Reklamı Kapat

Viyana Gezisi: Lânetli Kilise

Bu seri yazıma başlarken, yazının başlığını özenle seçtim. Viyana’nın tarihimizde bir karşılığı var. Geçmiş zamana yaslanarak hamasî bir bakıştan kaçınmak için “gezi” ifadesini kullandık. Aslında gittiğim illerde, merkezlerde, çarşıyı, pazarı gezmeyi tercih ederim. Çarşı ve pazarlar o merkezin ruhunu yansıtır. Sağlığım, sabah erkenden çıkmama engel olduğundan, Türkiye yerel saatiyle on bir ya da on ikiden sonra çıkabiliyorum. Merkezleri ve müzeleri gezmek bir bakıma iyi ama bu benim açımdan yeterli olmuyor. Çünkü sonradan kurgulanmış, tek yanlı gerçekleri yansıtan bir durum. Daha önce de Viyana’ya gitmiştim, çok kısıtlı olsa da birçok yeri gezmiştim. Osmanlı askerinin düşürülüşü ve başının ayak altına alınması heykelinin olduğu sahne. Bunlar Avrupa’nın Osmanlı ile bir biçimde ilişkisi olmuş bölgelerde bu gibi durumlarla karşılaşmak olası.

Viyana’yı bu kez araba ile bir yerden bir yere giderken gözlemleyebildim.

Cumartesi Günü Yakup Bey, beni arabasıyla Viyana kuşatmasının yapıldığı bölgeye götürdü. Yolda giderken Türk Parkı yanından geçtik, geniş bir alan. Bu parkın bir özelliği var. Viyana kuşatması sırasında, yaklaşık altmış gün sürüyor. Kale içinde açlık ve hastalıklar baş gösteriyor. Kalenin teslim olması beklenirken Papa Innocentius XI’nın çağrısı üzerine Leh ve Alman kuvvetleri yardıma geliyor. Tuna Nehri üzerindeki köprüyü kontrol altında tutan Kırım Hanı Murad Giray, Kara Mustafa Paşa’ya kızdığı ve kin duyduğu için Leh ordusunun köprüden geçişine izin veriyor. Türk Parkı’nın olduğu yerde Osmanlı ordusu yeniliyor ve çekilmek zorunda kalıyor.

1987 yılında Polonya gezim sırasında Varşova’dan Poznan’a giderken yol yorgunluğundan bir yerde konakladık. Orada su ve çeşme kültürü olmadığı için susuzluğumuzu giderecek hiçbir şey göremedik, girdiğimiz yer bir bar özelliğinde idi. Loş bir mekân. Girişte duvarda büyükçe bir portre, portrenin sağında ve solunda kurutulmuş üçer adet domuz başı duvara çakılmıştı. Bunun kim olduğunu sorduğumuzda: “Osmanlı’nın Viyana kuşatmasını kıran, yenilgiye uğratan Leh Kralı Jan Sobiyenski” denmişti. O zaman bu anlatılan bir ayrıntı olarak belliğimde duruyordu. O zamanki gezi yazımda da aktarmıştım.

Buradan da kaleye yakın bölgeye kadar gittik. Tepenin yamacında bulunan kilise Müslümanlar tarafından camie dönüştürülmüş. Osmanlı askeri oradan çekilince kilise lânetli olarak kabul edilmiş, kullanılmamış ve ibadet edilmemiş. 1983 yılında Papa Jean Paul II tarafından vaftiz edilerek yeniden hizmete açılıyor. Papa Polonyalı, dolayısıyla bölge onlara adanmış gibi, o isimle anılıyor.

Fakat ilginç birtakım rastlantılar da var. Türkiye ile AB arasında sözleşme izlendiğinde imza atılan papa Viyana kuşatmasının kaldırılması çağrısında bulunan Papa. Gene Polonyalı bir papa tarafından kilise vaftiz ediliyor.

Hıristiyan kültüründe bir şeyin bu kadar dışlanması pek de yadırganmaz. Özellikle lânetli olarak var sayılan bir mekânın vaftiz edilmesi, arındırılması düşüncesi de bir açmaz. Yani günahkâr bir mekânın günahtan arındırılması düşüncesi.

Sonuç olarak genel bir değerlendirmede bulunursak; insanımızın Avrupa’daki varlığı ilginç değerlendirmelere neden oluyor. İlk kuşak gittiği gibi fazla bir değişim gösteremiyor. Dil öğrenemediği için ilişkileri sıradan kalıyor. İkinci kuşakta bir yitiş var. Üçüncü aşamada yeniden bir toplanma çabası bulunuyor.

İş yeri açanlar ve iş hayatına girenler ister istemez daha çok hayatın içinde oluyorlar ve sosyalleşiyorlar.

Not: Beni havaalanında alan kardeşimin adını yanlışlıkla Ahmet olarak yazmışım. Ömer, yani İthal Ömer. Anadolu Camii imamı Mervan Muallimoğlu, sitemde bulunuyor. Köşe yazımızda bazı ayrıntılara giremiyoruz. Sayfa alanı sınırlı. Başka konulara da değinmiş. İGMG’deki kimi arkadaşlarımız yazımızdan rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Kesinlikle taraf olarak bakmıyoruz. Biz gözlerimiz ve yansımaları dikkate alıyoruz. Var ise bir yanlışlık bunun için selâm ve sevgilerimizi sunuyor ve helâllik diliyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?