Mahzun Kâ’be bize ne söylüyor?

İçinde yaşadığımız şu kâinata ibret nazarıyla baktığımızda her yerde, her zerrede bir nizam ve bir mîzan görülür. Kâinatın Sahibi, Mâliki olan Cenab-ı Hak, her mevcuda tekvinî kanun koymuştur. Şuûr, akıl, idrak sahibi insanların hareketlerini tanzim için de teklifî kanun va’zetmiştir. Allah-u Azimüşşân’ın bu kanunlarını inkar etmek, yani küfür ve şirk yolunu tutmak, ya da Allah’ın hükümlerine îman ettiği halde uygulamamak, yani fısk yolunu tutmak, fâsık olmak, âlemdeki o nizam ve mîzanı bozmaya yönelik bir harekettir. Tıpkı muntazam işleyen bir fabrikanın çarkları arasına o işleyişi engelleyici ufacık bir demir parçası, ya da tahta parçası koymak yahut o işleyişi engelleyici bir hareketi yapmak gibi. Neticede o cüz’î fiil, koca fabrikanın işleyişine tesir etmektedir. İşte kâfirin ve fâsıkın bu kâinat tekerine çomak sokmak mânâsına gelen bu davranışları yüzünden bütün mevcudat öfkelenmektedir. Birazcık düşünecek olsak, kâfirin cehennemde ebedî kalacak olmasını, ya da Mü’min olduğu halde, Allah’ın hükümlerini uygulamayan, ya da bile bile günahı kebâir işleyip tevbe etmeyenlerin cehennemde azap görmelerinin hak oluşunu anlarız. Bu konu, Bediüzzaman Hazretlerinin Arâbî İşârâtü’l İ’caz tefsirine yapılan şerhin 7. cildinde mükemmel şekilde işlenmiştir. (s. 158-181)

Cenab-ı Hakk’ın bu âlemde koymuş olduğu nizamdan (kanundan) ve mizandan (ölçüden) biri de zerrelerin, atomların, güneşin, ayın, yıldızların, galaksilerin saatin dönüş istikametinin tersine dönmeleridir. İşte bu sırdan dolayı hacılar ve umreciler de Kâ’be’yi tavaf ederken kâinattaki bütün hareket eden mevcudat gibi saatin dönüş istikametinin tersine hareket etmekte ve dönmektedirler. İşte Mevlânâ Hazretleri de bir kuyumcu dükkanında altın atomlarının ve daha sonra bütün mevcudatın bu hareketini görmüş ve sema’a kalkmış, cezbe ile dönmeye başlamıştır.

Geçtiğimiz günlerde 1400 küsur seneden beri ilk defa, Kâ’be’de tavaf durduruldu. Kâ’be’nin avlusuna kimse alınmadı. Kâ’be’nin o hali yüreğimi burktu. O mahzun duruştan hüzünlendim. Bu hale sebep olanların büyük vebale girdiklerini düşündüm.

Bir de şöyle düşündüm: Kâ’be-i Muazzama’nın bir ismi de “Beytullah”tır. Yani “Allah’ın evi” demek. Bütün camiler ve mescitler de “Allah’ın evi”dir. Ancak Kâ’be’nin yeri ve hürmeti başkadır. İşte bu “kıymetten” dolayı Kâ’be’de kılınan namaz diğer camilerde kılınan namazdan yüz bin misli daha sevaplıdır. Allah-u Teâlâ’nın yanında değeri çok yüksek olan Kâ’be, birkaç günlüğüne de olsa avlusuna ziyaretçi kabul etmemiştir. Âdeta bizlere kırılmış, gücenmiş gibidir. Peki, Kâ’bemiz bizlere gücense, kırılsa haksız mı? Bence kırılmakta yerden göğe kadar hakkı var. Şöyle bir düşünelim: Her sene yüz binlerce, hatta toplamda milyonlarca Müslüman Kâ’be’yi ziyaret ediyor. Tavaf ediyor. “Bismillahi Allah-u Ekber!” diyerek tavafa başlıyor. Bu tekbirin ve tavafın mânâsı ne? Biat etmek. Cenab-ı Hakk’a, dinine bağlı kalacağına, İ’lâ-yi Kelimetullah için çalışacağına söz vermek demek… Peki fiiliyatta ne oluyor? Her sene Kâ’be’ye yüz sürenlerden yüzde biri sözünü tutmuş olsa, ya da verdiği sözün gereğini yerine getirmiş olsa Âlem-i İslâm bu halde mi olurdu? Bakınız Rabbimiz Müslümanlardan devlet kurmalarını istiyor. Evet, devletsiz İslâmiyet olmaz. Bütün Müslümanların bir devleti, bir idarecisi olacak. Aslolan budur. Her sahada Allah’ın hükümleri hâkim olacak (Sünnet-i Seniyye de bu hükümlere dahildir). Bütün Müslümanlar kardeş olacak, birlik olacak. Aslâ ve kat’a Müslüman Müslüman’a silah çekmeyecek. Cihad kıyamete kadar geçerli bir hükümdür. Cihad terk edilmeyecek. Cihad terk edildi mi, zillet kendiliğinden gelir. İslâm yurdunun her karış toprağından kâfirler defedilecek. Dünyanın neresinde olursa olsun bir Müslüman’a hâin bakış oldu mu, iffetine göz dikildi mi, cana, mala el uzatıldı mı, bütün Müslümanlar kıyam edecek. Şimdi teker teker isimlerini sıralayarak bu sütunu ve ağzımızı kirletmeyelim. Toptan söyleyelim: Kur’an lisanıyla birer pislik olan o zâlim kâfirlerin topunun canı cehenneme. Müslümanlar birlik olsa, onların tamamı kapımızda köpek gibi olurlar. Ancak işte manzara ortada. Peki bu durumda Kâ’be bize küsse, haksız mı?

Canım Kâ’be’m! Rabbim seni lâyık ellere teslim eylesin. Bizler de Şah-ı Geylânî’nin yaptığı gibi, İslâm’a uygun bir edeple gelip ziyaret edelim, eşiğine yüz sürelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Çin'in bulduğu ve Türkiye'de de uygulanacak olan koronavirüs aşını yaptırır mısınız?