Reklamı Kapat

Büyük cihat

Aziz Müslümanlar!

Bir imtihan için bulunduğumuz şu dünya hayatında çeşitli şekillerde sınamaktayız. Her kim Allah Teâlâ'nın azabından kurtulmak, sevap kazanmak ve rahmetine ulaşarak cennete girmek istiyorsa nefsinin dünyevî istek ve arzularına gem vurmalı, karşılaştığı musibet ve zorluklara göğüs germelidir. Allah Teâlâ bu hususta şöyle buyurmaktadır:

 “Şüphesiz Allah (dünyadaki zorluklara) sabredenleri sever” (Âl-i İmrân, 46).

İmam Gazali Hazretleri diyor ki: “Allah Teâlâ mahlûkatı üç grupta yaratmıştır: Melekleri, akıllı olarak fakat şehvetsiz bir şekilde yaratmıştır. Hayvanları, akılsız fakat şehvet sahibi olarak yaratmıştır. İnsanları ise, hem şehvetli hem de akıllı olarak yaratmıştır. Kimin şehveti aklına galebe çalarsa o kimse hayvanlardan daha aşağıdır. Kimin de aklı galip gelirse o kimse, meleklerden daha üstün olur.”

Aziz Müslümanlar!

Şunu asla unutmayalım ki haramlar süslü ve çekici de olsa öldürücü zehir hükmündedir. Nitekim balı çok seven bir kimse balın içine zehir katıldığını bilirse ona asla yaklaşmaz. Haramların aldatıcı cazibesine, arkadan gelecek felaket hesap edilerek, heves değil akıl devreye sokularak karşı durulmalıdır. Aklın gereği, haramların anlık zevkine değil, helallerin daimi şevkine talip olmaktır. Haramların çekiciliğine aldanarak bir anlık zevk için ömür boyu felaket yaşayan nice insanlar vardır. Ahiretteki hesabı ise daha ağırdır. 

Rabbimiz kâfirleri tarif ederken, “Zulme saplanmış olanlar bir bilgiye dayanmadan kişisel arzu ve heveslerinin peşinden gitmektedirler” (Rum, 29) buyurarak sürekli nefsin peşinde koşmanın kâfirlere ait bir özellik olduğunu bize bildirmektedir.

Devamlı olarak arzu ve heveslerine göre hareket edenler bir bakıma arzularını ilah edinmekte ve ona tapınmaktadırlar.

Mutlak anlamda itaat edilen varlık yalnızca Allah Teâlâ’dır. Allah’a itaat etmeyip hevalarına tabi olanlar arzularını putlaştıranlardır. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Bayağı arzularını ilah edinen (tanrılaştıran)  kişiyi gördün mü?” (Furkan, 43)  ayet-i kerimesi ile bu hususa işaret ediyor.

Ayet-i kerimede geçen “heva”  kelimesini Elmalılı Hamdi Yazır, “Canının istediğinden başkasını tanrı tanımayan” diye tefsir edip devamla şunları söylemektedir: “Böyle kimselerde hiç hak severlilik yok, sadece bir bencillik vardır. İsteği de gerçek bir fayda değil, sadece canının istediği kuru kuruntudan ibarettir. Bunlar, delil, tanık, hak, hukuk tanımaz, yalnız kendi istek ve zevkine taparlar, zevkleri kendilerinin felaketine sebep olduğunu bilseler de yine hakkı zevklerine kurban ederler. Dini de insanın soyut duygularından, yani sadece istek, arzu ve zevklerinden ibaret sayarlar. Gönülleri neye çekerse ona taparlar, gerçeğin zevkini aramaz, hakkın hoşnutluğunu düşünmez, düşünmek istemezler, bilseler bile yine tanımazlar.”

Diğer taraftan Rabbimiz, nefsinin süfli isteklerine/arzularına karşı koyanlara da şu müjdeyi veriyor: “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır” (Nâziât, 40-41).

Aziz Müslümanlar!

Bilinmelidir ki şehvet, kralları köle yapar; sabır da köleleri kral yapar. Yusuf (a.s.) sabrı ile Mısır’a kral oldu. Züleyhâ ise şehvetinden dolayı kral hanımı iken zelil, hakir, fakir ve aciz oldu. Çünkü Züleyhâ, Hz. Yusuf aleyhisselama olan sevgisinden dolayı sabretmesini bilemedi.

İlk iman nesli olan sahabeler savaştan döndükleri zaman, “Küçük cihattan büyük cihada döndük” derlerdi. Çünkü onlar nefis, şeytan ve heva ile yapılan cihadı büyük cihat olarak sayarlardı. Zira bunlarla yapılan mücadele devamlı bir mücadeledir. Kâfirlerle cihat ise muayyen vakitlerde yapılır. Bu cihadın küçük olarak isimlendirilişinin nedenini İmam Gazali Hazretleri şöyle açıklıyor:

“Savaş cephesindeki mücahit, düşmanı açıkça görür ama şeytanı göremez. Gördüğü bir düşmanla savaşmak görmediği bir düşmanla savaşmasından daha kolaydır. Bir de şeytanın senin nefsinde yardımcısı olarak heva ve hevesin vardır. Fakat kâfirlerin senin nefsinde herhangi bir yardımcısı yoktur. İşte bundan dolayı nefisle cihat daha zordur. Hem, kâfirler ile cihat ederken kâfiri öldürdüğün zaman zafere ve ganimete ulaşırsın. Eğer o seni öldürür ise de cennete ve şehadete kavuşursun. Fakat sen şeytanı öldüremezsin. O seni öldürürse de Rahman'ın azabına uğrarsın.”

Denir ki kim savaşta atını kaçırırsa, düşmana esir düşer. Kim de imanını kaçırır kaybederse azaba müstahak olur. Her kim düşman elinde esir olursa yüzü kararmaz, elleri boynuna bağlanmaz, ayakları kelepçelenmez, karnı aç bırakılmaz, bedeni üryan halde soyulmaz. Ama Allah Teâlâ’nı gazabına uğrayan kimsenin yüzü ateşten kararır. Elleri boynuna zincirlerle bağlanır, ayakları ateşten iple bağlanır. Onun yiyeceği ateşten, içeceği ateşten ve giyeceği de ateşten olur.

Aziz Müslümanlar!

Haramlara düşmemek için şüpheli şeylerden de uzak durmak lazımdır. Nitekim bu konuda Resûlullah  (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: Numân bin Beşîr (r.a.), “Resûlullah Efendimizi şöyle buyururken işittim” demiştir:

“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisi arasında, birçok kimsenin bilmediği şüpheli hususlar vardır. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüphelileri işlerse, zamanla harama düşer. Aynen sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her sultanın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu sâlih olursa, bütün vücut sâlih olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir” (Müslim, Müsâkat, 107, 108).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?