Reklamı Kapat

Eğer düşman zırhlılarının süngülenecek bir yerleri varsa!..

Bu günlerde 105’inci yılını kutladığımız Çanakkale Zaferi’nin nasıl ve hangi ruhla kazanıldığını, on binlerce vatan evladının hangi ruhla ölüm kusan düşman namlularının üzerine atıldıklarını anlamak için tarihe kısa bir yolculuk yapacağız.

Rumeli Mecidiye Tabyası Komutanı Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey’in cephe notlarından:

“Bir deniz harbinin arefesinde olduğumuzu hissetmiştik. Bütün erlerde savaş için büyük bir istek vardı. Bu hali sürdürmek gerekti. Bölükte namaz kılmayan kimse yoktu. Askerin dini hisleri ve maneviyatı olgunlaşmıştı. Bunu artırmak için şu talimatları verdim:

1- Bugünden itibaren daima abdestli olacak ve harbe abdestli başlanacaktır.

2- Topların birinci doldurma işi erler tarafından Ezan-i Muhammedi okunarak yapılacaktır.

3- Ateş esnasında bütün batarya, sesli olarak tekbirle iştirak edecektir.”

İstanbul hastanelerinde tedavi edilen bir yaralı genç zabitin Karesi gazetesinde yayınlanan bir mektubundan:

Bakınız size Türk kahramanlıklarından, onun menakib-i harbiyesinden iki  olay anlatayım:

 Mayıs on dört hücumunda idi. Seddülbahir’de düşman çıkartma hareketi yaparak deniz ateşleri himayesinde piyadesini biraz ilerletmeye muvaffak olmuştu. Dilâverâ’nın bütün gayretlerine rağmen düşman ilerlemekte ısrar ediyor, bu hal pek ziyade canımızı sıkıyordu. Bir iki saat sonra bütün asker hücuma kalkmaya ve gökten ateş yağsa bir adım geriye gitmemeye karar verdiler. Hücum anı gelince, Allah, Allah nida-yi nusret iltimasıyla ileriye atıldık. Düşman, süngülerimiz önünde kar gibi eriyor, avcı eline düşmüş kazlar gibi kaçıyordu. Bakiyesini denize döktük. Bir onbaşı yüksek bir taş üzerine çıkmış bağırıyordu:

“Emir ver kumandanım! Eğer şu düşman zırhlılarının süngülenecek bir yerleri varsa denize girelim, onları da süngüleyelim!...”

 Başka bir olay:

 26 Temmuz 331 (1915)’de düşman deniz ve kara toplarıyla şiddetli bombardımandan sonra hücuma kalkıştı. Bütün asker kum torbaları üzerine çıkarak gelen düşmana ateş etmeye ve yaklaşanları süngülemeye başladılar. O esnada idi ki bir çavuşum ileriye atılmış:

 “Aman ya Muhammed! Biz bugün sana kavuşmak ve şehid olmak istiyoruz. Ben o kadar günahkâr mıyım ki beni cennetine almıyorsun!...” feryadıyla hem ateş ediyor, hem ilerliyordu.

Arkada bir neferimi gördüm. Sol kolunu kaybetmiş, ateş edemiyor, yerde yatıyordu. Beni görünce hemen kalktı:

“Benim sevgili zabitim, bir kolum düştü. Tüfekle ateş edemiyorum. Bari şu belindeki tabancayı ver de düşmana karşı boşaltayım. Belki bir düşman vurur da öcümü alırım!...” diye yalvarıyor ve düşman tarafına bakarak dişlerini sıkıyordu. (Askerimizin Kahramanlığı, İkdam. Nu. 6690. 18 Eylül 1331/ I Teşrîn-i evvel 1915. s. 1)

17 Temmuz 1915’te Gelibolu Birinci Tabur Komutanı Ömer Lütfi Bey harp meydanında askerlerini galeyana getirmek için şöyle nida ediyordu: “Yetiş ya Muhammed! Kitabın elden gidiyor!”

Kayserili bir annenin mektubu

Kadırga’da Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde tedavide bulunan Kayserili Mehmed oğlu Mustafa namındaki kahraman bir yaralı gazimize, validesinden aşağıdaki mektup vasıl olmuştur. Bu kadar güzel ve kahramanca hissiyata malik bulunan validelerin kucağında büyüyecek olan her yavrunun, din ve vatanı uğrunda kan döken birer “Mehmed oğlu Mustafa” olacağına şüphe mi vardır:

“Oğlum,

29 Nisan 331 tarihli kartınızı aldım. Valide kalbi değil mi, müteessir oldum. Fakat büyük bir maksat ve emel-i din uğrunda cansiperane bir fedakârlık olduğu için sevindim. Din-i İslam’ın ve Müslümanların düşmanlara karşı devam ve bekâ-yı şevket ve azameti, ulu dinimizin büyük emirlerinden olan cihada devam ile kabildir. Bu yolda cihadın mematında (ölümünde) hayat, hayatında bir hayat-i diğer vardır.

Gazanız mübarek olsun oğlum! Allah Müslüman askerlerine kuvvet, iman, sabır ve sebat ihsan buyursun âmin. Düşmanlarımızı Kahhar ismiyle kahretsin. Emellerine kavuşturmasın âmin. Bihurmeti’seyyidi’l-murselîn.

Ailemizde endişelenecek bir şey yoktur; selamlar ederler, merak etmeyesin. Kolunun o hafif yarası yüz bin Müslüman namusunu kurtardı.

Afiyette ol. Allah bütün ümmet-i Muhammedi zalimlerin esareti altında yaşamaktan muhafaza eylesin oğlum.

Kayseri, 7 Mayıs [1331] Valideniz Gülsüm

(Kahraman Bir Validenin Mektubu, Tasvir-i Efkar, Nu. 1458.18 Receb 1331/18 Mayıs 1331/1 Haziran 1915. s. 2; Muzaffer Taşyürek, Son Nefes Çanakkale)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?