Reklamı Kapat

Korona ilahi bir ikaz mıdır?

Evet, koronavirüs bir çeşit uyarı, Rabbimizin bize kızgınlığının bir ifadesi ve dünyadaki gaflet, isyan ve günahlarımıza karşı vermiş olduğu bir cezadır. İlahi bir ikazdır, Yüce Allah’ın kullarını bu derin uykudan uyandırma ameliyesidir.

Koronavirüs ile Rabbimiz, Nemrut’u bir sinekle cezalandırdığı gibi, bütün dünyayı da bir virüsle cezalandırmakta, asi ve mücrim kullarına gücünü ve kudretini ve aynı zamanda gazabını göstermektedir. Kadir-i Mutlak olan Yüce Allah (cc), küfür, şirk ve her türlü isyanı görüp gözetlemekte ve her şeyden haberdar olduğunu, ancak hemen cezalandırmayıp bir süre mühlet verdiğini, imhal etse bile asla ihmal etmediğini ve etmeyeceğini unutmamamız gerekmektedir. Cürmümüzün büyüklüğü ve sürekliliği gayretullaha dokununca, ceza ve helak etme süreci başlar. Bazen bir sinekle, bazen tufanla, bazen bir sayha ile, bazen de bir mikropla bir virüsle… Aynen Ad ve Semud kavminin helaki gibi, Nuh (as), Lut (as) ve Şuayb’in (as) kavimlerinin helaki gibi. Kadir-i Mutlak olan Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“De ki: “Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu Allah’a ortak koşan kimselerdi.” (Rum Sûresi 42. ayet)

Yüce Allah, kendi mülkünde kullarına bahşettiği sonsuz nimetlerine rağmen, büyük bir nankörlük gösteren insanlara bile, belli bir vakte kadar merhamet edip rızık vermekte, tövbe ve pişman olma şansı tanımaktadır. Ancak uyanmamakta direnen, ahlaksızlığın ve isyanın zirvesine çıkan kişi ve kavimleri de adaletinin bir tecellisi olarak cezalandırmaktadır. Yüce Mevla, sabırlıdır, merhametlidir, “ğafururrahimdir”, affedicidir, ancak aynı zamanda “şedîdü’l-ikab”dır, cezası şiddetlidir.

Melekler Allah’a itaat ederler, asla günah işlemezler, “nebatat” ve “cemadat” dediğimiz hayvanlar, bitkiler ve ağaçlar bile kendi lisan-ı halleriyle Allah’a itaat ve ibadet ederler. Ancak insanlar ve cinler bazen iyi bazen kötü, bazen salih ameller bazen de büyük günahlar işlerler. Maalesef çoğu zaman da gafletin yanında şirk, küfür ve nifak içine girerler. İnsanların ekseriyeti tarih boyunca böyle olmuşlardır ve olmaya da devam etmektedirler. Bütün İlahi kitaplara ve ikazlara, Allah’ın elçisi olan bütün peygamberlerin davetine rağmen, insanların çoğu gaflet ve dalalet, hatta küfür ve nifaktan maalesef vazgeçmemişlerdir. Firavunlar, Nemrut ve Bel’amlar… tarih sahnesinden hiç eksilmediler, tam tersine çoğalarak, nankörlüklerini ve ahlaksızlıklarını artırarak bugüne kadar gelmişlerdir. Dünya sevgisi, makam, şan, şöhret, kibir ve şehvet… isyan sebeplerinden bazılarıdır. İşte bu yüzdendir ki Rabbülalemin, sonsuz merhametine rağmen, geçmiş kavimler gibi bugünün insanını da ikaz etmeye, isyanında ısrar ettikleri zaman da cezalandırmaya devam etmektedir. İşte koronavirüs de bunun son örneği olarak bütün dünyayı kasıp kavurmaktadır. Yüce Allah’ın asi kullarına takdir ettiği bir ceza olarak çıkmıştır. Şunu da unutmayalım ki, bu koronavirüs olsun, deprem ve diğer afetler olsun, kendi yaptıklarımızın bir neticesi olarak karşımıza çıkmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum Sûresi 41. ayet). Sapıtmışların ve azgınların dönmesi için de aynı zamanda bir İlahi ikazdır, uyanmak ve tevbe için de bir fırsattır, bir şanstır.

