Reklamı Kapat

İzahların güçsüzlüğü mizahsızlıktandır

Bu ülkenin başbakanlarından Bülent Ecevit’in eli sopalı Bill Clinton karşısındaki duruşunu yıllarca siyasi malzeme yapanlar, son yirmi yıldır bu ülkede iktidardalar.

O Ecevit duruşu bir kaç saniyelik de olsa kayıtlara geçmişti ve millet olarak üzülmemize sebep olmuştu. Ecevit tavrında eksiklik görenler, o resmi çok kullanmışlardı, sanki temsil ettiklerinin içinde kendileri yokmuş gibi...

Putin’in kabul edeceği salonun kapısındaki heyetimizin kronometre tutulmuş görüntülerini seyreden muhaliflerin, hassasiyetlerimizin dikkate alınmadığı karşılanmalar alışkanlık yaptı iddialı, dün Ecevit’e, bugün Erdoğan’a gibi ödeşme tezlerini kabul etmeyenler, akıllarına düşen bir soruya cevap aradılar iktidar cephesinde.

O Ecevit duruşu bir daha olmasın diye sizler hangi tedbirleri ve eğitimi almıştınız?

“İroni yaptım”lı telefon görüşmelerini partililerine anlatmanın amacı, Ecevit duruşlu günleri geride bırakarak, “Kanka” samimiliğine gelindiğini vurgulama idiyse, bunun her zaman kâr hanesine yazılmayacağını da bilmek gerekirdi.

Demirel’in, sarsılan otoritesini düzeltmek için söylediği, “Elimi telefona bir atarsam, karşıma 17 tane devlet başkanı çıkar” efelenmesinin boşluğunu ve loşluğunu yaşamış Türkiye, iki kişi arasında gerçeklemiş bir telefon görüşmesinin açıklanmasını hoş görmeyenleri, iş bilmeyen ve hainliğe yakın duran insanlar ilanını, o Ecevit duruşuna karşı alınmış bir tedbir saymayacaktır.

Putin’in kapısında kronometre garantili iki dakika bekletilen sayın Cumhurbaşkanı son on saniyede varıp kapıya yakın kanepeye oturmasının diplomatik izahı mutlaka olmalıdır. Hatta bir hikayesi de.

Hikayesi dedik ama, günümüzde bir Ömer Seyfettin yok. Niçin yok, sorusunun tek cevabı vardır. Yirmi yıldır iktidarda olan parti ihtiyaç duymamış, yirmi yıl daha duyulmayacağına garanti vermiştir.

İktidarının elinden gideceğini anladığı 1946 yılında Milli Şef, piyasaya sürdüğü Marko Paşa” mizahçılaryla sıfırlanmasını engellemişti. Muhalefetin de muhalefetiydi diye bugün tanımlanan Markopaşacıların durduğu yer millete uzak iken, her şeye rağmen İsmet Paşa’ya razı olmak kompozisyonuna sokulmuştu insanlarımız.

Ismarlama ve devlet destekli (Aziz Nesin) Markopaşacılar Milli Şefliği sağlamlaştırma mizahı peşindeyken, bir Osman Yüksel Serdengeçti “Sesimizi sağırlar da duyacaktır” haykırışındaydı Ankara tepelerinde. Necip Fazıl ise “Başımızda kulak istiyoruz” kapaklarıyla sağlık raporu sağlam yöneticilere hasreti dillendiriyordu.

AKP, mizahı olmadan, mizahçıları olmadan iktidara gelmiş ve iktidar gücünü 20 yıldır sürdüren bir partidir. Bunu nasıl başarmıştır? Yönettiği insanların yüksek inşaat beklentilerine alanları açarken, onları mizaha ihtiyaç duymamaya inandırmıştır. Gerekirse ironiyi de biz yaparız anlayışının AKP yöneticilerinde yaygınlığı “Hiç bir şey olmamışsa mutlaka bir şeyler olmuştur” cümlesiyle de kayıtlara geçmiştir. Neticesi de kronometreli karşılamalara kadar varmıştır.

Görüşmenin organizasyonundan sorumlu büyükelçimiz görevini eksiksiz yapmasına rağmen mi bekletilme yaşattırılmıştı? Yoksa iki dakika önemsiz diye mi düşünmüştür? Bu konuları tartışmak atanmaları sorunlu olmuş büyükelçilerimizi hizaya çekecekken, komplo teorisyenliğinden kazanç ummaktadır iktidarcılar hâlâ.

Sovyet Rusya’nın yıkılmadan önceki son KGB şefi ile bir röportaj yapmıştı 32. Gün’de M. Ali Birand. Şu soruyu sormuştu KGB şefine. “Amerika ajanlarının Moskova’da cirit attıklarına dair çok film çekildi. Gerçek böyle midir?”

Hayır diyen KGB şefi, diğer ülkelerin ajanlarına küçük bir alan bıraktıklarını ve onların o alanda dönüp durduklarını söylediğinde, merhum Birand, aldığı cevapta içimizi acıtan o ünlü sorusunu yöneltivermişti.

“Bizim ajanlarımız rahatsız etti mi sizi?”

Yüzüne bir gülümseme konduran KGB şefi müstehzi fakat diplomatik bir cevap vermişti.

“Sizinkiler, kendilerini çok iyi kamufle etmiş olmalılar ki, hiç fark etmedik!”

Büyükelçimiz kendini fark ettirmiş olmalı kanaatine kendimi çekmeye çalışırken, bir kahvede haberleri izliyordum Koronovirüs tedirginliğini yaşayanlarla.

Ekrandaki boşalmış market rafları ve ülkemize gelen Koronavirüslü hasta için alınan tedbirler demeçlerinden sonra, Cumhurbaşkanı’nın partisine transfer olan İyi Partili milletvekiline rozet takan görüntüsü bir kaç kişiden alkış alırken, benim aklıma yangından mal kaçırma operasını düşürdü. Masamın çaprazında oturan delikanlının ise aklı hâlâ Koronavirüste.

“AKP, Koronavirüse böyle mi tedbir alıyor?”

Yan masadaki alkışçılar tedirgin oldu. Galiba delikanlının en demek istediğini çözecekler önce. Hani ittifakçı MHP gençliğinin destan olmuş eylemlerinde olduğu gibi. Kars kapısından girmek isteyenleri kontrol eden, arkadaşına seslenir.

“Bu, İslam’ın şartı beş diyor. Ne yapayım?”

Neden sonra anlamış olmalılar ki delikanlının sorusundaki manayı, onlar da tedbir amaçlı resmini aldılar cep telefonlarına.

Dahasını yazmayalım.

Burada noktayı koyalım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?