Reklamı Kapat

Acıları ötelerken

Çökmüş gibi oturduğu koltuğunda kıpırdamaya takati yoktu.

Sanki ilk kez görüyormuşçasına ellerini uzun uzun inceledi.

Bunca yıl sonra yaşadığı iri çaresizliği düşündü.

Hüznü, yorgunluğundan ağır gelmekte, beynini toparlamakta zorlanmaktaydı.

Akşam oyalanmamış erken yatmış, uykusuzluğun bu ağır ameliyata bir zarar vermesine izin vermemişti.

Ekibini toplamış her zamanki titizliği ile bir şeyin aksamamasını, eksiklerin tamamlanmasını, dikkatsizliği asla affetmeyeceğini ciddi biçimde uyarmıştı.

Fakat hiç tahmin etmediği olumsuz bir tablo ile karşılaşmıştı.

Başka bir cerrah muhtemelen açtığı anda hemen diker, kapatır, bir işlem yapmazdı.

İçerde manzara olumsuzdu.

İç organlar birbirleri ile hiç komşuluk yapmıyor, hepsi birbirine küsmüş; havasını, suyunu, oksijenini, besinini, kanını, iliğini paylaşmıyordu.

Hangisine baksa sorun, yara, tümör, kitle.

Sarsılmış, sapsarı rengini gören asistanı, maskesi üzerinden endişe ile bakmıştı.

Büyük yaraları opere etmiş, tümörleri almış, birbirlerine kapılarını kapatmış organlara rica etmişti: “Lütfen direnin.”

Ameliyathaneden çıkarken başı kazan gibiydi, gencin durumu kritikti, ailesine nasıl söyleyecekti.

Kapıda kendisini karşılayan anne-babası ellerine sarılmış, gözüne bakmaktaydılar.

Ne kadar yoksul insanlardı, köylerinden büyük şehre gelebilmek için tarla satmışlar, evlatlarının ihtiyaçlarına harcadıklarından, otele paraları yetmediğinden hastanede banklarda yatmaktaydılar.

Annenin kırışıklıklar içinde acıya batmış yüzüne bakmaya mecali yoktu.

Ellerine kapanmış babanın omzunu tuttu, ağlayan adama ne söyleyecekti.

O gence mi yoksa bu garip anne-babaya mı, hangisine yansa bilemedi.

İnşallah iyi olacak, deyip fazla konuşmadan odasına geçti.

Karşısındaki dolapta biblolar, porselen tabaklar, aldığı ödüller, şiltler, duvardaki hatlar, takdir belgeleri, diplomalar; beynini balyozla dövmekteydiler.

Gencin durumu kritikti.

İçeride hayat durmak üzereydi, organlar takım oyunu oynamıyor, paslaşmıyorlar, herkes birbirine sırtını dönmüş, kendi derdine çekilmişti.

Kapandığı masadan başını kaldırıp dışarı baktı, hastane reyonlarından çok az yer düşmüş bahçenin, ağaçların, yeşilin şifası ile yorgun yüreğini avutmaya çalıştı.

Gözüne ilişen seyyar satıcıya baktı.

Uzaktan göremiyordu ama nohutlu pilav gibiydi el arabasında sattığı.

Mutlu adam, şimdi senin yerinde olmak vardı, dedi.

Kapı çalındı, sekreteri misafirlerinin geldiğini söyledi.

Öğle arasında onlara randevu vermişti, fakülteden mezun olduğu arkadaşlarından bir grup; böyle üç ayda bir, birbirlerinde toplanmakta idiler.

Bir tepsi börek getirmişlerdi, güvenliği çağırıp kestirip tabaklara dağıtmasını söyledi, mecalsiz bir ses tonuyla.

Arkadaşlarını gördüğüne sevinmişti.

İçine yuvarlandığı ıstırap kuyusundan biraz olsun çıkabilirdi, belki.

Çayları dağıtan sekreteri, efendim kapıda bir grup sizinle görüşmek istemekte, dediğinde, “Beklesinler, çayımızı içelim görüşürüz” dedi.

Nasıl mutlu olmuş, 30 yıl geriye gitmiş o yoksul öğrencilik yıllarını anarken, yaşadığı acıdan sıyrılıp kahkaha bile atmıştı.

Kapıdaki kalabalık artmakta, uğultu odaya değin gelmekteydi.

Yüksek sesle konuşmalar, gerilimli bağrışmalar, konukların ve kendisinin kulağına da ulaşmaktaydı.

Misafirler çaylarını içsin, onları göndereyim de, bu grupla konuşayım dedi.

Güzel hatıralar peş peşe odaya yayılıyor, yüreğindeki karanlığı aydınlatıyor, biraz kendisine gelebiliyordu.

Dışarıdaki grupla şimdi daha rahat görüşebilirim kafamı toparlıyorum, gösterecekleri sonuçları daha kolay çözümleyebilirim diye sevindi.

Kalktıkları anda konukları, onları çağıracaktı.

Fakat gürültü ile kapı açılıp öfkeli bir genç elindeki silahı doğrultup, kurşunları boşaltırken bağırdı: “Babamı sen öldürdün.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?