Politik dilin egemenliği

İnsanlar topluluk halinde yaşamak zorundadır. İlahi müdahale insanlığa bu yönde bir kabiliyet ve zaruret yüklemiştir. Bunun için toplumsal ahengin sağlanması şarttır. Eğer bu ahenk sağlanamazsa toplumsal bütünlük kurulamaz ve birlikte yaşama iradesi hâkim olamaz. Bu nedenle insanların birlikte yaşamaya dair mutlaka bir gayret ve organizasyonları olmalıdır. Siyaset tam da bunun için vardır. İnsanların birlikte yaşayabilmesi için sorumluluk alma vazifesi siyasetin üzerine yüklenmiştir.

Ama toplumsal zemini güçlü kılan sadece siyasi alan değildir. Dini, sosyal, ekonomik ve ilmi alanlar da toplumsal yaşamı etkileyen temel faktörlerdir. Ama günümüzün gerçekliği siyasetin egemenliğinde yürür. Bundan dolayı beklentiler toplumsal ahengi sağlamayı siyasete yüklemiştir. Siyasetin bu ahengi sağlayabilmesi için öncelikli olarak toplumsal farklılığı ortak bir zemine yerleştirebilme kabiliyetine sahip olması gerekiyor.

Ne yazık ki, etrafımızda şahit olduğumuz günümüz siyaset anlayışının bu ahengi sağlayabilecek kıvamda olmadığını görüyoruz. Çünkü bu anlayışın ahlak ve adalete dair bir kaygısı yok. Temel çabası egemen düzenin içerisinde gelişen siyaseti, dilin imkânlarıyla güçlü kılmaktır.

Farklılığı gündemine alan ama hiçbir değer yüklemeyen bugünkü siyaset anlayışı için önemli olan gerçekliği olsun ya da olmasın her konu üzerinde söylem geliştirebilmesidir. Netice itibariyle günümüzde siyaset, gücünü farklı düşünme biçimlerinin, farklı tercihlerin ve farklı çözüm önerilerinin zenginliğinden değil söylemlerin ortaya çıkardığı cazibeden alıyor. Söylem bir hakikat arayışını ifade etmiyor. Hakikatin değersizleştirilerek mevcuda itibar yüklenmesine neden oluyor. Bu şekilde gelişen söylemin içeriği günümüz siyaset anlayışını bize yansıtıyor.

Koronavirüsle başlayan kaos sürecinde de aynı sorunlu anlayışı rahatlıkla görebiliyoruz. Tartışılan mevzu ilim adamları için gayet ilmi, din adamları için dini, siyaset adamları içinse olabildiğince siyasidir. Aslında bu tartışmalardan herkes üzerine düşen payı çıkarması veya buradan bir sonuca ulaşması gerekirken politik söyleme angaje oluyor. Politik dil doğrunun ya da yanlışın, haklının ya da haksızlığın, gerçeğin ya da yalanın peşinde değil. Politik dil, söylemin gücüyle durulan yeri meşrulaştırmayı amaçlıyor.

Kriz gündeminde tartışılan mevzu politik dilin egemenliğinde ilerliyor. Bu süreçte kendilerine en çok söz düşen ilim adamları politik dilin egemenliğinde sözsüz kalıyor. Söz söyleme iradesi gösterenler de politik söylemin cazibesiyle hareket ediyor. Sonuç olarak çok tartışılan sorunların az üretilen çözümleriyle karşı karşıyayız. Aynı şekilde toplumsal motiveyi sağlayabilecek dini alanın bir kesim tarafından hoyratça kullanılması başka bir kesim tarafından da tukaka görülmesi bu alanı işlevsiz kılıyor. Bundan dolayı egemen siyasi anlayış bu alanlardaki boşluğu dolduruyor.

Bu durumda asıl önemli olan siyasetin bu dili nasıl inşa ettiğidir. Ne yazık ki, iktidar ve muhalefet cephesi bu krize çözüm odaklı değil sorun odaklı yaklaşıyor. Sürecin dışında mevzular süreçle birlikte tartışmaya açılıyor. Böylece siyaset asli misyonunu yerine getirememiş oluyor.

Bu krizi aşabilmek için asıl yapılması gereken siyasetin karar alma ve uygulama gücüyle diğer alanların fikri üretim ve motive gücü eşgüdümlü olarak süreçte yer edinebilmesidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?