Reklamı Kapat

Buzdolabındaki “ayak”mıdır siyasetimizi soğuk tutan

Aktualiteyi Milli Gazete’nin sitesinden takip ederim. İktidara yakın gazetelerin sitelerindeki algı yüklü haberleri fark etmem hem kolaylaşıyor hem de zayıf karınlarını görüyorum.

“FETÖ sadece Erbakan döneminde devlete sızamadı.”

Bu başlıkla duyurmuş gazetemizin sitesi Sevilay Yılman’ın Habertürk’teki 13.02.2020 tarihli ve “FETÖ’nün siyasi ayağı nerede biliyor musunuz?” başlıklı yazısını.

Kayıtlara geçmiş tarihi bir gerçeği hatırlatarak kurmuş yazısını Sevilay Yılman.

Yanaşma gazete katiplerinin yazmaya cesaret edemedikleri ve AKP günleri bitene kadar edemeyecekleri birkaç cümleyi alt alta sıralayan Sevilay Yılman da biliyor ki, sonra söyleyeceklerini önemsetecek olan bu gerçeklerdir.

“Ve gerçek şudur ki, Necmettin Erbakan hariç gelmiş geçmiş tüm iktidarların günahı vardır bu örgütün doğmasında, büyümesinde, gelişmesinde…

FETÖ sadece Erbakan döneminde devlette istediği yere sızıntı yapamamıştır.”

Yılman’ın yazısına güç katmanın ötesinde de önemlidir bu cümleler. Mesela AKP’yi sıyıramayan kalemci katiplerin ikide bir FETÖ’nün her parti ile ilişkisi vardı iftirasını yazmalarına ve tv kanallarında utanmadan seslendirmelerine de cevap oluyordu. Hem de çok sevdikleri benzetme ile söylersek, tokat gibi cevap.

“Doğruya doğru FETÖ’nün devleti hemen hemen ele geçirme dönemi Ak parti iktidarı sayesinde gerçekleşmiştir.” Tesbitini kolay yapan Yılman’ın tanıklığını gururla ifade ettiği cümlesini de okuyalım.

“Erdoğan tehlikenin farkına vardığı anda FETÖ’ye karşı müthiş bir dirayet göstermiştir.”

Sayın Erdoğan’ın hakkını teslim eden bu doğru cümlesine Yılman’ın, biz de katılırız. Fakat, bu cümlesine gelmeden kendi hakkında yazdıklarını da önemseriz.

Diyorki Sevilay kızımız çalıştığı Sabah gazetesini kastederek: “FETÖ’ye karşı aldığım tavır nedeniyle bir dönem Erdoğan ve yakınları tarafından uzak tutulmuştum.”

Yani, FETÖ tehlikesini Erdoğan’dan önce görenlerden biri de bendim. Övünmesinden sonra sayın Erdoğan’ın tavır koyma vaktini de şöyle anlatmış Yılman. 7 Şubat MİT krizine dikkat çekerek “FETÖ’nün ne olduğunu ve neye hizmet ettiklerinin daha o gün farkına varmıştı Erdoğan.”

7 Şubat’ı “daha o gün” tanımıyla anlatmak devamı başka günlerin geleceğini gösterirki, işte o günlere nasıl gidildiğinin kaydı da düşülmüş Yılman tarafından.

(Ve eğer birileri, “Efendim yanlış anlaşılma oldu. Hoca efendi bu yanlıştan ötürü özür diliyor” safsataları ile “arabuluculuk” girişiminde bulunmuş olmasaydı Erdoğan daha o gün, tıpkı Dersaneler sürecinde olduğu kararlılıkla mücadeleye başlayacaktı FETÖ ile.)

Kandıran yahut engelleyen “özür” safsata olarak geçiştirilse de şu soru cevap arayacaktır kendine: Yapılan bir yanlış, bizzat devletin “Benim memurum” dedikleri tarafından icraya konmuşsa, Devletin kanun kitaplarında karşılığı, bedeli, yaptırımı yazıyorken, özür dilediği söylenen şahıs hangi sıfatın sahibi olarak muhatap kabul ettirmiş kendini?

