Ceza ve ötesi

Ceza kelimesinin kullanım alanı bir hayli geniş olma yanında, ait olduğu her bir alan bakımından da anlam farklılığı söz konusu olabilmektedir. Dini bakımdan yasaklanmış ya da günah olarak tanımlanmış niyet, söz ve davranışın yapılması halinde karşılığı olarak belirlenmiş müeyyide, yani yaptırım çeşidinden biri de cezadır. Sözgelimi yalan söyleme, iftira etme, hırsızlık yapma, dini bakımdan yapılmaması gereken fiillerdir. Bunlardan birisinin icra edilmesi durumunda belirlenen müeyyide yürürlüğe girer. Yalan beyanda bulunan bir kimsenin şahitliği caiz görülemez. Bu müeyyidedir, dolayısıyla belli bir cezanın uygulanması söz konusu olabilir.

Genel olarak, ceza, kavram anlamında, hukuk alanında temel bir kavram, aynı zamanda kurumdur. Hukuk, öncelikle hareketi temel aldığı için, hareket kavramını çeşitli yönleriyle tartışma gereği duymuştur. Tarihi süreç içinde hareketin birbirinden oldukça farklı, yerine göre de birbiriyle çelişkili tanımları benimsediği görülmektedir. Ancak, hareket, bizatihi hukukun hakkında mutlaka değerlendirme bulunmasını gerektirmez. Hareketin, hukukun konusu, yani değerlendirmeye alıp hakkında olumlu veya olumsuz yargıda bulunabilmesi için, kendi bakış açısından öncelikle ve mutlaka bir tanımda bulunması zorunludur. Hukuk tarafından tanıma konu edilen hareket, bu tanımla birlikte, başka bir adla anılır ki, buna hukukta suç denilmektedir. İşte, soyut anlama sahip olan hareketin tanımlanmasıyla, o artık suç niteliğine dönüşmüş bulunmaktadır. Yine hukukun mahiyetinde içkin olan ve müeyyide, yaptırım olarak adandırılan bir kavram ve kuruma dayanarak, onun kabul ettiği türlerden biri olan ceza kavramına ulaşılmaktadır.

Rahatsız ve huzursuz edici, tedirginlik verici, endişeye sevk edici, kısaca korkutucu şeklinde algılanmasına ve anlaşılmasına rağmen, ceza, insanın toplumun ve devletin varlığını, haklarını, özgürlüklerini, menfaat ve yararlarını tesis etmekte ve korumakta önemli ve belirleyici bir işleve sahiptir. Hukukun yaptırımı olarak ceza, mesela, bir kişinin hayatını ortadan kaldırmaya kastetmiş birini, yapacağı öldürme fiilinden caydırabilir. Birisinin evini yakmak isteyeni, ceza yaptırım olarak durdurabilir. Bu ve benzer durumlar cezanın önleyicilik işlevini belli ölçüde gösterir. Gerçekleşmiş hareketin meydana getirdiği sonucun, hukukun yaptırımı olarak belirli türden bir cezanın uygulanması, başta adalet inancı ve duygusu olmak üzere, güvenlik gibi başka işlevlerin gerçekleşmesini sağlayabilir.

Bütün bu ve benzer durumların gerçekleşebilmesinin ön şartı, hukuk tarafından hareketin suç ve ceza olarak tanıma kavuşturulması gerekir. İlk bakışta, gerekli tanımların hemen yapılabileceği ve bunun kolay olduğu kanısına varılabilir. Ancak, bunun en vazgeçilmezi, olmazsa olmaz şartı, ta Roma hukukundan beri göz önünde tutulan şartı, yani sine quanon’u, hukuku tam mahiyeti, amacı ve işleviyle iyi, doğru ve gerçek olarak anlamak ve kavramaktır. Onun içindir ki, insanı ve toplumu, doğayı ve evreni, bütünlük ve özgünlük içinde kavrayarak sistemli bir düzene kavuşturma imkân ve şartına sahip olan hukuk sistemleri, kalıcı ve görkemli yapıları, yani uygarlıkları doğurabilmişler ve yaşatabilmişlerdir. Burada daha birçok şey söylenebilir.

Hatırlatma kabilinden bu satırları yazmaya, Ocak ayı sonunda “Trafik İdari Para Cezası” başlıklı bir yazının tebliği neden oldu. Arabayı çok az değil, nadiren kullanma gereği duyuyorum. Halıcıoğlu’ndaki derslere metrobüs ile gidiyorum. Çünkü hem zaman kazandırıyor, hem yıpratmıyor. Böyleyken, sitenin parkında yatıp duruyor araba. Ancak, arabanın hareketsiz parkta yatması trafik cezası yazılmasını önlememiş. Üstelik hangi trafik kuralının ihlal edildiğini delillendirecek, mesela fotoğraf gibi, herhangi bir belgeye de ihtiyaç duyulmadan sadece “para cezası karar tutanağı” ve “fahri trafik müfettişince tespit edilmiştir” ibaresi kaydı var. İlginç olan trafik ihlalinin gerçekleştiği yer, yani cadde Üsküdar’da olmasına rağmen, Esenyurt’a taşınmış. Bütün bu tutarsızlıklara rağmen, belirtilen cezayı ödedim. Birkaç gün sonra, pek ilgim olmadığı halde, internetten bazı gazetelere bakarken gördüm. Benim gibi, ceza kesildiği gün araba kullanmayan birçok kişiye ceza tebliği yapılmış.

İşte, sıradan gibi gözüken bir olay, hukuk, devlet, vergilendirme gibi çetin sorunlara evriliverdi. Hukukun bir boyutu da, yanlışlara, olumsuzluklara, daima kullanılarak sonuçlar alınacağı sanılan kuvvetin niteliğine ayna olmasıdır. O ayna, her türden haksızlığı, adaletsizliği, sahteliği olduğu gibi yansıtır. Cevabını da, yine hukuk olarak alır ve ister. Siz siz olun, hukukun, yanından, arkasından, önünden dolaşmaya kalkışmayın, hele boşluğunu boş yere aramayın, çünkü yok. Çünkü hak, adalet kendiliklerinden yüce değerlerdir. Hiçbir kuvvet, herhangi bir oyun, dolan, bu değerliliklerini değiştiremez, keyfince kullanamaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?