Reklamı Kapat

Korona günlerinde aç

Her şey biz yaşarken oldu. Zamanlarının salgın hastalıklarını nesillere aktaran Camus’nün Veba’sını, Marquez’in Kolera’sını hatmetmiştik çoktan. Bugünleri hikâye etmeyi, roman yazıp çok satanlara bırakıp sadece yaşamak dolayısıyla görmek tarafında yer alıyoruz. Her bir görünen biraz daha yorsa da en azından bize bağışladığı yorgunluğu yorumluyoruz. Ya ne görüyoruz? İnsanların korktuğunu görüyoruz. Uslu birer çocuk olduklarını, usul usul evlerine, köşelerine sokulduklarını görüyoruz. O kadar uslular ki insanlar, artık çok da minik olmayan şirinleri bile görebilirler.

İki hafta evvel Rusya’nın televizyon programlarında yayınlanan uygunsuz görüntüleri konuşuyorduk. Rusya adeta kralınız çıplak diyordu. (Muhtemelen krallar çıplak takılmayı seviyordur. Çıplaklığı, açıklığı, transparan hallerini çekim gücü zannediyordur. Bütün tahakküm hırslarının bir sivrisineğe, bir virüse baktığını unutuveriyordur.) Kralın çıplaklığını yeni fark edenler, onu derhal giyindirebilmek için ünlü bir tekstil mağazasına koşturuyordu. O mağaza zincirinin patronu ise ekonominin can çekiştiğine dair beyanatlar veriyor, ama nedense kimse onu duymuyordu. Sonra kral, sözlerini geri aldırdı o patrona. Bunu da kimse duymadı. Duyma özürlü kitle tam kulak tedavisini düşünecekti ki bir virüs kulak kanallarını hepten kapattı. Virüs, tıpkı yıllar evvelki darbe programı gibi kralın da halkının da imdadına yetişiverdi. Aylar sonra iyi ki bu salgın hastalık ortaya çıktı, bu bir nimettir söylemlerine şahit olur muyuz bilinmez. Zira o darbe söylentisinin ekmeğini yiyenlerin sonsuz şükrüne çokça maruz kalmıştık.

Bundan böyle ekonomik, sosyal, siyasal çöküntünün nedeni virüstür. Yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk… Virüstür. Zulmettikleriniz, aç bıraktıklarınız, ölümüne sebep olduklarınız… Virüstür. Son üç ayda dünyada söz konusu virüsten ölenlerin sayısı 4284, bilemedin beş bin olsun; dünyada açlıktan ölen günde 22 bin, ayda 700 bin, üç ayda 2 milyon insan. Birileri daha çok yiyebilsin, semirebilsin diye birilerinin ölmesi gerektiğine inanan kafalar, açlıktan ölümlere aldırmadığı gibi genel olarak insan ölümlerine katkıda bulunmaktan geri durmuyor. Pekâlâ, trafik kazası istatistikleri, saçma sapan savaşlar sebebine ölenler, kronik rahatsızlıktan ölenler daha az değil. Ve bütün bunlar bugün, biz yaşarken, biz hâlâ hayattayken oluyor. Her zamanki kadar yaşama, her zamanki kadar ölme ihtimali boynumuza yakın yerde durdu. Sanırım bu çoğu insanın pek de umurunda değilmiş ki bugün bizzat kendilerinin ölme ihtimali her birini evine kapattı. Efendim bir başkasına bulaşmasın içinmiş; hadi ordan! Bir başkasını o kadar düşünüyorlardı ki o bir başkaları öldürülürken, hapse tıkılırken, haksızlığa zulme uğrarken, aç bırakılırken, yerinden yurdundan edilirken kıllarını kıpırdatmadılar. Hayır efendim, düpedüz herkes kendini düşünüyor demektir bir düşünce var idiyse. Bu zamana değin düşünmedikleri kadar hem de. Gerçi düşünmek ademoğlunun kaçta kaçı için vergilidir o da tartışılabilir.

İnsanlık ne zaman kendini düşünmekten vazgeçip bir başkasını dert etmeyi insanlık vazifesi kabul ederse bu ve benzeri musibetlerin üstesinden gelir. Şu ana kadar böyle bir epifani yaşanmadığına göre başlarına gelen musibetin farkına varmamışlar demektir. Hâlihazırda insanlığın kötülüğü için gayret sarf edenler, gücün ve sermayenin tek tarafta yığılmasına sebep olanlar dikkate alınıyorsa daha beterini beklemek gerekir.

Başka türlü de üstesinden gelinir. İleri gelenleriniz gereken önlemleri almış, sağlık bakanlığınız gereken uyarıları yapmıştır. Yetmemiş her akşam ölüm istatistikleri anlaşılır şekilde raporlanmakta, duyurulmaktadır. Emekliye kolonya, uçak şirketlerine vergi indirimi, beşyüzbin liralık kredilere yüzde dokuz peşinatla bunun da üstesinden gelinir. Üstesinden gelinen sadece virüs de değildir üstelik küçük büyük demeden bütün esnafın, işçinin, emeklinin, öğrencinin dahi üstesinden gelinir. Bundan böyle ne esnaf karın ağrıtır, ne de işçi. Alayı kadim işsiz kitlesinin mütevazi birer ferdi olarak güvenlik sertifikası alma, torpil bulup bekçi olma adayıdır. 

Yalnız insan, dünyada o kadar açlıktan ölen varken bu neyin açlığıdır diye sormadan edemiyor. Bu nasıl bir açlıktır ki ölmekten bizzat kendiniz korkarken, hâlâ yaşayabilme ihtimali olan insanları düşünmüyorsunuz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?