Reklamı Kapat

Bir modern işgal modeli: Yüzyılın Dayatması

İnsanlık yaklaşık bir asırdır kendini ve ait hissedeceği bir düzeni bulmaya çalışıyor. Osmanlı Devletinin dağılması, hilafetin ilgası, merkezi imparatorlukların bitişi bir dünya düzeninin sonu yeni bir dünya düzeninin başlangıcı olarak karşımıza çıkmıştır. Modern olanla birlikte, insanlık bir asırdan fazla bir süredir ontolojik sorunlarınlarıyla beraber, ahlâk, adalet, merhamet ve erdem gibi en temel çerçevede bir devlet yada küresel düzen özlemi içerisindedir.

Bu durum bir asırdır insanlığa katliamlar, savaşlar, işgaller, darbeler ve acılar getirmiştir. İnsanlığın bu düzen arayışı eğer fıtratın, hakikatin yansıması olarak tezahür etmezse daha çok acı ve gözyaşı getirmeye devam edecektir. Yaşadığımız bu krizlerden belki en önemlisi, dini, sisyasi, kültürel, metafizik ve ontolojik tüm boyutları içeren Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin meselesidir.

Yüz yıldır sistematik bir işgal yaşayan Filistin, küresel çatışmanın hem teopolitiğini, hem ontolojik iddeaları, hem de dünyada siyasal iktidarı temsil etmektedir. Hiç şüphesiz Siyonist teori ve İslâm düşüncesi bu krizin merkez aktörleri olsalar da, tüm dini ve siyasi aktörler meselenin uzaktan veya yakından bir tarafı durumundadır.

Tarihsel süreci, derinlemesine irdeleme imkânı elbette bir yazıda çok mümkün değil. Fakat çok yakın arka planı vermek meselenin izahı açısından zaruridir. Modernizmden post-modernizme geçisin en önemli kırılma noktalarından biri olan 11 Eylül düzmece saldırıları hemen öncesinde başlayan küresel siyasetin kabuk değişimi, bugün Filistin açısından gelinen noktada Yüzyılın Anlaşması meselesinin başlangıcı diyebiliriz. Post-Modern dünya kurulurken siyasi, toplumsal, kültürel, fikri tüm süreçler hazır hale gelmiş olmalıydı. İslâm dünyasında olası bir direnç yüz yıllık bir kırılmayı alt üst edebilir ve tüm dengeler değişebilirdi. Bu sebeple 11 Eylül öncesinde başlayan Millî Görüş, İhvan ve Cemaat-i İslâmi gibi sosyolojik açıdan güçlü toplumsal, siyasi ve fikri hareketlerin sahneden çekilmesi, tasfiyesi ve merkezi aklın zayıflaması gerekiyordu. Nitekim bu süreç böyle cereyan etti ve artık dünya siyasal bir değişime daha hazır hale gelmişti.

Arap Baharı süreci ise ikinci önemli kırılma noktası olarak bu dağınık sürecin İslâm dünyasının aleyhine bir küresel kaos düzeni kurmak için fırsatlar zinciri olarak ortaya çıkmıştır. Artık İslâm dünyasında Kudüs, Filistin ve Mescid-i Aksa hatta adalet, ahlâk, sömürü, işgal ve zulümlerin karşısında bir karşı cephe ihtimali ortadan kaldırılmıştır.

FİLİSTİN İŞGALİ İÇİN ADIM ADIM HAZIRLIK

Şimdi bu kırılma noktalarından Yüzyılın Anlaşması’nın hemen öncesine gider ve kırılmaların sonuçları üzerinden bir fotoğraf çekersek başımıza neler geldiğini görme imkânımız olur. Suriye tam bir savaş ve kaos ülkesi. İnsansızlaşmış, Filistin lojistik alanını kaybetmiş ve İslâm dünyasında mezhep gerginliğinin merkezi olmuştur. Mısır hem Filistin’in hem Filistin destekçilerinin karşısında, hatta BAE ve Suudi Arabistan’ın paralı ordu gücüne dönüşmüş, öyle ki Gazze ambargosunun en sert uygulayıcısı konumuna gelmiştir. Yemen, Irak ve Libya gibi Filistin’in en büyük ekonomik destekçileri açlık ve yokluk ülkelerine dönüşmüş, yüzbinlerce Filistinlinin yaşadığı Lübnan’da insanlar aylardır sokakta ve hükümet dahi oluşturulamıyor. Yani Filistin işgali, Gazze işgali için her şey adım adım hazırlanmış durumda.

