Reklamı Kapat

Kanal İstanbul Kavgası

Bismillâhirrahmânirrahîm;

KANAL İstanbul üzerinden yapılan kavga ve tartışmaların Türkiye’ye zarar verdiği açık. Farklı düşünenler bir araya gelip müzakerelerle uzlaşılması gerekirken; tartışmalar daha çok medya üzerinden yürütülüyor. Taraflar kendi sevenlerini topluyor; mangalda kül bırakmıyorlar. Sonuçta Türkiye kutuplaştırılıyor. En fazla birbirimize lâzım olduğumuz bir dönemde insanlar birbirinden uzaklaştırılıyor veya soğutuluyor. Bu sonuçtan zevk alabilir miyiz?

Bölgede çember hızla daralıyor. Irak, Mısır, Suriye ve Libya’da yaşananlardan niçin ders almıyoruz? ABD ve onun emperyalist uzantıları İran engelini de aşarlarsa, sıranın doğrudan Türkiye’ye geleceği açık değil mi? Böyle bir tehlike kapıda iken, ülke insanını birbiriyle çatışmaya sürüklemek emperyalist emellere alet olmak değil midir?

İnancımız, bizim yeryüzündeki görevimizin “ıslah” ve “imar” olduğunu bildirir. Emperyalistlerin Türkiye ve İslâm dünyasını sömürdüğünü bilmeyenimiz yok. Yerli otomobil, Kanal İstanbul gibi girişimler, hepimizi sevindirip heyecanlandıracak bir üslûpla yapılmalı. Dış politikada “çok güçlü bir diplomasi”; içte ise her kesimi içine alan “çok geniş bir iletişim” esastır.

Kanal İstanbul üzerinden kullanılan dil Türkiye’nin faydasına değil. Bir taraf, “İsteseniz de, istemeseniz de bu projeyi yapacağız” derken; diğer taraf projeyi “ihanet, felaket, cinayet” olarak görüyor. “Süleymanî suikastı” sonrası yaşanan ABD ve İran’ın birbirine tehditleri için, taraflara “Gerilimi tırmandırmayın” tavsiyesi yapıyorsunuz. Peki, siz de, içte Kanal İstanbul üzerinden yaşanan gerilimi düşürme çabasına niçin girişmiyorsunuz? 

İTİDALLİ OLMALIYIZ

İCRAAT yapma yetkisi iktidarın. Bunda tereddüt yok. Muhalefetin de görüş bildirme, yol gösterme hakkı olduğunu unutamazsınız! Herkes muhatabının konumunu kabullenmek zorunda! Hükümet’in kuşatıcı ve oturaklı olması gerektiği kadar; muhalefetin de insaflı ve vicdanlı davranması şart.  Her iki taraf da sorumlu davranmalı. Üstlendikleri görevin bir “emanet” olduğunu bilmeli; milletimizin hizmetinde olduklarını unutmamalılar.

İktidar, “Ben yaptım oldu; kimse bana karışamaz” havasına girme hakkına sahip değil. Siz özel işinizi yapmıyorsunuz ki! Ülkenin bir de muhalefeti var. Onları da dinlemek zorundasınız. “Öldür ama; dinle!” denir ya! İktidar da, Türkiye’nin sorumluluğunu taşıyorsa, muhalefeti dikkate almak, görüşlerini dinlemek zorunda… Ülke bir bütün! İktidar, kendinden olmayanların varlığını yok sayamaz. İktidar-muhalefet iletişimi tarafları rahatlatır; birbirlerine olan güvenlerini artırır.

Hükümet halka saygı duymalı. Bunun gereği olarak yerli otomobil, Kanal İstanbul projeleri gibi konulardaki tereddütleri gidermeli. Halk 2 seçim döneminde “Yerli uçağımız göklerde” yazan uçak resimlerine şahit oldu. Fakat işin arkası gelmedi. Halk, bir anda örtünün altından çıkan “yerli otomobili” görünce; “acaba!” diyerek tereddüt geçirdi. Bu tereddüdü gidermek Hükümet’in görevi…

Yine Hükümet, 2011 yılında “çılgın proje” diyerek Kanal İstanbul Projesi’ni halkın önüne koydu. Konu kısa sürede askıya alındı. 9 sene sonra konu yeniden gündeme alındı. Halkın bunun gerekçesini öğrenerek tereddütlerini giderme hakkı yok mu?

BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN

GÜZEL ülkemizde kader birliği yapmışız. 83 milyon olarak birlikte yaşıyoruz. Kardeşçe, birbiri için yaşayan bir topluluk olmalıyız. Görev ve sorumluluklarımızı dikkate alarak birbirimizle iletişimi güçlendirmeliyiz. Haddimizi aşmamalıyız. Birlikte yaşadığımız herkesi “kardeş” bilmeliyiz.

Düşmanlıktan, düşmanca söylemlerden kaçınmalıyız. Düşman dışta aranır. Onların kimler olduğu belli. İçte, “düşman” değil; “suçlular” olabilir. İnsan onuru korunmalıdır. Konumu ne olursa olsun, kimse masum insanları hain, terörist, soyguncu gibi sıfatlarla yaftalayamaz. Bildiği bir şey varsa, onları delilleriyle adlî mercilere bildirir. Kararı âdil mahkemeler verir. Masum insanları “damgalama” hastalığına tutulmuş olanların da söyledikleri gülüp geçilecek “basitlik” cinsinden görülmelidir.

Kanal İstanbul Projesi ile ilgili, basın üzerinden yapılan “tek taraflı” değerlendirmeleri dinlemekten usandık. Ülkemizde bir arada yaşadığımız insanlar farklı düşünüyor, diye suçlu da; yanlarına koşarak gidip görüşlerini dinlediğiniz Trump, Netanyahu, Putin, Macron ve benzerleri evliya mı? Türkiye kendi insanına karşı bu derece “acımasız” olmamalı.

İsabetli karar verilmesi sorumluluğuyla görüş bildirenlerin; “zamanlama, önceliklilik, su havzalarının yok edilmesi, tabiat tahribi, jeopolitik denge, ABD’nin talimatı olduğu, rant amaçlı düşünüldüğü gibi” pek çok konuda ciddi endişeleri var. Bu endişeler oturup birlikte müzakere edilmesi gereken cinsten. Konuşup müzakere edebilmeyi öğrenmeliyiz.

Sorumluluğun büyüğü, icraatın başı olarak Hükümet’te! Görüşü olanları sonuna kadar dinlemeli. İsabetli karar verme noktasına ulaşmanın yolu bu!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?