Reklamı Kapat

Distopya

Hollywood’un çektiği fantastik veya absürd felaket filmlerinde resmedilen bir manzara vardır hani. Dünya büyük bir salgın, kıtlık, savaş veya bir başka badire atlatmış ve geriye kalan insanlar da adeta taş devri gibi bir dönemde yaşamak zorunda kalırlar. Taş üstünde taşın kalmadığı, insanların suya ve gıdaya erişimde sorunlar yaşadığı, bir yandan da barbar birtakım grupların korku saçtığı “distopik” bir atmosfer resmedilir genelde. Ütopik bir dünya tasavvurunu tutturamayan Hollywood veya Batılı kafa, “distopik” bir dünyayı hayal etmekten de çekinmez.

Bu distopik dünyaya götüren şartlar arasında hayli absürd, fantastik, hatta saçma haller de vardır. Zombi saldırısı, uzaylı istilası, salgın hastalık veya nükleer bir savaş neticesinde dünya adeta küllerinden doğacak bir kıvama gelir bu filmlerde. Yıkıntıların arasından adeta bir “küllerinden doğan” Anka kuşu misali insanlık yeniden boy verir, tabii Batılı “önderlerin” liderliğinde! Bu filmlere yönelik tepkiler genelde “hadi canım, daha neler” minvalinde olur.

Hollywood filmlerinin bu gerçeküstü veya fantastik atmosferi ne derece planlı veya bilinçli, ayrı bir tartışma konusudur. Üst aklın ürünü müdür, küresel egemenlerin oyunu mudur, komplo teorilerinin konusudur, ancak ciddi ciddi insanlığın geleceğinin Mars’ta olduğunu düşünebilen bir kafadan da beklenebilecek bir şeydir. Koskoca dünyayı, tüm nimetleri ve kaynaklarına rağmen “artık yaşanamaz” olarak niteleyebilecek kadar sömüren bir kafa, son tahlilde (en uçuğundan bir komplo teorisi olarak) nüfusu azaltmayı da deneyebilir pekala.

Komplo teorilerini bir yana bırakıp daha somut gerçeklerden ilerlersek, birkaç ay önce dünya gündeminde olmayan, zaman ilerledikçe de önce Çin’in iç meselesi gibi değerlendirilen ancak bir noktadan sonra hızla dünyayı etki alanına alan görülmemiş bir fenomenle karşı karşıyayız. Filmlerde gördüğümüz gibi termal kameralarla insanların ateşinin olup olmadığının ölçülmesi hayatımızın içinde artık. Küreselleşme dünyayı küçük bir köye dönüştürdü, her yer ulaşılabilir oldu ve bunun neticesinde de yerel bir salgın dünyanın başına çok büyük bir bela açıverdi.

Günümüz dünyasının iç içe geçmiş olan ülkeleri, serbestleşen sermaye ve insan hareketleri, bir yere kadar insan hayatını kolaylaştırıyordu belki, ancak görüldü ki olumsuz bir hal de ışık hızında herkesi etkiliyor bu nedenle. Salgının insan hayatını tehdit etmesi, neticesinde birden bire gündelik hayata da tesir ve tehdit eder hale gelmesi, şehirlerin ve sonrasında da ülkelerin karantina bölgelerine dönüşmesi, hayatın normal akışını bugünün serbest dünyasına taban tabana zıt bir disipline zorlaması, modern zamanların savaşlardan sonra görülmüş en sıradışı anlarını işaret ediyor. İç içe geçmiş ekonomiler, birbiri ardına alarm sinyalleri veriyor, para piyasaları, emtia piyasaları şok dalgasına teslim oluyor.

Bugün yaşananlar aslında küresel anlamda “ilk gerçek musibet” olarak adlandırılabilir. Teknolojik gelişmeler, ulaşım ve iletişim imkanlarının görülmemiş şekilde gelişmesi, hayat kalitesinin hiçbir devirde olmadığı kadar yükselmesiyle kendisini bir rüya aleminde gibi farz eden insanlık (en azından Batı dünyası), bir virüs marifetiyle ütopyadan distopyaya sürükleniveriyor bir anda. Koca koca ülkelerin birden bire “kepenk kapatması”, insanların evlerine hapsolması, bütün dünyanın aynı anda tek bir gündeme odaklanır hale gelmesiyle yaşanan küresel teyakkuz hali, küresel bir sıkıyönetim koşullarını önümüze koyuyor.

Bir de şu var tabi: “Uzmanlar, insanların yabani yaşam alanlarına doğru yayılmasının ve hayvanlarla diğer etkileşimlerin yeni salgınlar doğurabileceğini söyledi.” İnsanlığın gözü doymaz ve dünyayı sadece kendisinin malı gibi sömürmeye devam ederse musibetler de artabilir demek bu.

İnsanoğlu, ütopya ile distopya arasında aslında çok ince bir çizgi olduğunu yaşayarak görüyor. Allah sonumuzu hayretsin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?