Reklamı Kapat

İslâm dünyasına haçlı kancası

Bismillâhirrahmânirrahîm;

 ABD öncülüğündeki Haçlı zihniyetinin İslâm dünyasında oynadığı oyunların tarihi alt yapısını bilmeden onlarla ciddi bir mücadele içine girebilmek mümkün değildir. İsa’nın (a.s.) ölümünden sonra Hıristiyanlar, savaşlar yoluyla dünyadaki varlıklarını sürdürebileceklerine inandılar. Meşhur Haçlı Seferleri’nin amacı budur. Hıristiyanlar 11. yüzyıldan itibaren İslâm’ı yok etmeye giriştiler. Birleşik Haçlı orduları olarak defalarca Müslümanlara saldırdılar.

Milenyum sonrası, 3. bin yılda Asya kıtasının Hıristiyanlaştırılmasını hedef seçtiler. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) oluşturarak, Afrika kıtasını kontrolünde tutmak yoluna girdi. Emellerine ulaşabilmek için Arap Baharı, Ergenekon, terör, iç çatışmalar, savaşlar, suikastlar gibi yöntemleri kullandı.

ABD öncülüğündeki Batı ülkeleri İslâm dünyasında adeta terör estiriyorlardı. Gözdağı vermeler, zorla silâh satmalar, baskılar, sömürüler, küçümsemeler, iç işlerine müdahaleler… En son 2 Ocak 2020’de ABD’nin, Trump’ın talimatıyla, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymanî’yi bir suikast sonucu öldürmesi İslâm dünyası ile Batı arasındaki gerginliği zirveye taşıdı.

İran, haklı olarak suikast olayına şiddetli tepki gösterdi. Suikastın Bağdat Havaalanı yakınında bir füze saldırısı sonucu gerçekleşmesi sebebiyle, Irak olayı “kendi egemenliğine ihlal” olarak gördü. Bütün işgalcileri ülkesinden çıkaracağını açıkladı.

İran Lideri Hamaney, “Suçlular için acı bir intikam bekliyor” ifadesini kullandı. Pentagon ve ABD’li komutanları “terörist” ilân etti. İntikam yemini yapıldı. “İsrail’i vururuz” tehdidinde bulundular.

BİRLİK SAĞLANMALI

Selâhaddin Eyyûbî, Sultan Alparslan, Osman Bey, Sultan Fatih gibi kahramanların elde ettiği zafer ve başarılar öncesi yaptıkları ilk icraatın ne olduğunu biliyor musunuz? Ülkede birliğin temini. Bunu sağlamadan ciddi başarı elde edebilmek mümkün değildir. 

Özellikle Tanzimat sonrası, Haçlı zihniyeti bütün gücünü İslâm dünyasında ayrılık tohumları ekmeye harcadı. Çünkü savaş meydanlarında arzu ettiği sonucu alamıyorlardı. Demokrasi Müslüman ülkelerin arasına sızma aracı olarak kullanıldı.

Her yerde ajanlar türemeye başladı. İslâm dünyasında işbirlikçiler oluştu. Ülkeleri içten karıştırmaya başladılar. Etnik köken, coğrafî farklılık, mezhepçilik gibi unsurları ayrılık, düşmanlık aracı olarak kullandılar. Müslümanlarla “kardeşliğimiz” bile “konjonktürel” hale dönüştü.

1955’te, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’ya nüfuz etmesini önlemek için Türkiye, İran, Irak, Pakistan, İngiltere arasında “Bağdat Paktı” imzalandı. Daha sonraki adıyla CENTO. O dönemde İran en gözde dostumuzdu. Üstat Necip Fazıl Büyük Doğu mecmuasında, “Dost İran Şehinşâhı topraklarımızda” (17.05.1956) gibi başlıklarla haberler yayınlıyor; İran’a edebiyat şaheseri olabilecek övgüler yağdırıyordu.

Aynı yıllarda en büyük düşmanımız ise Mısır ve Nâsır’dı. İslâm Birliği’ni savunan Müslümanlar “Mısırcı, Nasırcı” olarak suçlanırdı. 1979 İran devriminden sonra durum değişti. Sünni Mısır “dost”; Şii İran “düşman” görülmeye başladı. Çünkü İran Amerika ile hesaplaşmayı seslendiriyordu.

Pek çok konjonktürel olayda yukarıdakine benzer çarpıcı farklılıklar görebilirsiniz.

KARDEŞLİK EVRENSELDİR

HÂLBUKİ İslâm kardeşliği konjonktürel değil; evrenseldir. Tamamen inancımız ekseninde ele alınır. En köklü birliktelik bu çeşit kardeşlik üzerine kurulur. Bunu bilen sömürgeci güçler çeşitli oyunlarla “kardeşlik” anlayışımızı alt üst edip zayıflatmaya çalıştılar. Bugünkü İran veya bazı İslâm ülkelerine düşmanlık, kaynağını inancımızdan mı; yoksa konjonktürel yapıdan mı alıyor? Bunda ABD için kullanılan “kadim dost”; “stratejik ortak” gibi söylemlerin etkisi nedir, dersiniz?

Rabbimiz dostlarımızı tanıtır: “Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki, Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılarlar, zekâtı verirler” (Âl-i İmrân, 55).

Allah, namaz kılanları “dost” olarak bildirdiği için İmâm-ı Âzam Efendimiz (k.s.) El-Fıkh’ul Ekber’inde, “Ehl-i kıble tekfir edilemez” hükmünü ortaya koyar. Müslümanlar konjonktürel etkiyle tavırlarını belirlemek yerine; kitabî olarak hareket etmek durumundadırlar.

İslam’ın doğru yorumu “Ehl-i Sünnet ve’l cemaat”tir. Konuya hassasiyeti sebebiyle herkesin bu anlayışa sahip olmasını isteyenler, hemen “doğru akide, sahih inanç” için bir seferberlik başlatmalıdırlar ki, bu gerçeği bilmeyenler de öğrensin.

Elimizde El-Fıkh’ul Ekber gibi sağlam bir kaynak var. Hatta onun şerhi olarak da, “El-İhtiyâr” adlı eser. Yine İmam Matüridî’nin (k.s.) Kitâb’ut Tevhid’i. Konuşmakla, tartışmakla sonuca ulaşamayız. İşimize bakmak, hemen öğrenmeye girişmek gerekli.

“İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak” görevi ihmal edilmemeli. Yöntemi şöyle: “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et” (Nahl, 125).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Orhan İNAN - KIYMETLİ HOCAM,BU GÜN İLK DEFA ,BU GAZETEDE SEVEREK VE İSTEYEREK OKUDUĞUM BİR YAZI BULDUM .ALLAH(CC) SİZDEN RAZI OLSUN..YA SİYASİ MÜLAHAZALARIN,YA "İSLAM BİRLİĞİ"ADINA ŞİA KORUMACILIĞININ YAPILDIĞI YAZILARDAN BUNALMIŞ İKEN,SİZİN GÜZEL YAZINIZ İÇİMİ SERİNLETTİ..ALLAH(CC)'A EMANET OLUN.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 21 Ocak 16:00

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?