kanaatinden apayrı bir yere koyuyordu. Fahrettin Koca’nın yaklaşımı ve görev sorumluluğuna, bugüne kadar AK Parti’nin kapısının önünden hiç geçmemiş olanlar bile güvenmeye başlamıştı.

DEMEK Kİ, SİYASET “GÜVENMİŞ”!

Siyaset mekanizmasını yıpratanlar, siyasete güveni yıkanlar ve kutuplaştırma politikalarıyla toplumsal barışı yerle yeksan edenler için önemli bir dersti bu: Demek ki, siyaset güvenmiş, “güvenmiş”!

Yoksa, hemen her partilinin her akşam daha önce ismini bile duymadığı bir ismin yapacağı açıklamalara kilitlenmesini nasıl izah ederiz ki!

Sadece korona korkusu mu? Sadece haber alma ihtiyacı mı? Merak mı?

Hayır, tabii ki! İnsanlar televizyonlarla, internet siteleriyle, troll’lerle, kurumlarla yetinebilirlerdi bütün bunlar için. Daha önce nasıl yapıyorlarsa yine öyle yaparlardı.

Ya da Fahrettin Koca’nın babacan, sevecen, samimi hali mi? Uykusuzluktan gözleri kanlanmış görüntülerinin oluşturduğu duygusal ortam mı? Hayır, hayır! Tek başına bunlar da değil. Bir bakana olan göz kamaştırıcı bu alakanın gerçek sebebi; insanların “güven” ve “şeffaflığa” olan ihtiyacı ve özlemidir. Özellikle de zor günlerde insan güvenmek ister; güveni istemekle kalmaz; insan güven arar hatta. Siyaset, gerçekte güvendir, hatırlamış olduk.

Koronadan önce 300 binleri bile bulmayan Twitter takipçisine sahip olan Fahrettin Koca’nın bugün 4,2 milyon takipçiye ulaşması sosyal medya paradoksu değildir. Sağlık Bakanı’nın sosyal medya hesaplarındaki patlama, onun nezdinde Türkiye’nin güven arayışının, şeffaflık beklentisinin patlamasıdır.

Gazetecilik mesleğinin “övgü isteyene övgüler dizmenin”, “alkış isteyene alkış tutmanın” zorunluluk haline getirildiği bu zamanda, övgü dizileri olarak yazmıyorum bütün bunları. Fahrettin Koca, her şeyi dört dörtlük yapıyor da değil! Ama bu milletin bu süreçte ona yüklediği bir misyon var: Güven! Bu zor günlerde bu kez gerçekten inanmak, güvenmek istiyor. Bunu da, bir ay önce çok fazla tanımadığı, bilmediği partisinin bakanı gibi değil, bütün partililerin bakanı gibi davranan bir isme emanet etmiş görünüyor.

O yüzden diyorum ki, şu günden sonra artık siyaset evine dönmeli. İnsanın hayatı şu günlerde evdeyse, siyasetin hayatı da “güven”dir. Siyasetin “güven evine” dönmesi, toplumu da “güven ülkesine” taşıyacaktır. Bilinmelidir ki, “güven” yıkılırsa herkes altında kalır. İki, üç haftada 4,2 milyon yeni Twitter takibinin mesajı budur.

TEK SUÇLU ÇİNLİLER Mİ!?

Toparlayalım mevzuu isterseniz. Ve en başta “Peki ya şimdi?” dediğim “şimdi”ye gelelim.

O belli belirsiz, flu korona gündeminde farklı bir bakış yapmaya çalıştık birlikte. Belli belirsiz, flu deyince… Aslında “flu” hiçbir şey yoktur. Biz iyi görmediğimizden belli belirsizdir; fludur öyle sandıklarımız. Bazen bir gözlük takınca belirginleşiverir belirsizlik. Bazen bir tetkikle ortaya çıkar gerçek. Kimi zaman bir tahlille “net”leşir zaten var olan durum.

Hülasa-i kelam; var olan vardır da; biz flulaştırırız hakikati, var olanı. 

Yaklaşmakta olan tehlikeyi görmemek, o tehlikeden saklanmak ya da var olan tehlikeyi yok saymak... İnsanoğlunun en büyük çıkmazıdır bu. Kendimizi kandırmak; gözümüzü yumuk, bizi asla korumaz. Bir tehdit; önce onu görmekle, görmek de yetmez onu idrak etmekle; idrak etmek de yetmez o tehlikeyi, o tehdidi kabul edip ona karşı savaşmakla ancak yenilir. Yok sayarak, ondan saklanarak değil.

Hepimizi sokaktan çeken, parkları boşaltan, milyonlar harcayıp yaptığımız stadyumları sessiz bırakan, müptelası olduğumuz alışverişten alıkoyan, işlerimizi bozan, kaygılarımızı-korkularımızı artıran, birbirimize ziyaretleri kesen, her birimizi evlerimize tıkan koronavirüsten almamız gereken  dersler var. Vakit namazlarında Allah (c.c)’ın huzuruna cemaatle gelme nimetini Müslüman’dan alan, Cuma namazı için bile Müslümanları saf tutturmayan, mihrapları, minberleri sessizliğe, mahzunluğa terk ettiren bu illetten alınması gereken dersler var.

Zalimin de, mazlumun da alacağı dersler!

Yani tek suçlu Çinliler değil!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

08

Ahmet Duman - şartlarla beraber konjontür de önemli. önemli olan şirinlik şimdi. şimdi höykürme görevlisi bile bıraktı o işleri. işleri düştü ÖTEKİ'lere de artık. artık onların da destekleri lazım çünkü. çünkü deniz bitti.....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Nisan 16:48
06

Ercan - Enfal suresi 53. Ayet meali:

Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Nisan 00:07
04

Orhan Yavuz - Fahrettin Koca nın yaklaşımı Fahrettin Koca nın yaklaşımı ve görev sorumluluğu mu Buna sadece günlerim Daha ilk açıklamasında başkanım da başkanım Bakanım da Bakanım diyen aciz korkak yalaka olan önüne gelen canlı mesajla sözlerini şekillendiren sünepe bir BOŞbakan Ayrıca durumu şeffaf ve dürüst yönetmiyor.Sadece iyi bir tiyatro oyuncusu

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 31 Mart 20:50
03

Ekrem - Doğrusu yazınızı okumaya ön yargı ile başladım. Beni şaşırttınız. Tşkler. Güzel bir analiz olmuş.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 31 Mart 13:12
02

Fatih - Çok güzel bi yazı olmuş ağzına yureginize sağlık. Güven meselesini güzel bir şekilde yorumlamissiniz. Teşekkürler

Yanıtla . 16Beğen . 5Beğenme 31 Mart 12:17
01

Erdem - ''Demek ki. siyaset 'güvenmiş' ''! Güvenilen siyasetciler kim? Sayın Erdoğan'a tek adam deyip sonrada kendisine tavsiyede bulunanlarmı?

Yanıtla . 7Beğen . 8Beğenme 31 Mart 11:44


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?