Reklamı Kapat

Amiral battı

Türk basını, niteliği gereği daima güçten ve güçlüden yana olmayı seçmiştir. “Gelen ağam, giden paşam” ilkesizliğini kendisine düstur edinmiş, tabir-i caizse “durakta beklemeyip, gelen otobüse binmeyi” bir yöntem olarak seçmiştir. Bu özelliği nedeniyle de bir dönem” kartel medyası” olarak anılmıştır.

Bu içinde bulunduğumuz dönemdeki medya ise, güç ve güçten yana olmak halini iyice abartmış olup, bu durum gücü kutsamak ve güce tapınmak şeklinde bir ilkelliğe dönüşmüştür. Basının çok büyük bir bölümü artık “tek sesli” olup aslına bakılırsa “sahibinin sesi” kıvamına gelmiştir. Yaşanan garabetin özeti, “tek bir gazete çıkartıp gereksiz kağıt israfının önlenmesi” ironisinde saklıdır. “5-10 gazete, tek manşet” alışılageldik bir durumdur artık.

Bu “sahibinin sesi” kıvamına gelmiş “parti bültenleri” veya “günümüz Pravdaları” için öncelik; haber vermek, bilgilendirmek, halkın haber alma özgürlüğüne hizmet etmek veya hakkın yanında yer almak gibi şeyler değildir kesinlikle. Bu “iliştirilmiş” meyanın tek dedi, gerçek gündemi ne yapıp edip “gargaraya getirmek” ve kendi üretilmiş gerçekliklerini, yani palavralarını halka “gerçekmiş” gibi aktarmaktır. Bu uğurda yalan söylemek, iftira atmak, hakaret etmek de vaka-i adiyeden olup, “her yol mübah” anlayışı gereği normal karşılanır.

Bu medya için “ekonomi çok güzel, her şey mükemmel, bütün dünya bizi kıskanıyor” deyip de 2 gün sonra “ekonomik gerekçelerle” kapanmak, utanılacak bir şey sayılmaz. Halkı aldatmayı ve yalan söylemeyi alışkanlık haline getirince, “utanmak”, “sıkılmak” gibi eylemler de söz konusu olmaz bir yerden sonra. Bu basın orgnlarında olan emeğiyle çalışıp kazananlara olur. Güce tapınanlar, başka yerlerden “yemlenmeye” devam ederler muhtemelen.

Bu medya organları, her gün “emekliye zam” müjdeleri verebilir veya “son kale AKP” nidaları arasında “büyük resmi” deşifre edebilir. Yazdıkları hiçbir şey doğru çıkmasa da, doğru söyleyenlere iftira atıp hakaret edebilirler. Utanıp sıkılmaktan münezzeh olunca bunlar normaldir.

Bu ülke insanının, son birkaç yıldır süregelen ve bir ekonomik krizden çok daha derin ve girift bir yapıda olan ekonomik buhran sebebiyle yaşadığı sıkıntılar, zorluklar, bu güce tapınan medya için “hükümete karşı olumsuz algı”dır sadece. Her eleştiri “vatan hainliği”, “dış güçlerin maşalığı”, “olumlu gelişmeleri çekememezlik”tir. Milyonlarca insanın içinde bulunduğu durum, kendi sığ menfaatleri ve yoz ikbal kaygıları yanında önemsizdir.

Her geçen gün daha da bunaltan hayat pahalılığı, nefes alamaz hale getiren, insanların kendi hayatlarına kıymasına dahi neden olabilen geçim sıkıntısı, bu medyanın umurunda değildir. Onlar için borsadaki rekorlar, küresel/yerel faizcilerin Türkiye’ye duydukları güven(!) daha önemlidir. Yandaş müteahhitlerin 2 tane daha fazla daire satması, ihaleci taifesinin kazançlarına kazanç ilave etmesi, partililerinin servetlerine servet katması daha mühimdir.

Sokaktaki vatandaşı 2 liralık soğan patates için kuyruğa sokanlar değil de, işin doğası gereği önümüzdeki aylar için depoda tutan depocu suçludur. Yanlış ekonomi politikalarıyla halkı bankalara mahkum edenler değil de, “yanlış tapıyorsunuz” diyenler hem kabahatlidir hem de Türkiye’nin ilerlemesini(!) kıskanmaktadırlar.

Öyle bir medyaya denk gelmiş durumdayız ki, 90’lı yılların o iğrenç, tiksinilesi ve dahi utanmaz kartel medyası bile çırak çıkar ancak.

Türk basınının “amiral gemisi” olduğu söylenen gazetenin geçtiğimiz günlerdeki bir manşeti, durumun vahametini göstermektedir. “Amiral”, manşetine “Avrupa Arapları solladı” yazarken, “saç ektirmek için gelen Avrupalılar’ın Arapları geçtiği” gibi müthiş bir olayı halkın gözüne sokabilmiştir. Bu dahiyane manşet, faturası kabarık gelir diye tek odasındaki doğalgazı yakabilen insanların, kredi ve kredi kartı borcu yüzünden haczin kıyısında bulunan 4 milyon, işsizlikten kavrulan 4,5 milyon kişinin, çocuğunun istediği basit bir şeyi bile alamamanın utancıyla canına kıyan insanların sıkıntısını tüm dünyaya haykırmıştır kesin.

Kendi kıytırık ikballeri için halkı es geçenleri tarih ne gazeteci olarak yazar, ne de hayırla anar!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?