Reklamı Kapat

28 Şubat post-modern darbesi - I

REFAHYOL hükümetinin iş başına gelmesinden sonra, denk bütçenin yapılması, havuz sisteminin oluşturularak işçi, memur, askeri personel ve emeklilere yüksek oranlarda zam verilmesine rağmen, bu süreçte ortaya çıkan bazı olaylar bahane edilerek, üniversiteler, siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve basın el birliğiyle askerleri darbeye teşvik etmiştir.

Bu süreçte “rektörlerin bildiri yayımlaması ve yürüyüşü, sivil toplum kuruluşları TİSK, TESK, TOBB, TÜRK-İŞ, DİSK beşlisinin eylemleri, 2-7 Ekim’de Başbakan Erbakan’ın, 22 Ekim’de G-7’lere karşı D-8 İslam Ortak Pazarı’nı kurması, İslam dinarı, İslam Birleşmiş Milletleri, İslam NATO gücü gibi önerileri, 3 Kasım’daki Susurluk kazası ve devlet-mafya ilişkisinin ortaya çıkması, 11 Ocak’ta Başbakan Erbakan’ın Başbakanlık resmi konutunda din adamlarına iftar yemeği vermesi, 31 Ocak’ta Kudüs gecesi düzenlenmesi ve gecede İran Büyükelçisi Muhammed Rıza’nın konuşması ve Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın konuşmaları, 15 Şubat’ta Ankara’da “Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü” düzenlenmesi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın “İrtica PKK’dan daha büyük bir tehlikedir” sözü, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve kuvvet komutanlarının Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’nda 3 gün süren olağanüstü şûrada bir araya gelmesi, Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) “bölücü ve yıkıcı akımlara karşı mücadele” kararlılığının vurgulanması, özellikle Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve muhalefet liderlerinin demokrasiden yana değil, askerlerden yana tavırları” 28 Şubat’ın nereden başladığını, nasıl kotarıldığını, anti-demokratik sürecin nasıl kurgulandığını göstermesi açısından önemlidir.

BÇG (Batı Çalışma Grubu)’nun askeri ve sivil bürokraside fişlemelerle inançlı insanları baskı altında tutmaya çalışması, üniversite rektörlerinin başörtüsü yasakları ve özellikle İstanbul Üniversitesi’ndeki başörtülülere yönelik “ikna odaları” kurulması, siyasilerin süreçte demokrasinin yanında değil de askeri cuntanın yanında yer alması, süreci daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.

28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı, 3 saat planlanmasına rağmen 9 saat sürmüş, bu toplantıda halk tarafından seçilen, TBMM tarafından güvenoyu alan bir hükümet baskı altına alınmaya çalışılmıştır.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya’nın isteği doğrultusunda, “Türkiye’deki radikal dinci akımların rejime tesirleri” başlıklı MİT Müsteşarlığı’nın hazırladığı rapor 70 sayfadan oluşuyordu. Raporda, radikal dinci akımların “ideolojik ve teşkilatlanma” safhasını tamamlamaları ve silahlanma aşamasında gelmelerine dikkat çekiliyordu.

MGK’nın tarihi toplantısında, hükümete “radikal dinci akımların rejime etkileri” konusunda gerekli önlemlerin alınması tavsiye edildi. Cumhuriyet tarihinin en kritik Milli Güvenlik Kurulu toplantısından, “Atatürk ilke ve devrimlerinden ödün verilemez” kararı çıktı.

28 Şubat 1997’deki tarihi Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı, üç saat planlanmasına rağmen dokuz saat sürmüştü. Kamuoyunda “28 Şubat Kararları” şeklinde isimlendirilen tarihi MGK kararları, Başbakan Necmettin Erbakan tarafından “biraz daha üzerinde çalışalım” denilerek imzalanmamıştı. Refahyol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, “Erbakan, bu 20 maddedeki bazı ifadeleri kabul etmeyerek, kararları imzalamadı” demektedir. (Devam edecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?