Reklamı Kapat

Depremden kalanlar

Bir deprem felaketi daha yaşadık. Rabbim beterinden korusun, ucuz atlattık. Jeolojik açıdan deprem kuşağı bölgede yaşıyoruz ve deprem ülkemizin bir gerçeği. Bu konuda alanın uzmanları ciddi uyarılarını her an yineliyorlar. Ancak açıkça görüldü ki binalarımız hâlâ yıkılıyor.

Kentsel dönüşüm yasası bu sorunu ortadan kaldırmak için çıkarıldı, ancak işin sadece rant boyutunun önemsendiği anlaşılıyor.

Kamuoyunda yaygara yapıldığı gibi destek söz konusu olmadı. Ekonomik problem yaşayan insanlara gerekli destek ya yapılmadı ya da çok sınırlı düzeyde kaldı.

Hatta sapasağlam binalar tekrar yıkılıp yerine yenileri yapıldı ama konut fiyatları arttı. Son yirmi yıla yakın geçen süreçte ülkedeki her bir taşı, depreme dayanıklı mı diye kontrol edebilme gücüne sahip olanlar, deprem vergilerini sağlık harcamalarına, yol ve tünellere aktardığını bizzat açıkladı. (bk. Mehmet Şimşekhttp://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/maliye-bakanindan-deprem-vergisi-cevabi-19098600 )

****

17 Ağustos’ta yaşanan acı deprem tecrübesinden ders almış gibi görünmüyoruz. Şiddetli bir depremde yine büyük yıkımların olacağı dile getiriliyor.

Üzerlerine vazife(!) birilerinin eski günlerin görüntüleriyle bugünü kıyaslayarak karşılaştırma yapması sosyal medyada yaygın. Teknolojinin bu kadar gelişmediği geçmişle kıyaslayacağına, çok daha büyük şiddetli depremlerin meydana geldiği Japonya ile karşılaştırma yapmak akıllarına gelmiyor.

Depremden arda kalanlar nedir diyecek olunursa; her zamanki gibi bu felaket de safların ayrıştırılmasına fırsat(!) olarak kullanıldı. Bunun dışında tarihi bir miras olarak milletin göz bebeği olması gereken kurum olarak; Kızılay etrafında dönen hikâyeler.

Bugün deprem, yarın kayak merkezinden çekilen fotoğraflar (Ekrem İmamoğlu).

Depremi bahane ederek birtakım insanların linç edilmesi.

Deprem vergilerinin ve toplanan paraların nerelere harcandığı gibi sorularla hatırlayacağız.

******

Ahlaksız yaşam tarzıyla, yaptığı televizyon programlarıyla neslin bozulmasında büyük etkisi olanlardan birinin, televizyon ekranları üzerinden topladığı paralarla adeta deprem acısını unutturup insanların kalbine yerleştirilmesi hedefleniyor. Yani deprem bir çeşit piar çalışma alanı olarak kullanılıyor.

Hükümete yakınlığı ile bilinen zatın bu yardım kampanyası sırasında ilgili bakana hitaben, “Sayın Bakanım para depremzedelere harcansın” ricasında bulunması geldiğimiz noktayı gayet güzel özetliyor.

Hatırlatmakta fayda var. Deprem vergisi bir yıllığına çıkarılmıştı. 20 yıl oldu hâlâ toplanıyor. Doğru yere harcansa kimsenin zoruna gitmeyecek. Elazığ depreminin ardından tekrar gündem olan, “Deprem vergileri nereye gitti?” sorusuna hesap vermeye zamanlarının olmaması insanları tatmin etmiyor.

Basına yansıdığı kadarıyla deprem bölgesinde Sayın Cumhurbaşkanı gelecek diye depremzede bir ailenin cenazesine el koyup bekletmek ve törene alet etmek sanırım bize has bir durumdur. Eminim kendisinin de böyle bir durumdan haberi yoktur, yağcıların işidir.

Göze çarpan bir başka olay da Ergani Belediyesi'nin yardımlarının siyasi bir adım olarak görülüp reddedilmesi. Kendileri yapınca siyasi değil başkası yapınca siyasi olarak görmeleri doğru değil. Bu tür davranışlardan sonra milletten birlik beraberlik beklemek karşılık bulmuyor, samimi gelmiyor.

****

Evet depremin hafifletici tarafları; ölümün korkulandan az olması, 99 yılındaki deprem gibi büyük bir acı tecrübeyi yaşamış bir toplumun, bu sefer çalışmalarını daha hızlı gerçekleştirmesi ve daha az hasar olması olarak görülebilir.

Elbette acı büyük, acı milletin acısı Allah beterinden saklasın. Tevekkül ile takdir (kader)e iman ve tedbiri elden bırakmamak gerekir.

Sonuç olarak; depremler sünnetullah’ın bir parçası olarak Allah tarafından yaratılmış yasaların bir sonucudur.

Buradan ilahi bir uyarı çıkarmak yanlış değildir. Ancak bu depremleri sadece ahlaki bozulmaya bağlamak da yeterli değildir.

Daha fazla kazanacağız diye binaları yaparken kalitesiz ve yetersiz malzeme kullanımı da ikaz olarak musibete getirir.

“Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar” (Yunus 10/44).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Necmettin Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?