Reklamı Kapat

Sadaka taşlarından koronavirüs günlerine

Koronavirüs günleri…

Milletçe zor günler geçiriyoruz.

Zor bir süreç olduğu kadar, toplumsal dayanışma ve yardımlaşmanın da zirvede olması gereken günler bu günler…

Ne demek istiyorum?

Biliyorsunuz, ecdadımız, ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesi konusundaki duyarlılığını her zaman ortaya koydu.

Bu yardımlaşmanın adı, “sadaka taşları” idi… İstanbul’da özellikle cami, türbe, çeşme, mezarlık gibi tarihi yerlerde bulunan ve günümüze kadar ulaşan sadaka taşları esasen tam bir Osmanlı zarâfetini yansıtıyordu. Uygulamanın nasıl olduğuna dair birkaç bilgi de vermek isterim;

* Sadaka taşlarına yardımlar sadece nakdi olarak değil, ayni olarak da yapılırdı.

* Taşta birikenlerden ihtiyaç sahipleri sadece ihtiyacı kadarını alır, diğerlerini başkalarına bırakırdı.

* Sağ elin verdiğinden sol el haberdar olmazdı. Yani o sadaka taşına kim ne zaman ne kadar para koyar kimse bilmezdi.

n Osmanlı, yoksulları incitmeden yardım edebilmesi amacıyla bu taşları, gözden uzak yerlere koyardı.

* Yerden yükseklikleri 1-2 metre, genişlikleri 30-70 santimetre arasında değişen bu sadaka taşlarının tepelerinde yuvarlak veya taşına göre dikdörtgen 5-20 santimetre derinliğinde oyuklar vardı.

* Yardımlar bu oyuklara konulurdu. Yardım etmek isteyenler buraya para bırakır, ihtiyacı olanlar da buradan ihtiyacı kadar alırdı.

* Yüksek taşların önünde uzanabilmek için basamaklar olurdu. Bir rivayete göre sadece İstanbul’da 160 adet sadaka taşı bulunurdu.

Osmanlı döneminde sadaka taşlarının nerelerde bulunduğuna gelince;

* Süleymaniye Camisi avlu içinde, Ayasofya Müzesi girişinde, Sultanahmet Camisi‘nde meydana açılan bahçe kapısının iki yanında, Karaköy Arap Camisi giriş kapısı yanında, Cağaloğlu Hacı Beşir Ağa çeşmesi karşısında, Üsküdar Doğancılar İmrahor Cami yanında, Üsküdar Karacaahmet Fethi Ahmet Paşa Camisi yanında, Karacaahmet Aşçıbaşı Camisi avlusunda, Fatih Mehmet Ağa Camisi ana giriş kapısı sağında, Aksaray Sofular Caddesi ile Ragıp Bey Sokağı’nın birleştiği köşede, Kocamustafapaşa Sümbül Efendi Camisi ve türbesinde, Kocamustafapaşa Hekimoğlu Ali Paşa Camisi avlusunda…

***

Son cümle; bu sıkıntılı günlerimizde ihtiyaç sahipleri için sadaka taşları benzeri sistem/ler geliştirilemez mi, acaba?

SOKAK VE CADDELERDEN MEYVE SEBZE ARABALARI

Koronavirüsten dolayı hepimiz evdeyiz… Çok acil bir durum yoksa dışarı çıkmamalıyız. Buraya kadar tamam. Peki, ama ihtiyaçlar nasıl temin edilecek? Şöyle bir uygulama yapılamaz mı; kamuya ait seyyar araçlarla sokak/caddelerde satış yapılması mümkün değil midir?  İçinde meyve, sebze, ekmek, süt, yoğurt, şarküteri vb. olan bu araçlar, günün belli saatlerinde sokak ve caddelerden geçerek vatandaşların ihtiyaçlarını giderebilir. Yapılamaz mı?

O KAFA İŞTE BU KAFA!