Günümüzde insanlar sayamayacağımız kadar çok ve büyük vahşetler, inkâr ve isyanlar, sömürü ve katliamlar, ahlaksızlık ve zülüm… karanlığında yüzmektedirler. Hak ve adalet ayaklar altında. Irz ve namus, edep ve haya heder olmuş, aileler, milli ve manevi değerler bir bir yıkılmakta, fıtratla, Allah ile savaşlar başlatılmış durumda. Zalimler güçlü, mazlumlar zayıf ve biçare. Ümmet başsız bırakılmış, birbirine düşürülmüş, celladına âşık olmuş durumda. Cehalet diz boyu, acımasızlık zirvede taht kurmuş, iyi niyetli insanlar ise güçsüz ve perişan. İttifak yerine ihtilaflar körüklenmekte, ümmet münafıkların eliyle birbirine düşürülmektedir. Koronavirüsün ilk çıktığı ülke olan zalim Çin, Doğu Türkistan’a her türlü mezalimi reva görmekte, vahşice sömürmekte, asimile edip Çinlileştirmekte, milyonluk kampları bunun için oluşturmakta ve Müslüman ailelere Çinli erkekleri yerleştirip ırzları çiğnenmektedir. Afganistan ise önce Ruslar, sonra da ABD tarafından onlarca yıldır işgal altında, Myanmarda Müslümanların feryadı arşı titretmekte, Filistin’i anlatmama bile gerek yok, Siyonizm’in buradaki vahşetini herkes bilmekte, mahzun Kudüs Selahaddin’ler beklemekte, Irak, Suriye, Libya, yakın geçmişte Bosna, Keşmir ve Hint zulmünü… içim acıyarak, kalbim sıkışarak dile getirmek durumundayım. Tarih boyunca ırkçı emperyalizmin işlediği vahşeti, dünyadaki sömürü düzenini, dünya savaşlarını, Kızılderili katliamlarını… burada uzun uzun anlatacak değilim. Ancak sözü şuraya getirmek istiyorum: Allah’ın dünyasında yine Allah’ın kulları tarafından bu isyanlar, bu vahşetler yapılmakta ve bunun sonucu olarak Kadir-i Mutlak olan Rabbim, bütün dünyayı ve özellikle zalim ve çağdaş firavunları ve işbirlikçilerini tarihte olduğu gibi günümüzde de zaman zaman ikaz etmekte ve dünyada da ağır cezalarla cezalandırmaktadır. Bu cezanın son örneği bu koronavirüs olmuştur. Çin’den başlaması da bir hikmete binaen olmuştur. Bu virüs büyük bir bela ve önemli bir cezadır. Rabbülalemin, istediği zaman çok güçlü gibi görünen zavallı toplumları bir virüsle bile aciz bırakabilecek sonsuz güç ve kudrete sahiptir. İsterse Rabbim bir anda bütün insanlığı “Künfeyekün” edebilir. Ancak merhametlilerin en merhametlisidir. Bu felaketlerin esas amacı ceza olmasıyla beraber aynı zamanda uyarmaktır, uyandırmaktır. İnsanlık ölmüş, Allah unutulmuş, ahiret inancı kalmamış kişi ve toplumların yapacağı iş ancak bu korkunç işler olur. Allahu Teala hem bir ceza vermiş oluyor hem de insanlığın kendine gelmesini, yaradılış gayesine uygun bir hal almasını amaçlıyor.

