Reklamı Kapat

Evin ''sen'' hali

Sürekli evde kalmak evin önemini azaltıyor olabilir mi? Hemen peşinden sıkılmak geliyorsa olabilir elbette. Evin kıymeti dönüp dolaşıp ona geldiğimiz zaman anlaşılır en iyi. Dışarıdaki yorgunluğumuzu en iyi başka bir yer değil, ev alır. Çünkü o sadece bir mekân değil, muhtevadır da. Evin muhtevası onda sürekli kalmak zorunda bırakıldığımızda dağılıverir. Bu sefer ev arayışı yön değiştirir. Evi sokakta aramaya başlarız. Koronavirüs salgını sebebiyle 65 yaş üstü vatandaşların sokağa çıkmamaları ikazının bu yaştaki insanlarca dinlenmemesi böyle bir arayışın bir sonucu olabilir. Emekli insanların ev ile dengeli ilişki kuramamalarının sebebi de biraz burada aranmalıdır. Dışarıdan fırsat bulup da bir türlü gerçekleştiremediğimiz birçok şey için hep evde uzun süre bulunabileceğimiz vakti bekleriz. Bazılarımız için beklemek hayale dönüşür. En çok da kitap okumak için böyle bir fırsatı kollar çoğumuz. Peki, netice? Bir iki gün devam eder, ama sonra kesilir bu heyecan. Zaman da mekân da tam istenildiği gibidir hâlbuki. Arıza mekânda değil bizim mekâna hâkim olamayışımızdadır. Sanki ev olanca ağırlığı ile üzerimize kapaklanmıştır. Kendimizi dışarı atma isteği hâkim olamadığımız evin üzerimizdeki sıkleti sebebiyledir. Evde sıkılan kişilerin vakitlerini öyle uzakta değil eve en yakın bir yerde geçirmeleri evin muhteviyatına yeniden kavuşabilmek içindir. Evin hemen karşısındaki çay ocağı, asmalı mescit ya da hemen köşe başındaki park evde iken arayıp da bulamadığımız odalar gibidir. Sıkılmak varsa sıkan bir şeyde vardır elbette. Evde insanı ne sıkar? Kim Bilir belki de muhtevasızlık. Şayet ev içinde oturanlara uzun süre kullanmadıkları için bozuk zannettikleri bir radyo gibi geliyorsa, onu çalıştırmak için de ellerinden bir şey gelmiyorsa radyoyu kendi haline bırakıp çalıştırabilecekleri başka şeyleri aramaya girişeceklerdir. Uzun süre kullanmadığımız ev içerdekileri içeriye buyur etmiştir, fakat içeriğini kaybetmiştir. Bu yüzden ikinci (iş) ve üçüncü mekânın (iş dışı vakit geçirebilecek lokal, kahve vb.)  etki alanından kurtulamayan insanlar birinci mekânlarına (ev)  ünsiyet sağlayamamaktadırlar. Koronavirüs salgını farkında olmadan unuttuğumuz ne çok şeyi hatırlattı bize. Meğer hayatın kendisini salgın gibi yaşayan ne çok insan varmış.

YALNIZLIĞI HAVALANDIRMAK

Yahya Kemal Eylül Sonu şiirinde sonbaharın gelişiyle geçmişe dalıp kalan Kanlıca’nın ihtiyarlarından bahsederken şöyle diyordu: “Günler kısaldı… Kanlıca’nın ihtiyarları / Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.”

Korona salgını neticesi bir türlü sokağı terk edip karantinaya çekilemeyen ihtiyarların şehrin dört bir yanına dağılmış halini görünce bu şiir geliyor insanın aklına.

Sonbahar geride kaldı. İstanbul’un ihtiyarları gelen ilkbaharı karşılamak için yasak olmasına rağmen sokaklara atıyorlar kendilerini. Belki de geçen zamandan kalma gençlik iksirini yeniden yakalamak istiyorlar.

İlkbaharın her yaşta insanın kanını kaynatan tarafını kim inkâr edebilir?

Ah kentin ihtiyarları! Ne eve sığabiliyorlar ne şehrin sokaklarına, caddelerine, parklarına. Aslında yapmak istedikleri belli: Yalnızlıklarını birazcık havalandırmak, hepsi o kadar.

 Salgın mı, ölüm mü? Gözleriyle görebildikleri bir şey olmadığı için, dünyanın bu tür işlerini akılları almıyor olmalı.

Öyle ya ne Twitter ve Instegram ne Facebook ne de WhatsApp grupları hiçbiriyle ilişkileri yok. Adeta başka bir zamanı yaşıyorlar. Birileri dünyayı süpürüyor da sanki onlar ortalıkta dolaşıyorlar gibi.

Teknoloji ile birlikte enformasyon, enformasyonla birlikte kuşaklar arası iletişim şekli de değişiyor. Kim bilir elli altmış yıl sonrasının gençleri şimdiki kendilerinden öncekilere nasıl bir dünya teklif edecekler?

İnşallah onlar da kendilerini evden dışarı atarken, “Oh be dünya varmış!” diyebilecekleri bir çevreye ve atmosfere sahip olurlar. Biz kaybetmeden onlar kaçırmadan inşallah güzel bir dünya umudu hep diri kalır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?