Bir müsteşarı kelepçeleyip hapse tıkma girişimindekilerin neyi oluyordu? AKP kurucusu dörtten birini sürekli ağlatan hoca olmaktan öte, o memurlara hükmettiğini böyle ilan etmesi niçin kabul edildi ve bu durum neden gücüne yeni güçler katma operasyonu olarak algılanılmadı, fark edilmedi?

“Geç kalmış olması tamamen adı sanı bilinen malum ‘avuntucuların’ yanıltmasındandır” tesbiti yazar Yılman’ın, acaba yeter mi yukarıdaki sorulara cevaptır denmesine?

O “avuntucu” sıfatı verilenlerin adı sanı biliniyor idiyse, kim, ne zaman ve nasıl bir bedel ödetti onlara? Bir liste yapılarak açıklanması iktidarada, tv kanallarında uykusuzluğu göze alarak savunanlara da bir kazanç sağlar, diye düşünürüz.

“17/25 Aralık 2013’ten itibaren Erdoğan’ın FETÖ ile ölüm kalım mücadelesi verdiği ve sonunda da hezimete uğrattığı süreçte muhalefeti “cemaat” adı altında iş görmeye devam eden FETÖ’yü” sahiplenmekle suçlayan Sevilay kızımız umarız yakın bir zamanda bu sahiplenmenin vakıalarını hatırlatır, vesikalarını yayınlar. Zira doğruları öğrenmeye çok ihtiyacımız var.

15 Temmuz’u FETÖ’nün devletten tamamen kazındığı bir dönemin başlangıcı ilan eden yazar Yılman, ki bu tesbite itiraz olmaz; 16 Temmuz’da üretilen “Kamyoncu Kadın”ı Başbakan Binali Yıldırım’a yaslandırmanın ve kamyonun anıt yapılmasının da bir izahını yapmalıydı.

“Muhalefet darbecilere karşı net bir duruş sergilemiştir”de diyen yazar Yılman burada o ünlü”ama”lardan kullanıyor. “ama ‘cemaat’ gördüğü için bir biçimde içinde yer almış sosyal tabanına ise nötr kalmıştır o dönemde.”

Sosyal taban denilenler kimlerse ve soruşturmalardan muaf değillerse muhalefet ne yapmış olacaktı da “nötr” kalmamış olacaktı?

Sayın Yılman da çok iyi bilirki, muhalefet “nötr” kalmadı. “Bylock” mağdurlarının hürriyetini aldı.

“Nötr” kalmaktan kasıt muhbirlik sanatının icraya konmaması ise, sayın Sevilay Yılman şu noktayı gözünden ve gözlerden kaçırmamalıydı.

İktidar, iktidarlığını (görevini) tam ve iyi yapamadığından FETÖleşme sancıları yaşanmıştır kurumlarımızda diyeceksin hem, sonra da15 Temmuz’da sonra Muhalefet nerede diye soracaksın.

15 Temmuz’dan önce muhalefetin olduğunu yaşadığıyla örneklendiren bir yazar, 15 Temmuz’dan sonra muhalefetin nerede durduğunu  görmeliydi.

Merak edilen o muhalefet, FETÖ başını öven AKP insanlarının, Pensilvanya’ya hasret gidermeye ve rütbelerini takkelendirmeye giden AKP insanlarının dökümanlarını, listelerini, görüntülerini, diz çökmüş resimlerini bizzat sayın Erdoğan’a göstermek ve başarısını çabuklaştırmak çabası içindeydi. Senin gibi biz de kullanalım o ünlü “ama”lardan, ama başarılı olduğu iddia edilemez bugün. Çünkü FETÖ denilen o ihanet teşkilatı o hal için de planlıydı. İçinde kırk yıl bulunanlar bir milat söyleyerek kendilerince, bir gecede değiştiklerine inandırdılar hesap soracak insanlarımızı. İktidara çevirdikleri namlularını muhalefete yönelttiler, iktidarcıların sahip olduğu tv kanallarını gece gündüz işgal ederek hem de.

Ay, ay, ay!

Bu işler böyledir yazar Sevilay?