Sözlerimi bitirirken insanlığın yaradılış gayesini şu İlahi mesajla hatırlatmak isterim: “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyuruyor Cenab-ı Hak. Bizler bu gayeye matuf olarak, dünyaya gönderildik. Allah’ın yeryüzündeki halifeleri ve “eşref-i mahluk” olarak kulluk görevimizi hakkıyla yapmak zorundayız. Kısa bir dünya hayatında çok önemli mükellefiyetler, sorumluluklar üstlendik. Semi’na ve ata’na dedik. Ebedi bir hayata inandık. Allah’ın sonsuz nimetleriyle donatıldık. Bize düşen O’na, sadece O’na kulluk etmek, O’nun emir yasaklarını yerine getirmek, O’nun mülkünde O’na isyan edenlerle mücadele etmek, tebliğ ve irşad, davet ve cihatla İslam’ı, Allah’ın dinini yüceltmek ve yeryüzüne hakim kılmak için çalışmak, gaflete düşmeden, dünya sevgisine ve vehn hastalığına kapılmadan, şeytanın askerlerine karşı duyarsız kalmadan, mağdup ve daallin kimselerin değil, nimetler verilenlerin safında yer alarak bir hayat sürdürmek ve sonunda Rabbimin rızasını kazanmaya çalışmak mecburiyetindeyiz. Bu konuda bir sözümüz, bir ahdimiz var. Kötülüğe ve her çeşit münkere karşı mücadele etmek aynen namaz kılmak gibi üzerimize farzdır. Lut (as)’ın kavmi iyilerle birlikte helak edildiler. O çirkin ve ahlaksız hayata ses çıkarmadıkları için onlar da bu felakete “duçar” oldular. Aynen bu tarihi olay gibi günümüzde de Müslümanım diyenler bunca isyan ve şeytani düzenlere sessiz kaldıkları için suçludurlar. Allah ile mücadele eden şeytanın askerlerine ve çirkin işlerine ses çıkarmamak, helak olmayı gerektirir. Aynen Lut kavminde olduğu gibi. İşte koronavirüs ve diğer felaketler, sadece yapan zalimleri değil, işbirlikçilerini ve onlara ses çıkarmayan herkesi kuşatır. Ahiret yurdundaki hesaplaşma ve ebedi hayat ayrıca karşımıza çıkacaktır. Ahiret inancı bunu gerektirir. İnanan insan gereğini yapar. Dinde zorlama yoktur, inanma mecburiyeti yoktur. Ancak işittim ve itaat ettim demişsen, gereğini yapacaksın kardeşim. Virüs belasından çok daha büyük bela ve musibetlerle karşılaşabiliriz. Esas hesap günü gelmeden kendi kendimizi hesaba çekmek zorundayız. İman etmiş kişiler olarak yeniden iman etmemiz gerekir. Allah’ın gücü ve kudreti her şeyin üstündedir. Buna iman etmemiz icap eder. Kulluk görevimizi hakkıyla yaparak, her çeşit isyan ve ahlaksızlığa “dur” demek mecburiyetindeyiz. Yoksa hem dünyanın ve hem de ukbanın bela ve musibetlerinden kurtulamayız. “En çok korkman gereken varlık Allah’tır” ve “Allah kuluna kâfi değil midir.” Sadakallahul azim. Rabbim söylemeyi, söylediklerimizle amel etmeyi ve ihlastan ayırmamayı nasip etsin. Korona belasıyla birlikte bütün maddi manevi sıkıntılardan kurtulmak ve Yüce Rabbimin rızasına nail olmak temennisiyle Allah’a emanet olunuz aziz dostlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdurrahman Sevgili - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Taha Tuğlular-erzurum - Allah razı olsun muhterem Kardeşim. Çok güzel yazmışsınız.Bizler de biraz haddimizi aşmıştık. Bu konuları şok güzel işlemişsiniz. Allah'ın selamı üzerinize olsun.Âmin,Âmin!..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Mart 22:30

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?