Reklamı Kapat

Eski defterlere eldivensiz dokunmak

Gönlüm neden kırık inanın bilmiyorum. Sustuğumda hafızam daha bir faaliyete geçiyor. Dünden bugüne neler gelmiyor ki aklıma. Vefasızlıklar, çelmeler, ince hesaplar, katakulliler… İnsan sokaktayken bunları düşünecek vakti olmuyor. Gönül kırıklıkları da böyle zamanlarda evine çekiliyor. Yani hafızamıza sere serpe uzanıyorlar. Geriye doğru baktığımda bir sürü çekişme bir sürü hırgür canlanıyor zihnimde. Hiçbirinin kavrama noktası yok. Tutmaya çalışıyorum bir tarafından elimde kalıyor. Niye bu kadar üzdük ki birbirimizi? Saate bakıyorum, birçok şeye geç kalmışız. Takvim evden çıkmayan insanlar için Salı’yı gösterse ne değişir Perşembe olsa ne yazar?

Her şey insanın insana dokunması ile anlam kazanıyor. Dokunmak insanı ya yaralar ya onarır. Korona günlerinde elimizi hiçbir şeye sürmüyoruz. İki insan arasında iki metre olmalı diyor uzmanlar. Zaten ne zamandır herkesin herkesle arası açık. Komşu, akraba, eş dost… Sosyal mesafe yerini zorunlu tekebbüre ve duyarsızlığa bırakmış. Bu koronavirüs belası “bela” kelimesinin anlamına uygun biçimde hepimizin imtihanı oldu. Başka türlü muhasebe yapmamız neredeyse mümkün değildi. Çok meşguldük, zamanımız yoktu, fırsat bulamıyorduk, uygun vakit arıyorduk. Şimdi hepsi var. İster istemez içe doğru iniş yapıyoruz. Eski defterleri karıştırıyoruz. Neler yok ki bu defterlerde. Hiç belli olmaz belki de gün gelir bu eski defterlerden kitap yaparız.

HAYAT VERDİĞİNİ GERİ ALIYOR

Alışmak bir tür körlük. Eve, okula, mahalleye, sokağa, aileye ve dostlara bağlılık bir zaman sonra alışkanlığa dönüşüyor. İnsan sadece tütüne, alkole, uyuşturucuya alışıp bağımlı olmaz. Yanı başında diz dize oturduğu en yakınlarına da alışır. Bağlılık bu alışkanlıkla bağımlılık halini alır. Bağımlı insanlar bağımlı oldukları şeydeki zararlı tarafı göremezler. Çünkü gözleri aradıkları şeyin dışında hiçbir şeyi göremez haldedirler. Diğer bir tabirler, hangi dünyaya kulak kesilmişlerse diğerlerine sağırdırlar. Bugün salgın neticesi eve çekilmek zorunda olan insanlar uzak kaldıkları şeylerin değerini anlama süreci yaşıyorlar.

“Açık alan orucu” gibi bir şey bu. Öyle bir hayat yaşıyormuşuz ki meğer içeriden dışarısı, dışarıdan da içerisi görünmüyormuş. Şimdi o buzlu cam kırıldı. İç ile dış birbiriyle göz göze gelip uzun uzun bakışıyorlar. Bir çay ocağında iki üç ahbap bir araya gelip kederimizi ağzımızdaki kıtlama şeker gibi eritip çay içmek hiç de az bir şey değilmiş. Bunu anlayabilmenin yolu, yaşarken bu güzelliğin her anının değerini bilmekten geçiyor. Heyecan ve coşku yaşamı alışkanlık olmaktan çıkarıp yeni bir anı yaşama sevincine dönüştürür. Hep böyledir hayat; verdiğini bir süre sonra geri alır. Kimi zaman ölüm kimi zaman mahrumiyet bazen de sahip olduğumuz şeylerin hayatiyetini kavramak noktasında bize derin bir uyku vererek. Uyanırsak yeniden dünyaya gelmiş gibi olacağız. Uyanmak dirilişimize vesile olur inşallah.

MAHALLE DE YERİNDE MEKTEP DE

Dertleri depreştirmek değil niyetim, lakin söylemek zorundayım: Bugün iki şeyden mahrum yaşıyoruz; mahalle ve mektep. Mahalle dağıldı, mektep paydos oldu. Teselli olarak payımıza Mahalle Mektebi dergisi düştü. İyi ki de böyle bir saçak altına sahibiz. İyi ki de sayfalar arasında hayal kurup rüya görecek bir gönle sahibiz. Gönülleri bir olan insanlar bir araya geldiğinde kaybettiğimiz mahalleye de mektebe de kavuşuruz elbet. Abdullah Harmancı, M. Fatih Kutlubay, Merve Koçak Kurt, Sahra Tahiroğlu, Ömer Vural, Abdullah İpek, Tuğba Temel, Hümeyra Altınok, Yusuf Kenan Yanık, Selçuk Küpçük, Mehmet Kahraman, Mustafa Köneçoğlu, Nazım Payam, Mustafa Uçurum, Ömer Yalçınova, Yunus Emre Altuntaş, Zeki Altın, Uğur Ataş, Kemal S. Sayar, Muharrem Demirci, H. İbrahim Karahan, Dursun Ali Tökel, Feyza Şule Güngör, Hilmi Uçan, Gülsüm Esen, Peyami Safa Gülay, Hüseyin Çil, Şaban Sağlık, Şeyma Tamer, Muhammet Enes Kala, Canan Olpak Koç, Recep Ayık, Ahmet Topbaş, Hatice Şimşek, Hale Sert, Ali Güney, Sıddık Yurtsever, Veysel Altuntaş, Engin Türkgeldi, Selim Baki, Fidan Yaman, Muhammed Erdevir, Ramazan Ekici, Mustafa Ali Öztürk ve Reşide Dilek Yaman Mahalle Mektebi’nin 52. sayısında bir araya gelen yazarlar. (Kendimi saymıyorum) Bu şu demektir: Samimiyet ve hüner bir araya gelince mahalle de yeniden tesis edilir mektep de düştüğü yerden kalkar. Abdullah Kasay, Ulvi Kubilay Dündar ve emeği geçen sahne arkasının gizli kahramanlarına teşekkür ve tebrikler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?