Reklamı Kapat

Siyasi Partiler Üzerine

1850 sonrası dönemde ortaya çıkmaya başlayan siyasi partilerin bugünkü anlamıyla varlığı 1950’li yıllara denk gelmektedir. Demokratik sistemin büyük ölçüde genel kabul haline gelmesi, oy hakkının varlığı siyasi partilerin kurumsallaşmasını beraberinde getirmiştir.

Literatürde siyasi partilerin çıkış itibariyle parlamento içi ve dışı olmak üzere ikiye ayrıldığı (Maurice Duverger) bilinmektedir. Parlamento içi doğan siyasi partiler, seçilen milletvekillerinin yönlendirmesiyle şekillenmekte, sonradan doktriner hale bürünmektedir. Parlamento dışı doğan partiler ise var olan doktrin üzerinden belirli bir kitleye sahip olmakta, sonradan bunu siyasi parti aracılığıyla parlamentoya yansıtmaktadır.

Bu özelliklerinden ötürü iki parti türünün siyasal hayata yansımaları, etkileri de farklılaşmaktadır. Örneğin parlamento içinden doğan partilerin sonradan doktrin ortaya koyması, doktrin ile siyasi parti arasında ciddi gerilimlere sebep olmamaktadır. Zira öncelikli olan siyasi partidir. Seçim kazanılması öncelikli meseledir. Bununla birlikte bu durum doktrinin kurumsallaşması önünde de ciddi engel oluşturabilmektedir. Siyasi partinin belirleyiciliği, doktrinin siyasal gelişmeler karşısında daha esnek davranmasını kolaylaştırmaktadır. Bu durum ise temel ilkelerin uzun vadeye yayılan süreçte aşınmasına neden olma potansiyeli barındırmaktadır.

İkinci tür olan doktriner hareketlerin ortaya çıkarttığı siyasi partilerde ise doku uyuşmazlığı yaşanması ihtimali çok daha yüksek düzeydedir. Nitekim pratikte sıklıkla örnekleri görüldüğü gibi, bu tür partilerin iç bünyelerinde yaşadığı gerilimlerin, parti ile doktrin arasında kalınmasından kaynaklandığı bilinmektedir. Arada kalındığında son sözü doktrin söylemektedir. Dolayısıyla siyaseten istikrarsız bir grafik sergilenmektedir. Siyasetin eli zayıf kalmakta, buna karşın marjinal olma pahasına da olsa doktrin esas alınmaktadır. Bunun avantajları da bulunmaktadır elbette. Savunulan ideolojinin devamlılığı, nesilden nesile aktarımı doktrine bağlı kalınmasıyla bağlantılı olmaktadır.

Türkiye’de siyasi partilerin büyük çoğunluğunun parlamento içi doğan partiler olduğu herkesin malumu. CHP İttihak Terakki’den, Demokrat Parti CHP’den, Adalet Partisi ve türevleri (AK Parti de dahil) DP’den diye devam edebilir listemiz. Ancak bu partiler takipçilerine bir doktrin sunabilmiş değillerdir. 19. yılına giren AK Parti’nin söylem dışında gerçekçi bir savunusunun olmayışı bundan kaynaklanmaktadır.

Siyasal hayatımızda bunun iki istisnası var.

Milliyetçi partilerin (MHP, HDP) ve Milli Görüş partilerinin (SP) parlamento sonrası doktrin oluşturdukları görülmektedir. Bu nedenle bu partiler lider merkezli “dava” söylemi üzerine siyasi partiyi şekillendirebilmektedir. Ancak bu partilerin kurumsallaşması hareketin karşılaştığı kritik süreçleri doğru yönetmeyi, takip etmeyi zorunlu kılmaktadır.  

Marjinal sol partilerde (TKP, EMEP vs.) ise doktrin öncelikli görüldüğünden güçlü bir ideolojik aktarım söz konusu olmakta, seçim kazanma öncelenmediğinden siyaseten zayıf nitelikte olunmakta ve kitleselleşilememektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?