Reklamı Kapat

Şevket Kazan Bey kardeşime özlemle

10 Mart 2020 Salı günü manevi bir atmosferde Rahmet-i Rahman’a uğurladığımız kıymetli dostum, dava kardeşim Şevket Kazan’a Cenab-ı Hakk’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.

Rabbim, bu dünyada vermiş olduğu muhabbetini ahirette de göstersin. Şevket Bey kardeşim de bu yönü ile tam bir gönül insanı idi. Milli Görüş davasının 50 yılı aşan bütün süreçlerinde Erbakan Hocaya bağlılığını, milletimiz ve bütün insanlığın saadeti için yapmış olduğumuz çalışmalarda mücadele azmini hiçbir zaman yitirmedi. Zor zamanlarda görev aldı, zor zamanların adamı oldu. Partilerimize ve şahıslarımıza açılan “hukuk dışı” davaların gönüllü avukatlığını yaptı. Milli Selamet Partisi’nde bakan olduğu dönemde dindar insanlara ve insan haklarına aykırı olarak yapılan zulümlerin önlenebilmesi için çok çaba sarf etti. İçişleri Bakanımız Oğuzhan Asiltürk’le birlikte müstehcen neşriyat ile doğrudan mücadele etti. Bugünkü özgürlükler ve kazanılan haklar o dönemde yapılan siyasi hamlelerin meyveleridir.

Ankara’da ikinci askerlik

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nde Erbakan Hocayla birlikte darbeciler tarafından askeri minibüslerle hapishaneye ilk alınanlardandı. Böylece darbenin ardından diğer MSP’li tutuklularla beraber Ankara’da “ikinci askerliklerini(!)” yapmaya başlayanlardan oldu. Biz de kısa bir süre sonra onların yanına meşhur ifadesi ile “Kirazlıdere Tutukevine” gönderildik. Demir kapının ardından bizleri bekleyişleri gözlerimin önünden gitmez. Galatı meşhur “Selamet Koğuşu” sıraya girmişti. Tebessümle, şefkatle bize bakıyorlardı. Hepsiyle en samimi duygularla kucaklaştık. Şevket Kazan, Selamet Koğuşu’nun pirlerinden idi. Her sabah namazının sonunda o tatlı ve içli sesiyle Kur’an-ı Kerim ve ilahiler okur; hepimizin gözlerini yaşartır, gönüllerini genişletirdi.

Koğuş kapısında durdu ve...

Hayatımızın mihenk taşı konumundaki haberini kendisinden almıştık. Bir gün Şevket Kazan Bey kardeşimiz çocuklarıyla görüşmesini tamamlayıp koğuşa döndü. Ellerinde paketler, gözleri yaşlı, koğuş kapısında durdu ve “Şimdi size çok üzücü bir haber vereceğim. Bugün saat 12.30’da büyük mürşit, büyük âlim Muhammed Zahid Efendi İstanbul’da Allah’ın rahmetine kavuşmuş.” dedi. Bu sözü duyunca bir an ne olduğunu idrak edemedik, inanamadık. Dünyalarımız yıkılmış gibi oldu. Ve şimdi benzer duyguları vuslata eren Şevket Kazan için yaşıyoruz. O “Şafak Restoranın” sahibi idi. Burası Selamet Koğuşu’nun güney cephesinde, pencere kenarında Şevket Kazan’ın yatağıydı. Birinci sınıf servisi ve mükellef kahvaltısıyla hizmete hazırdı. Kahvaltıda, “Kuş sütünden başka her şey var” tabirine uygun bir menü vardı. Şevket Bey, tam profesyonel bir aşçı olduğunu ispat etmek için omzuna peçetesini atarak kahvaltıyı hazırlar, “Buyurun…” diye seslenip herkesi davet ederdi. Esas mesleği manifaturacılıktı. İstanbul Kartal’da kardeşleriyle birlikte güzel bir mağazanın sahibiydiler. Bu arada Kartal Merkez Camii’nde vaizlik yaptı. Selamet Koğuşu’ndaki teravih namazlarını da o kıldırıyordu. Hukuk fakültesinden mezun oldu, avukatlık yaptı. En önemli meziyetlerinden biri de, “İnsanların karnını doyurmak yetmez, ruhunu da beslemek lazım.” diyerek şiirler ve onun yanında çok güzel rubailer yazması idi.

28 Şubat 1997

Refah Partisini yıkmak için gerçekleştirilen 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi’nin önde gelen mağdurlarından oldu. Refah Partisi’nin kapatılışında milletvekilliği düşürüldü ve siyasi yasaklı hale geldi. Ancak yasak ve darbelerle dolu siyasi hayatımızda adaletten taviz vermediği gibi Erbakan Hocamız gibi kendisine zulmedenlere dahi merhametle yaklaşmayı kendine düstur edindi. Siyaseti ve dava mücadelesini hırs ve ihtiraslara kurban vermeyerek “cihat şuuruyla” yaptı.

Şevket Kazan, kalemi kuvvetli bir kardeşimiz idi. Şiirlerinin yanı sıra partilerimizin yaşamış olduğu süreçleri de büyük bir titizlikle ele aldı. Refah Gerçeği, Öncesi ve Sonrasıyla 28 Şubat, Yoldaki İzler, 28 Şubat Ürünü Bir Dava ile Erbakan Nasıl Yargılandı, İnsan Hakları-Dünü, Bugünü, Doğusu ve Batısıyla, onun eserleridir. Son olarak sözlerimi Şevket Bey kardeşimin bendenize yazmış, olduğu mısralarla tamamlamak istiyorum:

“Bu muhteşem zuhur, bu ne ilahi takdir, 

Bu ne ulvi heyecan, bu ne gönülden tekbir,

Melekler inmişler semadan yeryüzüne,

Şehitler mi haykıran dini İslam, Allah bir.

Ne hikmettir, doğuştan sen ağlarken el güler,

Bir yanda ulvi gaye, öbür yanda hevesler,

Hakkı yol tut kendine, öylesine yaşa ki,

El ağlarken dünyadan sen gülerek gidiver.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Recai Kutan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

04

Mücahid - ALLAH CC rahmet eylesin mekanı cennet efendimiz sav komşu eylesin inşallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 13 Mart 00:27
03

İsmail - Rabbim bizede böyle hayırlı uzun ömürler versin inşallah. ne güzel ne mübarek bir yaşam.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 12 Mart 17:02
02

Mehmet - biz senin islamma ve davaya yaptıgın hizmete şahidiz mekanın cenet olsun güzel insan gülele

Yanıtla . 5Beğen . 1Beğenme 12 Mart 13:53

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?