Koronavirüs dolayısıyla TV’de uzaktan eğitimi veren öğretmenin başörtülü olmasına takılan bir yazar şunları söylüyor:

* Anlatan öğretmen türbanlı. Bunu yapmaları bence yanlış. Okullarda türbanlı öğretmen var mı, var. Milyonlarca öğrenciye türbanlı öğretmeni rol model olarak vermek çok yanlış. Bana bunu özgürlük falan diye anlatmayın kardeşim. Öğretmenin görüntüsü türbanlı öğretmen değil. İmaj olarak değil. Var mı, maalesef var. Bana göre yanlış ama var. Bu Milli Eğitim Bakanı ile bunu yapmaları mümkün değil kardeşim. O kafa yapamaz bunu. Şimdi buraya niye onu koyuyorsun? Eleştiricem tabi kardeşim. Türbanlı öğretmeni olan var, olmayan var. Hiç türbanlı öğretmen görmemiş olan var. İlk gün türbanlı öğretmenle başlamak kadar facia bir şey olamaz. Burada bari yapmayın ya.”

İsim vermek istemiyorum ama bu cümlelerin sahibine baktığım zaman, geçmişteki tutum ve tavırlarına göz attığımda şaşırdığımı itiraf edeyim.  Bu kafaya göre;

* Bu kafaya göre, türbanlı öğretmen ilk dersi veremez, rol model olamaz. Sormak gerekmez mi, türbanlı öğretmen işini iyi yapıyorsa niçin rol model olamaz?

* Bu kafaya göre, türbanlı öğretmen eğitimci falan hiç olamaz...

* Bu kafaya göre, türbanlıdan olsa olsa müstahdem olur. Çaycı olur. Aşçı olur. Türbanlı ev işlerini yapar ama eğitimci olmaz, olamaz...

* Bu kafanın özgürlükçülüğü ne yazık ki bu kadar... Yazık…

* Bu kafanın gerçek yüzlerine diyeyim, en kritik zamanlarda işte böyle ortaya çıkıyor...

O kafa dediğim işte bu kafadır...

ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK KONJONKTÜREL OLMAMALI!

Tam da bu kafayı konuşurken ve de yeri gelmişken... Halen aktif gazeteci-yazar olan bir başka ismin o süreçte 28 Şubat Darbesi’ne açık destek olması, beni en az yukarıdaki tepki kadar şoka uğratmıştı.

Burada da isim vermek istemiyorum. Ancak bu yazarın, 12 Eylül 2003 tarihinde yazdığı 28 Şubat yazısı tam bir itiraf niteliğindedir;

“Biliyorsunuz postmodern, bir yönüyle içi tamamen boş olan bir şeyin tamamen doluymuş gibi gösterilmesi sanatıdır da. 28 Şubat da öyle oldu aslında. 28 Şubat’ta yapılabilirlik şartları yoktu. Bunu askerler de bütün basın da biliyordu. Yapılabilirlik şartları olmadığından dolayı, biz (medya) mecburen devreye girdik ve postmodern şaheseriyle işi bitirdik.”

Yine hâlen basında aktif olan bir başka kalemin, 28 Şubat sürecinde sarf ettiği cümleler manidardır; “Kendime yeni bir iş buldum. Bundan böyle kılık kıyafet kanununa aykırı olarak dolaşanları, kolundan tuttuğum gibi karakola götüreceğim. Evlerini polise göstereceğim. Otomobilde görürsem plakalarını alıp bildireceğim. Yapılan işlemi savcılığa kadar takip edeceğim. Yok yok savcılıkta da takip edeceğim.”

Dediğim gibi, isimlerle, kişilerle işimiz olmadı, yok da!

Ama özgürlükçülük, zamana ve devire göre değişen bir kavram olmamalı. Konjonktürel olmamalı.

Bu çok ayıp bir şeydir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

İsmail - Sadaka taşları şimdi hırsızlık... Aracı oldu....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Mart 16:20


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Fındık fiyatları hakkında ne düşünüyorsunuz?