Müslümanlar İçin Birlik Vakti-II

İslâm dininin doğuşu, gelişimi ve geçirdiği evreler incelendiği zaman görülecektir ki, İslâm, kültürel, siyasal, ekonomi ve hukuk alanlarına ilişkin düzenlemeler getirmiş; sosyal yaşamın her alanına müdahil olan Allah (c.c), insanların “hayat, din, akıl, mal ve nesli”ni teminat altına almış ve insanı şerefli şekilde yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de insanın şerefine işaret edildikten sonra Müslümanlara ayrı bir önem atfetmiş ve “(Ey Muhammed ümmeti)! Siz beşeriyet (insanlık) için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah’a imanınızda devam edersiniz…” (Al-i İmran, 110) buyurmuştur.

Muhammed ümmetinin insanlık için ortaya çıkartılmış en hayırlı ümmet olduğu vurgusundan sonra Müslümanların kardeş olduğu vurgulanmış ve kardeşlik hukuku oluşturulmuştur. “Şüphesiz müminler birbirileriyle kardeştirler; öyleyse dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’tan sakının ki size acısın” (Hucurat, 10) ayetiyle sadece kardeş ilan edilmemiş, kardeşler arasındaki kardeşlik hukukunun devam etmesi, dargınlıkların bertaraf edilmesi emredilmiştir. Böylece kardeşler arasında sıkı bir bağ tesis edilmiştir.

Müslümanlar arasındaki bağın bizzat Allah-ü Teâlâ tarafından kurulduğu, “Müminlerin kalplerini birbirine ısındıran O’dur (Allah). Eğer sen, yeryüzünde bulunanların hepsini harcasaydın onların kalplerini (böylesine) ısındıramazdın. Fakat Allah, onların arasını uzlaştırdı. Muhakkak ki O, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibidir” (Enfal, 63) ayetinde anlatılmaktadır.

Kardeşler arasındaki bu bağa zarar veren, bunu hiçe sayıp birbiriyle tartışan ve savaşanlar için de çözüm yolları gösterilmiştir. İki Müslüman kardeşin birbirine karşı olumsuz tavır takınması Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından uyarılmakta ve “Birbirinizle kinleşmeyiniz, hasetleşmeyiniz, birbirinize yüz çevirmeyiniz (küsmeyiniz). Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz…” (Buhari, Edeb, 5) buyrulmaktadır.

İki Müslüman topluluğun/devletin aralarındaki kardeşlik hukukunu hiçe sayarak birbirleriyle savaşması durumunda nasıl tavır takınılacağı konusunda ise Kur’an-ı Kerim’de “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını bulun/düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, Allah’ın koyduğu düzenin kurallarına dönünceye kadar saldıran tarafla savaşınız; eğer Allah’ın emrine dönerse aralarını adaletle bulup adil davranınız. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever” (Hucurat, 9) buyrulmaktadır.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, Müslümanların kendi aralarındaki kardeşlik ve dostluk hukukunu tesis etmesinden sonra, yeryüzünde iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak ve Allah’ın dinini bütün dünyaya yaymakla emrolunmuştur. Bu görevin, insanlık içinden çıkmış bu hayırlı topluluğa verilmesi tesâdüfî değildir. Hak ve bâtıl denkleminde hakkı üstün tutan, hakkı temsil eden böyle bir topluluğun kendi aralarındaki meselelerle uğraşmak yerine vahdet şuuruyla hareket etmesi halinde mutlaka galip geleceğinin teminatı Kur’an-ı Kerim’deki “Yine deki: Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Şüphesiz ki bâtıl, yok olmaya mahkûmdur” (İsra, 81) ayetidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?