DIŞARIDA MUHAFELET İSTEMEYEN, İÇERİDEN MUHALİF ÇIKARIR

2020’nin Şubat günlerini yaşarken de bu sayfamızda yazılmaya uyan ve bize can attıran çok mevzuu olmasına rağmen, zaman zaman yaptığımız gibi bugün de iktidar kalemşorlarının yazılarını hefede koyarak yapacağız analizlerimizi. Dolayısıyla onların okunmasını hem teşvik etmiş olacağız hem de anlaşılmalarını sağlayarak ülkemize hizmet edeceğiz.

En ünlü ve kıdemli yazar Engin Ardıç’ın 07 Şubat 2020 tarihli ve “Yaşlı subaylar rahatsız” başlıklı yazısına baktık önce.

İlker Başbuğ’un bir itirazını kabul etmeyerek milletvekillerine dava yolunu gösteren sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a varlığıyla tam destek veren bu yazısından sayın Engin Ardıç’ın, üç noktayı dikkatlerinize sunacağız.

İlki bir cümle..

“Bildiğimiz emekli paşa işte. Onlardan çok var.”

Bugün böyle cümleler yazarak demokratlığını ve darbelere karşı olduğunu tescillendirme peşine düşen Engin Ardıç’a sormak isterim. Refah Partisi’nin iktidar olduğu o yıl Türkiye’de ise ve yine bir medya kuruluşunda görevi varsa, ki biz öyle hatırlıyoruz, o günlerde niçin bu cümlesine paralel bir cümleyi, mesela “Emekli albay işte. Onlardan çok var.” gibi bir tesbiti niçin hiç yazmadı, yazamadı?

Özel tv kanallarından hangisi olursa olsun, bir emekli albayın telefonla bağlanıp konuk RP’liye itirazı vakayı adiyeden olmuştu.

O emekli albaylar var mı idi, yoksa olay, tv kanalı gazetecileri artı onları yemleyen o günün FETÖ’cülerinin ortak bir operasyonu mu idi biz bilmeyiz, onlar bilirdi. Fakat okuyucularını veya hayranlarını bu konularda hiç aydınlatmadı Engin Ardıç. Ki o günlerde de aklının başında olduğu yaşlarda yaşıyordu.

İkinci itiraz noktamız ise belgesine.

Son haftada sıkça sözü edilen ve burada bizim maddelerini yazamayacağımız kanunu o da konu ediyor ve diyorki:

“O kanunu, evet, Meclis çıkardı.

Fakat altında CHP’nin de imzası var.”

Bu doğrudan hareket ederek köşesini dolduracak kelimeleri bulan sayın Ardıç’a şu sorumuz olacak: Meclis’ten geçen bir kanunun altında imzası olan bir parti, hata ettiğini yahut kendince bir yanlışlık içinde bulunduğunu ifade edemez mi? Demokrasilerde insanların veya partilerin imzalarını geri çekme hakları yok mu, bedelini ödemeyi göze aldıkları?

Üçüncü itiraz yerimiz, sondan bir önceki cümlesidir.

“Erdoğan’ın alternatifi, Batı’ya tam teslim olmuş alaturka Fetullah faşizmidir.”

Alternatif bırakılmamış olması kastediliyorsa burada, bu nasıl olmuştur ve neyinden istifade edilecektir bu durumun; yani yününden mi, sütünden mi?

Kendine rakip olacak kapasitelileri erken teşhis edip yok etmekle pek ünlü Demirel’in bugün ne partisi var ortaklıkta, ne de adını ananları…

Şimdi Erdoğan’a tek alternatif olarak (hala) Fetullah faşizmini gösteriyorsa bir yanaşmış yazar, FETÖ’yü yaşıyor ve yenilmez bildiğini itiraf etmiş olmaz mı? Bilgi eksikliğimizi peşin kabul ederek ancak böyle sorabildik son sorumuzu.

Belki yaşlı gazeteciler de rahatsızdır.

12 Şubat 2020 tarihli yazısını da koyduk önümüze Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın. Başlık: O da geliyormuş.