Birşey kalmıştı o da HAMAS’a olan toplumsal destek, İslâm dünyasındaki sevgi ve güvenin dağıtılması. O da Tramp’ın Yüzyılın Dayatmasını ilan etmezden hemen önce büyük ustalıkla yapıldı. Kasım Süleymanı öldürülünce HAMAS’ın taziye ziyareti sonrası tüm dünyada, ABD, Suud, BAE, İsrail, Mısır desteğiyle, tüm İslâm dünyasında aynı anda adeta tek merkezden bir aklın ürünü olarak HAMAS karşıtı haber, sosyal medya kampanyaları, mezhep iftiraları ve karalamalar başladı. İşte Yüzyılın Dayatmasına böyle bir arka planla gelindi.

YÜZYILIN DAYATMASI NELERİ İÇERİYOR?

Planın temel amacı Siyonist çetenin on yıllardır uyguladığı işgal politikalarının meşrulaştırılması ve yayılmacılığının önünün açılmasıdır. Yani işgali uluslararası hukuk zemininde kabul ettirmeye zorlanmasıdır.

Plan, Filistin meselesinin en önemli konuları olan Kudüs’ün statüsü, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri, Filistinli mültecilerin geri dönüşü, iki devletin varlığı gibi temel konularda ortaya koyduğu önermeler Filistin’in tamamen ortadan kalkmasını öngörüyor.

İsrail’in 1990’ların başından beri bir işgal stratejisi olarak uyguladığı işgal birimleri bu planla ilhak ediliyor. Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan yerleşim bölgelerinde yaklaşık 700 bin İsrailli işgalci bulunuyor.

“DOĞU KUDÜS” BİLMECESİ

Birleşik bir Kudüs ise İsrail’in kalıcı başkenti olarak tanınıyor. Kudüs’ün doğusunun Filistin başkenti olarak tanımlanması bu durumda hiçbir şey ifade etmiyor. Zira “Doğu Kudüs” ifadesi tanımlanmış bir ifade değil. önümüzdeki dönemlerde Kudüs’ün doğusunda ve duvarın dışında ya da bambaşka bir şekilde tanımlanabilir. Bu durumda kudüsün Doğusu ifadesi anlamsız bir ifadedir.

Plana göre mültecilerin geri dönüşünün önü tamamen kapanıyor. 1948’den beri Filistin’den göç eden yaklaşık bir milyon kişi bulunmakta ve bu nüfus bugün üç milyonu aşmış durumda. Böylece tarihi Filistin topraklarında Yahudi çoğunluk garanti altına alınırken işgal edilmiş bölgelerde mültecilere ait toprak ve mülk işgalciler adına tescillenmiş oluyor.

İşgal bir yana Filistin otoritesi altındaki toprakların işgal edilen yerleşimler dolayısıyla paramparça edilmesi Filistin devletini imkânsız hale getiriyor. Ayrıca Filistin tamamen askerden ve silahtan arındırılıyor, yani direnişin geleceği de tamamen ortadan kaldırılıyor.

VAROLUŞA KARŞI RÜŞVET TEKLİFİ

Planı kabul etmelerinin karşılığında Filistinlilere vaadedilen ise geçici ekonomik rahatlama. Başka bir deyişle Filistinlilere geçici bir ekonomik refah karşılığında ABD, İsrail, BAE, Mısır ve Suud tarafından sadece bir devlete sahip olma amacından değil, iradelerinden ve politik varoluş sebeplerinden de vazgeçmeleri için bir dayatma yapılmış oldu. Ve bunu bir lütuf ve son bir fırsat olarak sunmaktalar. Direnmeleri durumunda ise başlarına gelecek olana razı olmalarından başka bir seçenek bırakılmıyor.

Daha geniş ölçekte bakıldığında ise bu plan aynı zamanda İsrail’in merkezde olduğu, Suud, BAE ve Mısır’ın da bir figüran kılındığı bölgesel dizaynın en önemli boyutu.

Peki Bu durumda neler yapılmalı;

İslâm dünyası alışılmış kınamalar, sembolik toplantılar yerine Yüzyılın Dayatmasına destek olan ülkeleri diplomatik, siyasi, ekonomik baskı altına alacak yaptırımları kapsamlı olarak ortaya koymalılar.

İslâm ülkeleri acilen çok kapsamlı Kudüs’ün başkent olduğu bir Filistin devleti planı açıklamalı ve bu plan, askeri, ekonomik, siyasi ve insani tüm boyutları özellikle geri dönüşleri içermelidir.

İslâm dünyası ortak bir askeri güç oluşturarak Kudüs’ün nihai olarak korunması konusunda ortak bir plan ortaya koymalı ve özellikle Türkiye Filistin tezkeresi ile mutlaka Filistin’de askeri unsurlar bulundurmalıdır.

Filistin’de Filistinin bağımsızlığı ve Kudüs’ün korunması için direnen guruplar tüm imkânlar dahilinde desteklenmelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Celaleddin Duran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?