İslam’ın Oğlu Selman

Selman-ı Fârisî (radıyallâhuanh) İran’da mecusi dinine mensup zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Tabii olarak çocukluk yıllarında babasının dinine tabi oldu. Ancak bu din asla kendisini tatmin etmedi ve sürekli olarak bir arayış içinde oldu.

Başka bir bölgeye gittiği bir gün ibadet eden Hıristiyanlarla karşılaştı. Onları bir süre izledikten sonra kendilerinden dinleri hakkında sorular sordu. Aldığı cevaplar kafasını karıştırdı. Eve geldiğinde, olanları babasına anlattı. Ancak babası bundan rahatsız oldu ve bir daha kiliseye gitmesine izin vermedi. Ama Selman, kısa bir süre sonra bir yolunu bulup evden kaçtı. Ardından da bir ticaret kervanına katılarak Hıristiyanlığın merkezi olan Suriye tarafına gitti. Burada bir rahibin yanında karar kılıp Hıristiyanlığı öğrenmeye başladı. Bir gün bu yaşlı rahip kendisine şu tavsiyeyi yaptı:

“Ey oğulcuğum! Vallahi, benden sonra yeryüzünde sahip olduğumuz durumda olan, sana tavsiye edebileceğim bir kişi bilmiyorum. Fakat son peygamberin zamanı gölgelemiştir. O, hak din olan İbrahim’in dini ile gönderilecek ve İbrahim’in hicret ettiği topraktan çıkacaktır. Onun ikamet yeri ise iki taşlık arazi arasındaki hurmalıktır. Güç yetirebilirsen ona ulaş. Onda gizli olmayan bir kısım deliller vardır. O sadaka yemez, hediyeyi kabul eder, iki kürek arasında peygamberlik mührü vardır, gördüğün zaman onu tanırsın!”

Bu sözleri söyleyen rahip bir zaman sonra ölür. Bunun üzerine Hz. Selman arayış içine girer ve bir gün Arabistan taraflarına giden Kelb kabilesine ait bir kervana rastlar. Kendisini memleketlerine götürmeleri kaydı ile bedelini ödeyerek onlarla bir anlaşma yapar. Fakat kervandakiler, Vâdilkurâ denen gelince anlaşmayı bozarak onu bir Yahudi’ye köle olarak satarlar. Bu Yahudi de bir zaman sonra Hz. Selman’ı Medine’den gelen Kureyzaoğulları’na mensup bir başka Yahudi’ye satar. Hakikat arayışındaki bu yolcu böylece adım adım maksuduna yaklaşmış olur.

Hz. Selmân (r.a.), Medine’de iken insanları bir peygamberin çok yakında çıkacağına dair bir beklenti içerisinde olduklarını gördü. Nihayet Mekke’de Hz. Muhammed (s.a.v.) son peygamber olarak çıktığı haberi Medine’ye ulaştı. Ancak kendisi bir köleydi ve sahibini terk etmesi mümkün değildi. Bunun için gönlü bu yeni çıkan peygamber için yandığı halde Mekke’ye gidemedi. Nihayet bir gün bahçede çalışırken Son Peygamber’in Kuba’da olduğu haberini aldı. Sahibinin bütün engellemelerine rağmen o Kuba’ya koştu. Zira yıllardır beklediği Resûlullah (s.a.v.)’i daha Medine’ye ulaşmadan karşılamak istiyordu. Yanına bir miktar hurma alarak Kuba’ya vardı ve onları Resûlullah (s.a.v.)’e teslim ettikten sonra sahibinin yanına geri döndü.

Hz. Selman kısa bir süre sonra Müslüman oldu. Ancak köleliği hicretin beşinci yılına kadar devam ettiği için Hendek Savaşı’ndan önceki savaşlara katılamadı. Resûlullah (s.a.v.)’i hürriyetine kavuşturmak için Yahudi’nin istediği çok büyük meblağı sahabileri teşvik ederek ödetti ve hürriyetine kavuşturdu.

Yurdundan ve kavminden çok uzaklarda olan Hz. Selman, tüm Müslümanların ortak paydası oldu. Öyle ki muhacirler ona: “Selman bizdendir!” diyerek kendilerinden sayarken, ensar da: “Selman bizdendir.” diyorlardı.

Mekke müşrikleri, hicretin beşinci yılında (m. 627) 10.000 kişilik büyük bir ordu ile Medine’ye doğru harekete geçtiler. Müslümanların bir meydan savaşı yapmaları çok riskli idi. Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak lazımdı ama nasıl? Medine’nin üç tarafı doğal koruma altındaydı. Açık kalan bir tarafını nasıl savunacaklarını Resûlullah (s.a.v.) ashabıyla istişare ederken Hz. Selman (r.a.) şu teklifi yaptı: “Ey Allah’ın Resulü! Bizler İran’da düşman süvarilerinin hücumuna karşı etrafımızı hendekle çevirir, kendimizi öyle savunurduk.”

Bu fikir, gerek Resûlullah (s.a.v.) ve gerekse sahabiler tarafından kabul gördü ve Medine’nin savunma hattı buna göre oluşturulup zafer kazanıldı.

Günlerden bir gün Hz. Selman’ın da içinde bulunduğu bir mecliste ensar ve muhacirler arasında soy-sop konusu açılmıştı. Orada bulunanlar uzun uzadıya soylarını sayıp dökmeye, soylarıyla övünmeye başlamışlardı. Sıra Hz. Selman (r.a.)’a gelince birisi: “Ey Selman! Senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Selman (r.a.): “Benim soyumu bilmek mi istiyorsunuz? Hamdolsun Rabbim beni İslam’la şereflendirdi. O yüzden ben “İslam oğlu Selman’ım” dedi.

Hz. Ömer (r.a.) soy-sop meselesiyle Hz. Selman’ın incitildiğini duyunca yanlarına geldi ve şöyle dedi: “‘Benim de soyumu-sopumu öğrenmek istiyor musunuz? Ben de, ben de İslâm oğlu Ömer’im, İslâm oğlu Selman’ın kardeşiyim!” dedi.

Evet, bizler Müslümanlar olarak tek bir millet ve tek bir ümmetiz. Ve hepimiz İslam’ın oğluyuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?