İnsanlığa son çağrı!

Korona salgını bütün dünyaya yayıldı. Milyarlarca insan panik halinde. Sonunda olan bize de oldu. Alınan tedbirlere, camilerde cemaatle namaz kılınmasına son verilmesi de ilave edildi. Bu 1400 yıl boyunca görülmemiş bir durumdu. Şimdiye kadar savaşlarda, hatta işgal yıllarında bile camilerde cemaatle namaza ve Cuma namazı kılınmasına ara verilmemişti. Kâ’be’nin kapatılması ve daha sonra etrafının çevrelenip Kâ’be’nin yalnız bırakılması hâdisesinden sonra bu da bize büyük bir şok oldu. Şüphesiz fevkalâde günlerden geçmekteyiz. İnsanlık tarihinde eşine ender rastlanan bir durumla karşı karşıyayız. Peki bunu nasıl değerlendirmeliyiz? Geçenlerde ziyaretine gittiğim bir dost bana bu soruyu sordu. Şu cevabı verdim: “Hani uçak yolculuğu esnasında yapılan bir anons var ya, ‘İstanbul yolcularına son çağrı!’ diye… Ya da hani kalp krizi geçiren hastalara doktorlar elektroşok uygularlar ya… Bir, iki, üç, dört… Nabız normale döner, kalp çalışmaya başlarsa mesele yok. Yok bu uygulamadan da cevap alınmazsa doktorlar, ‘hastayı kaybettik’ derler ve rapora ‘eks oldu’ diye yazarlar. İşte bu hâdise de bütün insanlığa, Allah’a, Allah’ın dinine dönmeleri için son çağrıdır. İnsanlığın uyanması için bir elektroşok tedavisi gibidir. Aklımızı başımıza aldık, aldık. Aksi takdirde çok daha vahim hâdiseler bizleri beklemektedir. 

“Biz Elhamdülillah, mü’miniz. Bizim inancımıza göre, yaprak dahi Allahu Azimüşşan’ın bilgisi ve izni olmadan kıpırdamaz. Bu yaşadığımız hâdiseye de bu zâviyeden bakmamız ve ders almamız lazım. Bu kâinatı yaratan Rabbimiz, eşref-i mahlukat olan insanları başıboş bırakmamıştır. İnsanı yarattığı günden beri İSLÂM dinini kendilerine rehber olarak vermiştir. Yüz yirmi dört bin peygamber de bu Allah’ın dinini açıklamış, insanların Allah’ın koymuş olduğu hükümlere titizlikle uymaları gerektiği dersini vermişlerdir. Allah’ın hükümlerine uyulduğu devirlerde insanlar huzur içerisinde yaşamışlardır. Allah’ın hükümlerini göz ardı ettikleri devrelerde de huzursuzluk, anarşi ve bin türlü sıkıntı içerisinde hayat sürmüşlerdir.

“Hz. Musa Aleyhisselam’dan sonra Ben-i İsrail Tevrat’ın hükümlerini değiştirmişler, Allah’ın hükümlerinden ‘bazılarını kabul ederiz, bazılarını kabul etmeyiz’ demişler, Allah’ın dinini değiştirmeye kalkmışlar; Hz. İsa Aleyhisselam’dan sonra doğru İslâmiyet’ten sapmalar olmuş, sözde din adamları, idarecilerin, zenginlerin ve güçlülerin isteği istikametinde dinde tahrifat yapmışlardır. Peygamber Efendimiz (asm) bütün dünyaya ve bütün insanlığa gerçek İslâmiyet’i anlatmış ve insanlığı Allah’ın dinine dâvet etmiştir. Bu çağrıya kulak veren sahabeler ve daha sonraki devrelerde İslâm devletleri ve Müslüman halk, huzur içerisinde yaşamışlardır.

“Son bir buçuk asırda İslâm beldelerinde müthiş hâdiseler olmuş, İslam’ın düşmanları bu dini bozmak, aslî mecrâından saptırmak için müthiş çalışmalar içerisine girmişlerdir. İşte en sonunda gele gele, isimden ve resimden ibaret bir İslam’a gelinmiş, maalesef Allah’ın hükümleri hiçbir yerde, hatta İslâm ülkelerinde uygulanmaz olmuştur. Bu mülkün, bu dinin sahibi olan Allahu Azimüşşan elbette bu hâle rıza göstermez. Elbette bizleri îkaz eder. İşte yaşadığımız hâdise meydanda. Şahsî kanaatime göre, bundan böyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bediüzzaman Hazretleri’nin “Eski hal muhal. Ya yeni hal, ya izmihlal!” demesi gibi, ya bütün insanlık olarak hüve hüvesine Allah’ın dinine döneceğiz ve uygulayacağız ya da bu mülkün sahibi kıyameti kopartacak. Bu müzahraf sistemler devam etmeyecek. Hazır ölüm korkusu herkesi ve her yanı sarmışken, düşünelim. Ölüm sonrası hayata hazırlanalım. Bizi öldükten sonra tekrar diriltecek ve ebedî hayata mazhar edecek Allahu Azimüşşân’ın kelâmı olan Kur’an-ı Kerim’e ve “yaşayan Kur’an’ olan Peygamber Efendimiz’in Sünnet-i Seniyyesine kulak verelim.

 “Evet şüphesiz alınacak ‘tıbbî ve idârî tedbirler’ var ve ilgililer bunu yapıyor. Ancak asıl yapılması gereken; bütün dünyanın bir nefis muhasebesi yapması ve yapılan icraatları gözden geçirmesi. Hâlâ Müslümanlara zulmeden ülkelerin bu hunharlıktan vazgeçmesi. Biz Müslümanlar da tevbe istiğfar edip duâ etmeliyiz. Va esefâ ki, duâ mekanlarından en mühimleri olan Kâbe mahzun. Ülkemizde camiler kapalı. Şayet sokağa çıkma yasağı uygulanmayacaksa, camilerde namaz kılınması yasağına son verilmeli, ilaveten Ayasofya Camii’ndeki yasak da kaldırılmalıdır. İşte dostum, düşüncemi sordun, ben de bu şekilde kısaca söylüyorum.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ramazan Toksöz - hocam osmanlı zamanında da cuma namazının kılınmadığı olmuş. erhan afyoncunun yazısını okuyabilirsiniz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Mart 11:07

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?

403 Erisim Engellendi

Error 403 Erisim Engellendi

Erisim Engellendi

Guru Meditation:

XID: 39687792


Varnish cache server