Bir Batı kasabasında yaşayan biri, muhtemelen genç bir insan, parti kurduğunu, sosyal medya kullandığını duyurduktan sonra açıklamalarını sürdürmüş.

80 civarında milletvekili 300 belediye başkanı iki ay içinde partisine katılacakmış.

“Davutoğlu bile bu kadar uçmamıştı” diyen sayın yazar, AKP’nin de böyle başladığını unutmuşsa, AKP’nin bugün nasıl görüldüğüne bir delil sayabilirdi yapılan bu mizahı.

Lakin diğer AKP insanları gibi sayın Ardıç’ın da kafası başka yerde. Çok param var, parti kurup, AKP milletvekillerini transfer edip, iktidar alternatifi olacağım dalgasında tatmin arayanları bakın endişeli insanlarımızla nasıl kıyaslıyor.

“Hani, kafayı yediği için kendini yakan adamcağızı ‘millet aç, aç’ diye pazarladıkları gibi.”

İnsanların kafayı yeme noktalarına nasıl geldikleri sayın yazarı belliki hiç ilgilendirmez. O sadece içi yananlarla kendini yakanlar arasında paralellik bulma derdinde.

Yazar kasa atan vatandaş, vatandaş oluyordu da…

Şimdi neler oluyor, yahut neler neler olmuyor ey Ardıç bey?

YAŞANTI

“Sizce ‘yaşantı’ kelimesi doğru mudur?” sorusuna yine kendisi karşılık vermiş.

“Değildir, çünkü yaşantı müsbet bir kavramdır. Halbuki ‘ntı”’ son eki, küçültme anlamı taşır, olumsuz kelimeleri türetmekle kullanılır: Bulantı, çöküntü, sıkıntı, kuruntu, kırıntı, serpinti gibi.”

Oğuz Atay’ın yazdığı “Bir bilim adamının romanı. Mustafa İnan” “Kitabından yukarıdaki alıntıyı almış Habertürk yazarı Muhsin Kızılkaya.

İzahı yapılan “Yaşantı” kelimesi dikkatimizi çekti ve bir anımız canlandı hafızamızda.

MTTB’de bir konferans/ders veriyor merhum Prof.Dr. Ayhan Songar Hoca. Aklımda kalan cümleleri “yaşantı” üzerine.

“Yaşantı kelimesini ben buldum. İlk defa ben kullandım. Psikiyatr ilmiyle ilgili olarak kullandım. Hayatın sınırlı bir bölümü ‘yaşantı’ kelimesiyle ifade edilsin istiyordum.”

Kayıtlara böyle geçsin.

ARSACI PARSACI

Bir FETÖ adamı twit hesabından Burhan Kuzu’ya sormuş: Abant toplantılarının müdavimi sen değil miydin?

“O hakim bırakmamış, bu hakim bırakmış” izahı ve yorumuyla adaletin tecellisini anlatan ünlü Kuzu’da cevap çok. Kalkıp şöyle diyebilir.

“Arsa bakmaya gidiyordum.”

KAHRAMANLARIMIZ

20 küsur yıllık AKP iktidarı tarihinde “Davutoğlu devri” sınırları belirsiz küçük bir alan tutmuşken, bugün o günlerde çektikleri sıkıntıları hatırlamış yandaş gazeteci yiğitlerimiz.

“Ahmet Davutoğlu döneminde çektiğimiz çileyi hiç bir dönemde çekmedik!”

Muhal farz bu yakınmalarını doğru kabul edelim, niçin belli etmediniz o günlerde sorusuna cevap isteriz. Onlar için belli etmek dahi sakıncalı idiyse, onlara sağlanan imkanlara yaklaşmaları dahi düşünülemeyen muhalif gazeteciler ne yapacaktı?

Bir soru daha: AKP iktidarı günlerinde şimdi ancak duyurulan böyle şikayetçi günleri yaşayanların, bugün doğru ve baskısız olduklarına nasıl ve hangi hallerine dayanarak inanacağız!

Halka seçtirdiklerinin hesabını halka soran AKP gazeteciliği zihniyetinden dünyada başka varsa, bilmek isteriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?