Reklamı Kapat

Zamanı taşlamadan

Zaman hiç yerinde durmuyor. Ne kadar çok şey götürüyor, ne kadar çok şey biriktiriyor. Her şey hızla değişiyor. Hiçbir şey olduğu yerde olduğu gibi kalmıyor. “Hiçbir şey değişmedi, her şey eskisi gibi” ve benzeri cümleler artık klişe olmasının da ötesinde bir yer işgal etmiyor. Çünkü zaman akıp gidiyor ve her şey bu akışta yenileniyor. Hiçbir şeyin değişmediğini düşünüyorsan, dön ve içine bir bak bakalım duygun, düşüncen nerede duruyor. Kendini bir kontrol et bakalım. Şayet böyle bir sabiteyi savunmak içinde yaşanılan zamanı, kendisini inkâr etmek demektir. İnsan da eşya da değişiyor. Bütün bunlar içerisinde insan hayal kırıklıkları, beklentiler ile bir arada yaşıyor.  

Bak okunacak ne kadar çok kitap var. Şu köşeye not ettiğim kitapları okumak için bile bir bu kadar daha zamana ihtiyaç var. Belki çoğunluğunu niye listeye aldığını bile hatırlamayacağım.  Hangi ihtiyaçtan hangi düşünceden beslenip buraya kaydettim, ne umdum ne buldum belki de bilemeyeceğim bir başka konu. Muhtemelen zaman ihtiyaçları, duyguları ve düşünceleri de değiştirecektir. Elbette bütün bunları düşünürken uzakta insanın payına ne kadar çok hüzün düşüyor. Ne kadar çok mutluluğa el sallıyor, ne kadar çok hayal kırıklığı var. Bir haber duyuyor, çeşitli duygu karmaşasının içerisine düşebiliyoruz. Her defasında en mutlu anda bile hüzün gelip otağını başköşeye kuruluyor.

Bir ölüm haberi düşüyor mesaj kutusuna, herkes gibi “Allah rahmet eylesin” yazıyorsun. Bu rahmet dileğine hatıraları da ekliyorsun. Hayatının bir dönemini tekrar duyumsuyor ama oraya bugünden bakıyorsun. Güzel şeyler kalmış aklında ve kimseye karşı negatif bir duygu beslemeden hakkını helal ediyorsun. Bu duygu ile hayatına, dostlarına bakıyorsun. Kısa bir zaman zarfında bile insan kendi ile karşılaşıp ne kadar değiştiğini görüyorsun. Belki yürüdüğün yol seni terbiye ediyor. Zaman içinde yürümek yeni bir takım çıkarılmasına neden oluyor. Bıraktığın kişi misin değil misin onu görüyorsun.

Bütün bu git-gellere, bütün arayışlara en güzel ilaç unutmak olabilir. Şayet insan unutmasa nasıl baş edebilir ki bütün bunlarla? Sonra etrafına bakıyorsun herkes ne kadar çok başkalarının yerinde olmak istiyor ve ne kadar çok bir diğerinin değişimine gizli hayranlık besliyor. Hali ile bu da kırılmaları derinleştirip, kabuk bağlatıyor. Bütün bunlardan çıkmak için gerçek bir sevgiye ihtiyaç var. Bugünün insanlarını en çok üzen şeyler sevgisizlik, merhametsizlik ve tahammülsüzlük. Geçmişe bakıp hayıflanmamak ve geleceğe bakıp aşırı ümitlenmemek gerekiyor. Zihin uykuları bölecek kadar kıyasıya bir yargılamadan geçiriyor. Ve faturayı en çok insan kendine kesiyor bu güzel bir şey. Çünkü insan dışarıya ne kadar çok vurursa vursun son tahlilde az ya da çok kendine çıkarıyor.

Zaman değişiyor ve kimseden eski halinde kalmasını beklememek gerekiyor. Cengiz Dağcı’nın dediği gibi; “Şimdiye kadar aştığım hayat yolumun, hatırası içimi yakar gibi olan bir parçası var. O yolu geçmiş bulunduğum halde, bazı geceler ter içinde uyanır, kendimi daha o yolda sanırım.” İnsan uzun bir müddet bu sanrının içerisinde bocalayıp durabiliyor. Gittikçe büyüyen bir çöle dönüşen insanın iç dünyası da, dünyanın içine düştüğü buhranda aynı kalmıyor. Yaşanılış ve duyuluş biçimleri oldukça farklı özellikler gösterebiliyor. Bundan dolayı insanın yaşamaktan başka bir çıkar yolu kalmıyor. Dengeli ve farkında olarak zamanı kaybetmeden yaşamak gerekiyor. Belki de beklentiyi azaltıp insanı daha sağlıklı var edecek yöntem budur. Zamanı taşlamadan, hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?