Başını Yastığa Rahat Koyabiliyorsan Sorun Yok!

İnsan, başını yastığa rahat koyabiliyorsa hâlihazırda bir yastığı var demektir. Knut Hamsun’un Açlık isimli romanında anlattığı gibi ayakkabılarını bir kâğıda sarıp başının altına koymak suretiyle yastık yapmamış olur. Bir de yorgan bulabiliyorsa ayağını ona göre uzatır, yaşar gider. Yorgan bulamayan deprem yardımı dağıtılan bir yerde kuyruğa girer; birkaç gün aynı kuyrukta sabredip beklerse bir battaniye edinmesi mümkün olur. Battaniye de yoksa beyaz eşya ambalajlarından çıkma kalınca bir karton bulunabilir hiç yoktan. Parkın köşesinde boş bir bank bulup altına sığınılabilirse mesele kalmaz. Başı yastığa koymaktan yola çıkarak sıraladığımız bu kazanımlar, bardağın dolu tarafına odaklanmak olarak kabul edilmelidir. Bardağın dolu tarafı her zaman boş tarafından daha dikkat çekicidir çünkü. Eğer bir bardakta dolu taraf varsa yani bardağın yarısı su ile doluysa o suyun dökülmemesi için daha dikkatli davranılır. Dikkat eksikliği insanı o sudan da edebilir. Boş tarafta bir şey olmadığını görüp, onun üstüne konuşacak halimiz yoktur. Hem konuşulsa o dahi beyhude olur.

Yastık yumuşaklığı, yorgan sıcaklığı, yatak rahatlığı insanı dertten, tasadan, gamdan, kasvetten alıkoyabiliyorsa bu da basit yaratılıştaki bireyin yatıp kalkıp şükretmesine sebeptir. Rahat uyutulabilme istidadı kaç insanda bulunur? Dertlerin kendilerine dönük yansısıyla cedelleşen insanlar, yoksunluktan şikâyet etme hakkını haiz olmasalar gerektir. Gerçi dünyalarının darlığı, gözlerinin, gönüllerinin, ufuklarının sınırlılığı onlar için dövünmeleri gereken bir dert olarak yeter. Farkında olmamak lüksüne sahiptirler. Yazık, farkında olmadıklarının bilgisini onlara sunabilecek bir güç de yoktur. Muhtemeldir ki bu farkında olmayışın, ayırtına varmayışın hesabını hiçbir zaman vermezler.

İnsanlar yokluğun, yoksulluğun, yoksunluğun, işsizliğin pençesinde cebelleşirken, işsizlik yüzünden kendini yakıp, kendini asıp, siyanür içip intihar ederken ya da dayak yeme pahasına parti grubunda konuşmayı göze alırken; binlerce üniversite mezunu atanamayıp eksik istihdama bile yaklaşamadan işportacılık, garsonluk, bulaşıkçılıkla iktifa ederken; milyonlarca insan asgari ücretle geçinebilmenin planlarıyla kafayı bozarken; KHK harfleriyle ifade edilen düzenekle insanlar işinden edilip, yargılanıp, suçsuz bulunup yine de görevine iade edilmez, konuşmalarına, dertlerini anlatmalarına bile fırsat verilmezken; memurundan öğrencisine, amirinden okuruna ne ile suçlandığı bile belirtilmeden insanlar hapse tıkılıp, yıllarca hapis yatabilirken, kimileri evinden alınıp, belirsiz yerlere götürülüp işkence görebilirken; insanlar oturdukları evin kirasını bile ödeyemez hale gelmişken, önlerine gelene faturalardan, pahalılıktan, zamlardan şikayet ederken; şirketler iflas bile isteyemeyip konkordato ilan ederken; üç kuruş ödenek almak için güya kapılar açılan göçmenlere mülteci statüsü bile verilemezken, iki de bir Avrupa tarafına doğru, ‘Bakın kapıları açar, üstünüze doğru salarım ha!’ diye tehdit malzemesi olarak kullanılırken; öz yurdumuz İdlib’imizde vatan savunması için askerler (müttefik Rusya tarafından değil, müttefik ABD tarafından hiç değil) Suriye ordusu tarafından vurulup şehit düşerken; burnumuzun dibinde insanlar öldürülürken, Kudüs’ü başkent ilan edebilmesi için yıllar yılı çalışılıp Yahudi milletine bütün imkan hazırlanmışken; binlercesi deprem, hastane sırası, yardım parası, baskı, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik ve hatta kanunsuzluklarla uğraşırken; belediyelere, vakıflara, şirketlere kayyum atanırken; binlercesi durduk yere terörist, hain etiketine maruz kalırken; değil yazılar, yayınlar, iki kişinin kendi arasındaki muhabbeti bile sansüre uğrarken; kelimelerin uzanabildiği ufuk gelip Silivri tehdidine, kodese tıkılma riskine dayanıyorken;  dinden dile, kültürden edebiyata, sanattan siyasete her alan bir ya da birkaç kifayetsize bağlanmışken; söz söylemek, söz dinlemek, sözün ehemmiyeti rafa kaldırılmış, kavramlar adam akıllı iğdiş edilmişken; yandaşlık, trollük, adam kayırma, ayrıştırma, ırkçılık tavan yapmışken ve daha sayamadığımız yüzlerce olumsuzluk ortalıkta kol gezerken başını yastığa rahat koymak ahlaksızlık değilse neyin nesidir? Yastığa koyacak bir baş kalmışsa şüphesiz bu da şükür sebebidir. İnsanın başına neler gelebileceği, gelip de gitmeyeceği, bir başı koruyabilmenin zorluğu herkesçe malumdur. Gerçi birtakım başları yastıksız yere koymanın rahmetinden ümit kesilmez, ama mevzuumuz elbette bu değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?