Reklamı Kapat

Yolunu Kaybeden Yolcunun Hali

2019’un son günüydü… Eminönü’nde otobüse yetişmeye çalışırken gözüm tek sıra halinde bekleyen insanlara ilişti. Hava soğuktu, yaşlı-genç onlarca insan telaşlı gözlerle beklemekteydiler. Yirmili yaşlarda genç bir çocuğa yaklaştım ve “insanlar neden bekliyorlar, bir sorun mu var” diye sordum. Genç imalı bir şekilde yüzüme baktı ve “ne olacak abla, Milli Piyango bileti alıyoruz, inanıyorum ki bu sefer para bana çıkacak…” dedi. “Allah bunu yasakladı, daha hayatın başındasın, ihtiyacın olan parayı çalışarak kazanabilirsin” dedim. Fakat ifadelerimi bitirmeden tepkiler yükselmeye başladı, kalabalığın arasından beş on kişi seslerini yükselterek hakaret ediyor, ağza alınmayacak ifadeler sarf ediyorlardı. Onlarca erişkin insan bir kış günü, yolun kıyısına ip gibi dizilmiş, Allah’ın haram kıldığı bir kumar için bekleşiyorlardı. İlginçtir bu görüntüler kimsede bir rahatsızlık uyandırmıyordu.

O gün evime giderken Müslüman evlatlarının düştükleri kimlik karmaşasını ve bunun doğurduğu ferdi ve toplumsal sorunları düşündüm. İnsanın inandığı ile eylemleri arasındaki çelişkinin ona getirdiği ruhsal bunaltıyı ve manevi hasarı bütün yoğunluğu ile hissettim. Ne yazık ki bizler çocuklarımıza kültürel kimliklerini oluşturma sürecinde yeterli destek sağlayamıyoruz. Asli kimliğini oluşturamayan, kim olduğuna, ne olduğuna karar veremeyen nesiller rüzgârın önünde savrulan yapraklara dönüşüyor ve kaybolup gidiyorlar. Peki, ne yapabiliriz? Yılbaşı kutlamak Hıristiyan âdetidir, bunu yapmayın demek yeterli değil, onlara önce inanç ve değerlerinin kaynağını öğretmeli ve doğru bir bakış açısı kazandırmalıyız.

ÖMRÜMÜZDEN BİR YIL DAHA EKSİLDİ

Yılbaşı kavramına dayandırılarak hazırlanan bütün programlar, kapitalist sistemin kitleler için kurguladığı bir tuzaktır. İnsanlar geçen zamanın muhasebesini yapmak yerine, akıllarını kaçırmışçasına eğleniyor, fahiş alışverişler yapıyor, içip sarhoş oluyor, tıka basa yiyor ve tüketim furyasına katılarak kendilerini ispat etmeye çalışıyorlar. Sorumluluğunun farkında olan Müslümanlar için ise geçip giden günler, aylar ve yıllar  bir silkinme, öze dönüş ve nefis muhasebesi şeklinde tezahür eder, etmelidir ya da. 

Geçen zamanın bir saniyesini dahi geri getirme şansımız yoktur. Gelecekte bizi nelerin beklediğini ise bilemeyiz. O nedenle her geçen yılın ardından çevremizde anlamını hiçbir şekilde çözemediğimiz eğlenceler tezahür etse de, bizler başımızı arkamıza çevirip geçen zamanın muhasebesini yapmak zorundayız. Zira her dakika her saniye bir kayıptır ve bizler tüketilen zamanı geri getirme imkânına sahip değiliz. Bir yılı daha geride bıraktık. Peki, her saniyesi, her dakikası paha biçilmez değere sahip olan zamanı ne ile tükettik? Vaktin şükrünü eda edebildik mi? Seher vakti secdeye kapanıp sana geldim ya Rab diyebildik mi? Kur’an’la ne kadar muhatap olabildik? Allah’ın bizden istediği gibi bir yaşam sürebildik mi? Nereden baktık hayata? Hangi koordinatta yer aldık? Neleri dert edindik kendimize, neleri mesele edindik? Kayıplarımızı ne olarak algıladık? Dökülen yapraklar gibi akıp giderken insanlar,  istikbali düşünüp hayır hasenatla meşgul olabildik mi? Ne istedik Allah’tan? Hayrı mı şerri mi tercih ettik? Her geçen yıl, takvimden bir yaprak eksilirken, her gün bir yaprak düşerken ağaçtan ölümü ve varoluş mahiyetimizi unutturacak eylemlere mi yöneldik yoksa hayatımızın muhasebesini yapıp vakti nakde çevirmeye mi karar verdik? Bir yılı daha geride bırakan her insanın bu sorulara verilebilecek bir cevabının olması gerekir diye düşünüyorum. Bilmiyorum siz ne dersiniz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?