Reklamı Kapat

Başlarında beliren azabı geri çeviren Ninova halkının tövbesi

Ninova bugünkü Musul sınırları içerisinde bulunan bir yerleşim yeri idi. Burada putlara tapan bir kavim yaşıyordu. Yüce Allah bu kavme Hz. Yunus’u (a.s.) peygamber olarak gönderdi. Hz. Yunus (a.s.) bu kavmi uzun müddet tevhide davet etti. Fakat iki kişi hariç içlerinden inanan çıkmadı. Nihayet Yunus (a.s.) onları kırk gün sonra gelecek bir bela ile korkuttu ve kavmine kızarak onların arasından ayrılıp gitti. 

Hz. Yunus (a.s.) gidince kavmi azabın gelmesinden korkmaya başladı. Kendilerini bir tedirginlik aldı. Nihayet vaat edilen vakit yaklaşınca gökyüzünü şiddetli koyu bir duman ve simsiyah bulutlar kapladı. Bu halden Ninova halkı çok fena korktu ve Hz. Yunus’un (a.s.) doğru söylediğini anladılar. Hemen Hz. Yunus’u (a.s.) arayıp bulmaya koştular, fakat bulamadılar.

Bundan sonrasını en muteber tefsir kaynaklarından birisi olan Nesefi Tefsiri’nden okuyalım:

“Bunun üzerine bütün halk zayıflıklarını, zelil ve hakir olduklarını, ellerinden hiçbir şeyin gelmediğini simgeleyen yoksulluk, tevazu ve alçak gönüllülük anlamına gelen kıldan yapılmış sert giysilerini giydiler. Kırk gece seslerini avaz avaz yükselterek feryat ettiler, ağladılar. Hepsi de hanımlarını ve çocuklarını da yanlarına alarak sahraya, geniş alana çıktılar. Çocuklu kadınlarla çocuklarının arasını; hayvanlarla yavrularının arasını ayırdılar. Herkes birbirinin haline acıyarak bakmaya ve başlarına gelecek beladan hassaslaşmış bir kalp diliyle dua ettiler, birbirini kucakladılar (aralarındaki kin ve kırgınlıkları attılar). İmanlarını, Müslüman olduklarını haykırdılar. Bu hâl üzere Allah Teâlâ’nın kendilerine acımasını ve başlarında peyda olan azabın kaldırılmasını istediler.

Birbirlerine şefkatle muamele ettiler. Birbirlerine yaptıkları haksızlıkları kaldırmak için azami gayret gösterdiler. Hatta onlardan birisi başkasına ait bir taşı almış, binanın temeline koymuş ve sahibinin de bundan haberi olmamışsa gidip duvarı yıkıp o taşı söküp çıkardı ve sahibine verdi.

Fudal b. İyad’ın rivayetine göre onlar şöyle dua etmişlerdir:

Ey Allah’ım! Günahlarımız büyüdükçe büyüdü. Oysa sen bizim günahlarımızı bağışlamakta, silmekte en büyüksün, en yücesin. Ey Rabbimiz! Sen sana yakışır olanıyla bize muamele buyur. Bizim layık olduğumuz muameleyi bize reva görme” (Nesefi Tefsiri Tercümesi, 5/252).

İşte onların bu samimi tövbeleri, bu yalvarışları ve içten pişmanlıkları üzerine Allah Teâlâ onların tövbelerini kabul buyurdu ve başlarının üzerine gelmiş bulunan azabı geri çevirdi.

Bu hususu Kur’an-ı Kerim bizlere şöyle haber verir:

“Keşke (o helâk edilen beldelerden) bir belde halkı iman edip de imanı kendisine yarar sağlasaydı! Ama Yunus’un kavmi hariç. Nitekim onlar iman edince dünya hayatındaki zillet azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerine belirli bir süreye kadar yaşama imkânı vermiştik” (Yunus, 98).

Kâinatta meydana gelen hiçbir olay ilahi iradeden bağımsız olarak meydana gelmez. Bu günlerde tüm dünyaya korku salan ve İslam âlemini de ciddi bir şekilde etkileyen bir musibetle karşı karşıyayız. Bu umumi bela yüzünden İslam tarihinde ilk kez mescitler tümden kapandı. Cuma namazları kılınamadı. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa ibadete kapatıldı. Allah Teâla kullarına zulmetmez. Bu musibetler bu dönemde meydana geliyorsa bu bizim günahlarımız yüzündendir. 

Elbette ki dünya müstekbirlerinin, Siyonistlerin ve onların uşaklarının işledikleri zulümler Arş-ı A’la’yı aşmıştır. Ama bu onların namına hesabı görülen ve görülecek olan bir durumdur. Biz Müslümanlar olarak kendi hesabımıza bakalım ve nasuh bir tövbe ile tövbe edip nedamet duyalım.  

Artık kendimizi beğenme, kibir, gösteriş ve benzeri kötü huylardan kurtulalım. Kendi kendimize zulmetmeyelim. Makamın, mevkiinin, paranın, şehevi arzuların kulu olmayalım. Bir makama gelebilmek ya da bir makamda kalabilmek için türlü entrikalar çevirmeyelim.  Helal yolla kazanılan bir kuruşun haram yolla sahip olunan milyon liradan daha değerli olduğunun bilincine varalım. Tıpkı Ninova halkının yaptığı gibi samimi bir tövbe yapalım ve tezezzül içerisinde Yüce Rabbimize yalvaralım. Yoksa bu günleri de arar hale geleceğiz. Ramazan-ı Şerif’i de Cuma’sız, camisiz geçirme ile karşı karşıya kalacağız.

Yüce Allah daha önce iman etmemiş bir kavmin (Ninova halkının) tövbesini kabul buyurduğunu Kelam-ı Kadim’inde bizlere bildirmesi elbette ki boşuna değildir. Bizler ki iman etmiş bir ümmetiz. Rabbimiz bizim dostumuzdur. O, bizi acıyan ve bize merhametle muamele edendir. Yeter ki yanlış hâl ve tavırlarımızı düzelterek ellerimizi semaya açalım, samimi bir kalp ve kırık bir gönülle O’na yalvaralım. Nihai kurtuluş ve başarı Yüce Allah’tan gereğince sakınanlarındır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Abdulkadir Yaşirinligö - Allah(C. C) sizden razı olsun inşaAllah Sayın Hocam. Bizim istifademize sunmuş olduğunuz bu güzel yazı için sizi haddim olmayarak tebrik ediyor, başarılarınızın ve yazılarınızın devamını Yüce Rabb'imden diliyorum. Saygı ve hürmetlerimle...

Yanıtla . 1Beğen . 2Beğenme 30 Mart 09:41
01

Ts-61 - Amiin, inşaAllah Sn. Hocam. Allahu teala sizden ebeden razı olsun.!

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 28 Mart 02:02
03

Murad Ötünç - @Ts-61 01 nolu yoruma cevabı: Muhterem hocam yazınızdan maaile ziyadesiyle müstefit olduk. Kaleminize ve yüreğinize sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Mart 17:34

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?