Reklamı Kapat

Çay demlemek az şey değildir!

Japon çay kültürünün dünyaya tanıtılmasında Okakuro Kakuzo’nun yazdığı Çayname adlı eserinin büyük etkisi olduğu söylenir. Öyle ki Kakuzo tarafından İngilizce yazılan ve 1906 yılında yayımlanan Çayname, Japon çay kültürünü tüm dünyaya tanıtmıştır. Kakuzo’nun Çayname’sinde Li-Şih-Layi’den aktardığı şu sözler çok şeyler söylemektedir:

“Dünyanın en kötü üç şeyi şunlardır:

Güzel bir gençliğin yanlış bir terbiye ile bozulması,

Güzel tabloların bayağı adamların beğenisiyle kirlenmesi,

Ve çok güzel bir çayın kötü hazırlanarak heba edilmesi.”

(Çay Kitabı-Mustafa Duman-Kitabevi-S. 16)

Sıralanan üç şeyde de güzelliği bozan bir unsur var. Yanlış terbiye ile gençlik enerjisinin yanlışa sevk edilmesi günümüzün en büyük insan kaynağı sorunudur.

Güzel üzerinde ittifak edeceklerin de güzel olması gerekir diye bir kural yok elbette. Lakin bayağı insanların beğenisi güzele bulaştığında düzgün insanların beğenisi hem değerini hem de etki gücünü yitiriyor. Nasıl olur da bayağı insan kendi doğasında olmayan güzellikle ilgili değer biçip kıymet bildirebilir? Bayağıların kendilerine özgü bir güzellik algıları olmalı ve bu algı bayağılığa çok yatkın olması gerekir.

Çok güzel bir çayın kötü bir hazırlayıcı tarafından getirildiği durum da böyledir. Çay güzel, fakat onu demlemeye kalkan el beceriksiz ve kötü ise eldeki kötülük çaya da çayın suyuna da demine de bulaşır ve kanındaki deveranını keşfeden kişi hayata dair çok büyük şeyler keşfetmiştir aynı zamanda. Zamanın bile demini alma terbiyesi vardır.

Demsizlik uykusuzluk gibidir, kendi içine oturmayan her şey demsizdir. Uykusu eksik insan bu yüzden kendi içine doğru düzgün oturamaz. Oturamadığı için kendi dışına da yerleşmekte güçlük çeker. Terbiye bir demleme ve demlenme olayı, beğeni tefrik melekesini kullanabilme seviyesi olduğu kadar beğeninin kafada ve kalpte itminan bulmasıdır. Güzel bir çay güzel demlenmediği zaman hayırsız evlada sahip baba ıstırabı yaşamamak elde değildir.

“ÖTME BÜLBÜL ÖTME YAZ BAHAR OLDU”

Adı Ignacz Kûnos (22 Eylül 1860-12 Ocak1945). Hayatının çoğunu Türklerle geçirmiş Macar Yahudi’si. Üniversiteden mezun olur olmaz Balkanlar’da ve Anadolu’da konuşulan Türkçeyi araştırıp incelemeye yönelir. İstanbul’a geldiğinde Özbekler Tekkesi şeyhi kendisiyle yakından ilgilenip bir oda tahsis eder. Türk halk kültürü üzerine yazdıkları o kadar çoktur ki saymaya kalksanız yetiştiremezsiniz. Derviş masalları mı dersiniz, Türk halk masalları mı yoksa Kırım Tatar, Kazan Tatar halk masalları mı? Türk halk türküleri üzerine yaptığı çalışma ise başlı başına takdiri hak ediyor. Ayrıca Karagöz oyunundan Nasrettin Hoca fıkralarına kadar daha birçok çalışmada imzası var. Bizler kendi kültürümüzün üzerinden hoplaya zıplaya geçerken bir Macar Türkolog içimizde 5 yıllık bir saha çalışması yaparak bizi bize öğretmeye çalışıyor, iyi mi? İgnacz Kûnos Türk Halk Türküleri kitabında (Türkiye İş Bankası Yayınları-1998). Şayet daha 25 yaşında iken soluğu Adakale’de alıp türkülerin peşine düşmeseydi Kûnos baraj suları altında kalan bu adanın türkülerinden acaba kaç tanemizin haberi olacaktı? Mesela şu Budin türküsü baraj suları altından kalkıp da hayatımıza bir daha girebilir miydi:

“Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu,

Bülbülün figanı bağrımı deldi,

Gül alıp satmanın zamanı geldi,

Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu,

Camilerde namaz kılınmaz oldu,

Mamur olan yerler hep harap oldu,

Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

Cephane tutuştu aklımız şaştı,

Selâtin camiler yandı tutuştu,

Hep sabi sübyanlar ateşe düştü,

Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?