Reklamı Kapat

Mobbing mi tarihi eser kaçakçılığı mı?

Geçtiğimiz haftalarda bir intiharla sarsıldık.

Genç arkeolog Merve, canına kıydı.

İddialar korkunç ama onca vahim gidişattan ötürü, olmaz olmaz demedi kimse.

Özel kesimde ya da resmi kurumlarda insanımız mobbing konusunda dehadır.

Zekâsını olumsuzluğa çalıştırmada üstüne yoktur.

İşi öğretmeme, saklama, göstermeme, ya da elemanı dışlama, konuşmama, muhatap almama, örseleme, aşağılama, alay etme, sindirme yarışında kimse eline su dökemez.

Mobbing de hedef; kadınlar, yaşlılar ve gençlerdir.

Kötü niyetlilerin yaptığı bu işyeri hastalığı kapsamında; çalışan hakkında dedikodu yaymak, tecrit etmek, suçlamak, tehdit, rencide etmek, işini yapmasını engellemek, uzmanlığı dışında iş vermek başlıca eylemleri.

Sonuçta kaygı ve stres ile çalışan ya psikiyatri servisine düşecek, ya da istifa edip işten ayrılacak.

Merve daha korkuncunu yaptı.

Ağabeyinin anlattığına göre, çalıştığı Gaziantep’teki Zeugma Mozaik Müzesi’nde bir zimmet devri olayı yaşanır.

Müdürlük, ayrılan bir personelin zimmetindeki 8-9 bin civarındaki tarihi eserin zimmetini, Merve’nin almasını ister.

Fakat sayım yapılır ki, 100-150 eser eksiktir.

Genç arkeolog bu şekilde alamayacağını, ne kadarsa o kadarını alabileceğini bildirir.

Fakat iddialara göre müdürlük tarafından baskı yapılmış.

Genç kız moral olarak çökmüş.

Süreç onu bir mektup bırakarak intihara dek sürüklemiş.

Şimdi hem genç bir insan hayatını kaybetti, hem de tarihi eserler ortada yok.

Türkiye baştanbaşa müze.

En eski çağlara ait eserler mevcut.

Yıllar önce yapılan, “Tunç devrinde kadın” sergisini anımsıyorum da, Adıyaman Müzesi’nden getirilen minicik, birkaç santimlik heykeli görmeye özellikle tıp talebeleri ve hocaları gelmişti. O minicik heykelde binlerce yıl öncesinin sanatçısı, bebeğin yattığı anne rahmini bile betimlemişti. Paha biçilemeyen bu kültür hazinelerini koruyamamak büyük suç.

Ortada genç bir insanın intiharı, ailesinin acıdan bin parçaya bölünüşü, mobbing ve kayıp tarihi eserler bulunmakta.

Ki Türkiye tarihi de, çalınmış eserlerin ayyuka çıkışları ile dolu.

Berlin’de koskoca Pergamon Müzesi’ni, Bergama’dan kaçırdıkları eserlerle kurdular.

Babil’in Asma Bahçeleri, Millet Pazaryeri Kapısı, İştar Kapısı ve Meşatta alınlığı Berlin’ e nasıl gitmişti?

“Yıl, 1870. İzmir-Aydın karayolunu yapan Alman yol mühendisi C. Human, yol yapımı için taş ararken, Akropolis Tepesi’ne çıkar. Gözlerine inanamaz, muhteşem heykeller bir rüya değildir. Hazineye konduğunu düşünür, kendisini arkeolog olarak hissedip, kazı çalışmalarını başlatır. Hazineyi kaçak yollarla, ‘değersiz taşlar’ olarak belgelendirip ülkesine götürür. Mühendis Human, antik döneme ait Zeus Sunağı’nı kestirip, numaralandırarak itinayla paketlettirir. Bu kaçakçılık 1886’ya kadar, on beş yıl devam eder. Akropol şehrinden katırlar ve develerle bu taşlar aşağıya indirilir, oradan mandalarla çekilen kağnılarla Çandarlı Limanı’na, oradan da İzmir Limanı’na götürülür. Gemilere yüklenerek Kuzey Denizi’ndeki limanlara, oradan demiryolu ile Berlin’e taşınır. Hâsılı bu devasa tarihî yapı, ülkemizden Almanya’ya kaçırılır.”

Bergama, yani Pergamon antik kentinin bulunduğu Akropolis bölümünde, anıtın sökülüp götürüldüğü yer boşluk olarak durmaktadır.

Acaba Antep Zeugma Mozaik Müzesi’nden kaybolan eserler, nereye gitti? Genç bir insanın yaşamından vazgeçtiği bu muamma çözülmelidir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?