Reklamı Kapat

Depremin hatırlattıkları

Elimde Düş Çınarı edebiyat dergisinin 1999-Eylül-Ekim sayısı var. Bu tarih yaşı kifayet eden herkesin aklına millet olarak hepimizi acıya gark eden on binlerce insanımızı yitirdiğimiz, bir o kadarının da yaralandığı Marmara Depremi’ni getirecektir. Bir grup edebiyatçı arkadaşla birlikte çıkardığımız Düş Çınarı dergisi bu sayısından (Deprem Özel Sayısı) sonra bir daha çıkmadı. Yıkılan sadece çınar değil aynı zamanda düşlerimizdi de. Yaşanan acılar derginin bir sonraki sayısını çıkaracak moral bırakmamıştı bizlerde.

Derginin yayına hazırlayıcısı Nurettin Durman ağabey ile birlikte Üsküdar’da son noktayı koymuştuk. Süleyman Çelik’in “Sevgiyi Parçalamayın” başlıklı son sayının takdim yazısı bu burukluğu ve acıyı net olarak ortaya koymaya yetiyordu. Mustafa Özçelik “Âfat” başlıklı şiirinden şöyle sesleniyordu: “Isınmış sular öfkeli enerji yüklü / Yarım kalmış çukulatasıyla / Bir çocuk toprak altında / Seni bekleyen dehşetengiz ölü”.

Emin Karaca “Zelzele” başlıklı denemesinde yeryüzü ile onun anlayacağı dilden konuşmaya çalışıyordu: “Dur artık yeryüzü, tamam hep biz konuştuk bugüne kadar, haklısın söyleyeceğin sözlerin var senin de ama korkutuyorsun sesinle insanlığı.”

Aynı sayıda bu fakirin de bir yazısı var, başlığı çok şeyler söylüyor: “Kıyamete Dayanıklı Evler Yapmak”. 20 yıl evvel yazdığım yazının şu satırlarının altını bu kez sadece çizmekle yetiniyorum: “Güzel bir yaşam iyi kurulmuş bir cümle gibidir. Her birimiz yapıp ettiklerimizle kendi özel ve güzel cümlemizin peşinde değil miyiz? Gök kubbede baki kalabilecek tek söz sağlam bir zeminde içeriğini tamamlamış olan sözdür. Evrensel bir sanat ortaya koyabilmenin yolu da yine evrensel bir düşünceye yaslı olmasına bağlıdır. Yaşam dediğimiz şey, düşünce ve duyarlıklarımızdan çatılar çatıp, sözcüklerimizden evler yapmak telaşından başka nedir ki? Önemli olan kuracağımız evin mekânını, cephesini ve malzemesini iyi seçmiş olmaktır. Bütün ideolojiler üçüncü sınıf malzeme kullanılarak düşünceden yapılmış evlerdir.”

Birkaç gün evvel Elâzığ-Sivrice merkezli meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki deprem herkes gibi beni de alıp o günlere götürdü. Acının, ıstırabın ve acıları tazelemenin de bir fay hattı varmış, anladım. Bir de şiir yazmıştım o korkunç geceye dair ve bir yerinde şöyle demiştim: “Anladı kuşku kadın, bize burda rahat yok / Çözmeden gecemizde kişneyen huysuz atı / Alıp da gitmeliyiz başımızı göklere / Nasıl olsa boşalıyor üstte Allah’ın katı”.

Millet olarak belki de sadece bize özgü olan bir karakterimiz var, zor zamanlarda kenetlenmek! Bu öylesine bir görüntü değil, hakiki bir ruh. Evini barkını depremzedelere açanlardan tutunuz da enkaz altında kalan insanları kurtarmak için cansiperane gayret gösterenlere kadar ne çok güzel insan tanıdık bu deprem felaketinde. Tıpkı 15 Temmuz’da sergilenen mukavemet ve direnişte olduğu gibi deprem felaketinde de halkımızın yardım, gayret ve kardeşlik ruhu görülmeye değerdi. Bu dayanışma şunu gösterdi ki millet olarak bizim inşa ettiğimiz kardeşlik binasının malzemesi sağlam. Çok şiddetli depremlerde bile sarsılmayacak kadar güçlü.

Hüzün ve mutluluk arasında seyreden olağan hayat dediğimiz güzergâhta bu müstesna zamanlarda aldığımız güç ve kolektif bilinçle hareket ettiğimiz zaman kurduğumuz cümlelerin şiddeti azalacak, çatılan kaşlarımız gevşeyecek, yumruk haline gelmiş olan parmaklarımız çözülecektir. Hiçbir şey varlığımız, bekamız ve birlik ve beraberliğimizden daha önemli değildir. Ah bunu unutmamayı bir başarabilsek!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?