Reklamı Kapat

Ya yumruk ol ya yumruk ye

Günümüz dünyasının içinde bulunduğu bu durumdan doğrudan ırkçı emperyalizm sorumluysa dolaylı olarak Müslümanlar sorumludur. Çünkü şu anki sosyolojide itiraz etme iradesi olan tek merci Müslümanların duruşundadır. Irkçı emperyalizmin bu coğrafyaya dair tasarrufları kaosun asıl sebebi ise de, Müslüman coğrafyanın siyasal haritasındaki renkliliğin keskinleşmesi çözümsüzlüğün diğer bir sebebidir.

Tarih boyunca Müslümanlar arasında ayrışmalar, çatışmalar ve savaşlar çok defa olmuştur. Ta İslam’ın ilk yıllarında gerçekleşen Hz. Osman’ın şehit edilmesi olayı, Cemel Vakası ve Sıffin Savaşı ile başlayıp zaman zaman Müslüman devletlerin birbirleriyle mücadele ve savaşlarına varan çatışmalar olsa da, tarih boyunca Müslümanların birliği büyük ölçüde sağlanabilmiştir. Bunu sınırsal birlik olarak değil zihinsel birliktelik olarak düşünmek gerekir.

Hatta Müslümanlar arasındaki bu savaşların önemli bir kısmının birliği sağlama niyetiyle gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Birliği sağlamadaki gücünü ve hakkını kendinde bilmenin verdiği bir mücadele alanından bahsediyoruz. Fakat son iki asırdır Müslümanlar arasında farklı bir ayrışma ve parçalanmışlık söz konusu. Mevcut çatışma Müslümanların bu duyarlılıklarından kaynaklı değil, zihinsel dönüşüme dayalı daha ontolojik bir vakadır.

Bu vakayı üç noktada gözlemleyebiliyoruz. Bunlardan birincisi etnik kökene yapılan atfın dinde kardeşliğin yaratılışta eşitliğin önüne geçmesidir. Etnik kimlik vurgusunun sancıları hem Batılılar için hem de Müslümanlar için sancılı olmuştur. Batılılar bunun en ağır bedelini faşizmle yaşamışken, Müslümanlar ise parçalanmış toplumsal kimlik yapısı, devletçiklere pay edilmiş topraklar ve birbirine düşman siyasi iradeler ile yaşamaktadır.

İkincisi mekân üzerine yüklenen kutsallığın ulus devlette hayat bulmasıdır. Dün adına ulus bilinci dediğimiz bugün etrafımızda vatancılık şeklinde görülen bu vaka birlik fikrinin en büyük engellerindendir. Yapay sınırlarla bölünmüş Müslüman halklara ait ulus devletler kutsanarak birlikte hareket etme iradesinin dışında yeni bir diplomatik dil geliştirilmiştir. Ulus devletlerin dış politikadaki refleksleri bu dile paralel olarak ulusal çıkar gibi bir misyonla kendine yön tayin ediyor. Bu da hak ve adaletin değil güç ve menfaatin merkeze alınması sonucunu doğuruyor.

Bir üçüncüsü mezhepsel farklılıkların siyaset mekanizması içerisinde araçsallaştırılmasıdır. Tarihin hiçbir aşamasında Müslümanlar içinde mezhepsel farklılıktan kaynaklanan bir savaş olmamıştır. Bununla ilgili tarihte gösterilen çatışmalar mezhepsel farklılıklardan değil devletlerin güç mücadelesinden kaynaklanmıştır. Günümüzde yapılmaya çalışılan ise mezhepsel farklılıkların çatışma sebebi olmasıdır. Bu durumun bazı gruplar üzerinde başarılı olduğu görülüyor. Ancak asıl arzulanan devletler bazında mezhepsel farklılığın savaşa yol açmasıdır.

Müslümanlar ihtilaflar ve farklılıklar üzerinden tavır alan değil, hak ve adalet şuuruyla hareket eden ferasete sahip olmak zorundadır. Farklılıklardan doğan zenginlikler ayrışmanın ve çatışmanın sebebi olmamalı, küçük farklılıklardan büyük ayrılıklar meydana getirilmemelidir. Aidiyetler asabiyete dönüşmemeli, ötekiler ötekileştirilmeden kabullenilmelidir. Aynı kaderi paylaşanların günümüzde yaşadığı esaretten kurtulmalarının yegâne yolu, birbirleriyle konuşarak birlikte hareket etme iradesini gösterebilmeleridir.

NOT: Yaklaşık yarım asırdır hakkı, iyiyi, doğruyu söyleme gayretiyle hareket eden Milli Gazetemizin 48. yılı hayırlı olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?