Reklamı Kapat

Depremden ders aldık mı?

Bismillâhirrahmânirrahîm;

DEPREM ilâhî takdir… İmtihanımız… Ne zaman yakalayacağı hiç belli değil. Deprem kuşağındayız. Her an hazırlıklı olmalıyız. Ocak ayında 4- 5 merkezde depremler yaşadık. Kış ortasında büyük acılar çektik. Evsiz barksız kalanlar oldu. Peki, yaşadığımız facialardan ders alıp insan eliyle alınabilecek tedbirlere başvurmayacak mıyız?

Deprem uzmanlarının öngörüleri her an hazırlıklı olmayı zorunlu kılıyor. Hele, İstanbul konusundaki uyarıları… Elâzığ 6,8 şiddetindeki bir depremle sarsıldı. Trafikte tıkanıklıklar yaşandı. 41 kişi öldü; 1.607 kişi yaralandı. Bu şiddetli bir depremdi. Beklenenden daha az bir zararla sonuçlandı.

Elazığ’ın yüzölçümü 9.313 kilometrekare, nüfusu 591 bin. Kilometrekareye 63 kişi düşüyor. Ya İstanbul öyle mi? Yüzölçümü 5.313 kilometrekare; nüfusu 16 milyon. Kilometrekareye yaklaşık 3.000 kişi düşüyor. İstanbul’un bazı semtlerindeki yollarda iki aracın; ara sokaklarda ise tek aracın zor geçtiği yerler var. Allah korusun, olası bir depremde trafik nasıl işleyecek; iş makineleri, arama, kurtarma ekipleri nasıl çalışacak? Tedbirini almak gerekmez mi? 

İstanbul nüfus olarak 30 Elâzığ demek. Ama yüzölçümü Elâzığ’ın ancak yüzde 55’i kadar. İşin ciddiyeti ortada… İBŞ Belediye Başkanı İmamoğlu’nun, “Birkaç aydır deprem rüyaları görüyorum” sözünü önemsiyorum.

Saadet Partisi Konya Milletvekili Abdülkadir Karaduman TBMM’ye bir öneri sundu: “Gelin, milletvekillerinden oluşan ‘Deprem Çalışma Grubu’ kuralım; deprem için hazırlık yapalım.” Yöneticiler çözüm duyarlılığına sahip olmalı.

AYNI ACI YAŞANMASIN

ELÂZIĞ depreminde yaşananlar hâlâ hafızalarımızda... Yıkılan binalar, tarumar olan evler. Enkaz altında feryat eden canlar. Arama, kurtarma ekiplerinin her şeyi unutarak, bir can kurtarmak için gösterdiği fedakârlıklar. Göçük altındakilere elleriyle ulaşmaya çalışanlar. Hele, Suriyeli Mahmut’un enkazı tırnaklarıyla aralayışı… Körelen tırnakları. Depremzedelere ulaştırmak için yardım seferberliğine girişenler.  

Elâzığ depreminde cefakâr milletimizin fotoğrafını gördük. Halk kenetlendi. Tek vücut oldu. Bir depremzede, “Herkes kendi derdini, deprem korkusunu unuttu; benimle ilgilendi” diyordu. Göçüklerin bulunduğu yere içi ayakkabı dolu bir kamyon yanaşmıştı. Vakit geçirmeden dağıtımına girişeceklerdi. Oradakiler, “Yardımı kabul edemeyiz ağabey! Daha büyük ihtiyaç sahipleri var; onlara götürün!” diyorlardı.

69 yaşındaki Hatun Kamış bacımız göçük altından kalabalığı gördü. Dışarı çıkabilmek için başörtüsü istedi. Ancak, başını örttükten sonra çıkarıldı.

Enkazdan çıkarılan bir baba 3 yakınını kaybetmişti. Allah’a tam tevekkül içindeydi. Takdire razı oluyor; “Her nefesinizin kıymetini bilin” tavsiyesi yapıyor; “Allah beterinden korusun” duasını ediyordu.

Anadolu insanındaki manevî atmosferi görmeliydiniz. İnsanlar soğukta namaza koşuyor; enkazdan çıkan Kur’an-ı Kerim nüshaları itinayla temizlenerek yüksek yerlere konuyordu. Can pazarının yaşanmasına rağmen, dıştan gelen misafirlerle de ilgilenmeye çalışıyorlardı.

Yöneticiler ve sorumlular hangi milletin evlâdı olduklarını bilmeliler. Bu fedakâr ve çilekeş insanların kıymetini bilmeli; onlara ibadet anlayışıyla hizmet etmeyi prensip edinmeliler.

ALLAH’IN İKAZI MI?

DİKKAT ediyor musunuz? Acılar, musibetler peş peşe gelmeye başladı. Toplum olarak bazı kusurlarımız, hatalarımız mı var, dersiniz? Âlemlerin Rabbi buyuruyor: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şûrâ, 30)

Diyanet İşleri Başkanlığı ve âlimler, toplumu uyarmalı. Geçmiş kavimler hangi hataları yüzünden musibete uğradılar? Helâk olan kavimler hangi günahları işliyorlardı? Biz, bugün bu hata ve günahların neresindeyiz? İnancımız açısından bilgilendirilmesi gerekmez mi?

DİB çalışanlarından Mustafa Soykök Hocaefendi, toplumlara musibet getiren, helâk eden sebepleri işleyen “Uygarlıkların Çöküşü” başlıklı bir çalışma yaptı. Kitabının önsözündeki açıklamaları uyarıcı: “Azgınlık ve tuğyan belli aşamadan sonra gayretullaha dokunur, akıllarını başlarına almaları için verilen mühlet son bulur ve insanlık tarihinin pek çok defa şahit olduğu gibi helâk denilen acı son ortaya çıkar.” (MGV Yayınları, Sh 11)

Toplumun çaresizlikten perişan olduğu bir atmosferde, musibetlerin sebebi hakkında dinî, sosyolojik, psikolojik açıdan ciddi araştırmalar yapılmalı; halk uyarılmalıdır. Uyanık bir toplum yaşadığı felâketlere seyirci kalamaz.

Deprem ve diğer felâketler konusunda her an hazırlıklı olmalı, Allah’a güvenip dayanmalıdır. Sadece ağlayıp sızlamak çözüm değildir. Kötülüğe giden yolları tıkamak; iyiliklerin yolunu açmak gereklidir.

Depreme hazırlık için uzmanlardan oluşan bir komisyon kurulmalı; konu devamlı takibe alınmalıdır. Yöneticiler göreve çağrılmalı; hele deprem için toplanan yardım ve vergiler mutlaka amacına uygun kullanılmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Zekeriya - Deprem ve diğer afetler Allah’ın emriyle meydana gelir.İnsan devamlı buna hazırlıklı olmakıdır.Evini,binasını,apartmanını buna göre yapmalıdır.Rüşvetçi belediye ve İmar denetçileri,sahtekar müteahhitler,doyumsuz yap-satçılar ve çimentocular ne zaman insanlığa terfi ederlerse bu işi Allah’ın izniyle biter.Diyanetin vaazcıları da bu konuları konuşacağına kader ve kavimlerin helaki ile uğraşıyor boş konuşuyorlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Şubat 11:15

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?